Genel, Kahve Mekanları, Kahve ve Seyahat

Kahve ve Seyahat Üzerine Söyleşi : Esra Uğurlu

Seyahat artık hayatımızın önemli bir parçası.. Hepimizin en büyük deşarj yöntemi oldu. Kendimizi mütemadiyen ucuz uçak bileti kollarken buluyor, günlerimizi yeni seyahatleri planlamakla geçiriyoruz. Elimizde mis gibi kokan bir fincan kahve de varsa değmeyin keyfimize.. İşte tam olarak böyle bir anda aklıma geldi Kahve ve Seyahat üzerine bir söyleşi yapmak.. Kahvenin hayatımızdaki ve yolculuklarımızdaki yerini gözlemlemek için iyi bir fırsat olur diye düşündüm. Serinin ilkini çok severek takip ettiğim Esra Uğurlu ile yapmak istedim. Sağolsun beni kırmadı, nefis bir söyleşi yaptık Coffeetopia kahveleri eşliğinde. Coffeetopia dünyanın dört bir tarafından gezginleri ağırlayan Türkiye’nin en başarılı 3. nesil kahvecilerinden biri olduğu için, projemle birebir örtüştü doğrusu.

Kenya-Nairobi

Esra, benim takip etmekten büyük keyif aldığım bir influencer olmakla birlikte zaman içerisinde en yakın arkadaşlarımdan biri oldu. Kahvemizi yudumlarken onun eşsiz seyahat deneyimlerini dinlediğim nice güzel buluşmalarımız oldu. İnsana, doğaya, hayvanlara verdiği değerin lafta kalmayışı ve mütevazılığı onu diğerinden ayıran en büyük iki özelliği bence..

Vietnam-Hanoi

Yönünü Asya’nın, Afrika’nın gizemli topraklarına dönmüş, insanları doğal yaşantısının içinde gözlemlemeyi seven, bunu yaparken gösterişten uzak, içinden geldiği gibi davranan bir gezgin. Aynı zamanda da bir kahvesever. Haydi şimdi lafı uzatmadan söyleşimize geçelim, keyifli okumalar..

1- Merhaba Esra, bize biraz kendinden bahseder misin? Seyahat tutkunu nasıl keşfettin? 

Ben Esra Uğurlu. 35 yaşında bir Sosyologum.  Dünyayı keşfetme arzumun önüne geçmek mümkün olmayınca bir süre önce tam zamanlı işimi bıraktım. Şimdi yarı zamanlı şekilde çalışarak dünyayı geziyorum.

Myanmar-Bagan

Dünyayı gezme, yeni yerler keşfetme, farklı kültürleri tanıma hayalim hep vardı; ama çoğu insan gibi ben de seyahat edebilmek için çok para gerektiğine inanıyor ve biraz da korkuyordum. Yakın ve kısa rotalar ilgimi çekmiyordu. Gitmek istediğim yerlerin daha az tercih edilir yerler olması, hatta güvenli yerler olmaması sebebiyle de endişelerim vardı.

Tanzanya-Darusselam

Bir gün, daha fazla beklemek istemediğime karar verip Fas’a gittim. Fas beni çok tatmin eden bir gezi oldu; fakat o ateş Fas seyahatiyle değil 2. ülkem Hong Kong ile alevlendi. Beklentisiz gittiğim Hong Kong beni çok şaşırttı ve daha sık seyahat etmeye karar verdim.  Ardından da Tanzanya geldi.

2-Yolda olmak sana neyi ifade ediyor? Yolun kendisini mi seviyorsun yoksa bir yere ulaşmayı mı?

Yolda olduğum anlar en mutlu zamanlar. Sanırım ben yolun kendisini sevenlerdenim. Yolda olmanın heyecanını hiçbir şeye değişmem. Özellikle trenle yolda olmaya bayılıyorum. Tren yolculuğu yaparken amacım bir yere ulaşmak değil, o anın keyfini çıkarmak oluyor. Trenler çok dinamik ve hareketli oluyor. Trende kendimi bir yere ulaşmaya çalışan biri gibi değil de bir filmin içindeymiş gibi hissediyorum.

Madagaskar-Morondava

3-Seyahatlerine nasıl hazırlanıyorsun? Rotaları neye göre belirliyorsun?

Rota belirlerken; gideceğim yerin vizesiz veya kolay vize veriyor olması, o noktaya uygun bilet bulma imkanı, bütçe dostu olması ve en önemlisi bu yerin kültürel açıdan beni heyecanlandırması gibi etkenler devreye giriyor. Sanırım en önemli kıstasım, gideceğim yerin beni heyecanlandırması ve şaşırtması.

Sri Lanka-Nanu Oya

Seyahate çıkmadan önce bol bol okuyup araştırıyorum; ancak seyahatlerimi günü gününe planlamak bana göre değil. Bazen ilk gece kalacağım yeri ayarlamadan bile yola çıktığım oluyor.

Guney Afrika-Cape Town

Benim gittiğim ülkede en çok ilgimi çeken şey gündelik yaşam. İnsanlar ne giyiyor, ne yiyor, ne içiyor, nereden alışveriş yapıyor, ne iş yapıyor, nasıl ulaşım sağlıyor, düğünleri-cenazeleri nasıl, çocuklar nasıl oyunlar oynuyorlar, gelenekler neler, geçimlerini nasıl sağlıyorlar… En çok sevdiğim şey sokaklarda ve pazarlarda amaçsızca dolaşıp kaybolmak. Bu sebeple çok da planlı programlı gezmeyi tercih etmiyorum.

4-Kahvenin hayatındaki yeri nedir? Seyahatlerinde kahvecileri de keşfetmeyi sever misin?

Kahveye bayılırım, tam bir kahve insanıyım. Gün içinde abartılı ölçeklerde kahve içiyor olmasam da kahvesiz gün geçirmiyorum.

Kenya-Nairobi Kahveci

Seyahatlerimde kahve arayışına mutlaka giriyorum. Gezdiğim ülkeler genellikle refah seviyesi düşük yerler olduğundan kahveci keşfetmek biraz zor olsa da gittiğim yerlerin yöresel kahveleri varsa mutlaka bulup deniyorum.

5-En çok hangi kahveyi seviyorsun? Evinde kahve demleme ekipmanın ya da kahve makinen var mı?

Ben kahvede sadelikten yanayım. İçine süt, şurup vs katılmış kahveler bana göre değil. Yoğun kahve tadını almayı severim. Espresso, Americano ve Türk Kahvesi en sevdiklerim.

Eve kahve makinesi almayı hiç düşünmedim. Bence çok yer kaplıyor 🙂 Moka Potum ve bakır cezvem şimdilik bana yetiyor.

6-Bu vakte kadar denediğin en ilginç kahve hangisiydi?

Denediğim en ilginç kahve tartışmasız Vietnam’ın Yumurtalı Kahvesi idi.

Vietnam-Tren Yolunda Yumurtalı Kahve

Çırpılarak kremsi hale getirilen yumurtaya, yoğun Vietnam kahvesi ve yoğunlaştırılmış süt eklenmesi ile elde edilen yumurtalı kahve, ister soğuk ister sıcak olarak tüketiliyor. Kıvamlı olması sebebiyle bir kısmı kaşıkla tüketilen kahvenin tadı biraz dondurmalı kahveyi andırıyor. Kıvamı sebebiyle aslında daha çok tatlıya benziyor. Ben severek tükettim.

7-Asya’da çay kültürünün daha baskın olduğunu görüyoruz. Buna rağmen aradan sıyrılan ilginç kahve deneyimlerin oldu mu? 

Son birkaç yılda çok fazla Asya seyahati yaptım. Dediğin çok doğru, çay ağırlıklı bir içecek kültürleri var. Çayları da o kadar güzel ki… Özellikle Uzak Doğu’nun buzlu çaylarına bayılıyorum. Bu ortamda üçüncü dalga kahvecilerin peşine düşmek akıl karı değil; ama karşıma çıkan kahve alternatiflerini de değerlendirmeden geçmedim.

  • Hong Kong’da geleneksel bir lezzet olan Yuen Yeung, ‘Kahveli Sütlü Çay’ gerçekten beğendiğim bir tat. Çay ve kahvenin aynı içecekte buluşması fikri biraz enteresan geliyor olsa da kahveyi sütlü içmeyi seven biri olmadığım halde bu içeceği çok seviyorum. Market raflarında şişelenmiş olarak da satılıyor.

Hong Kong – Kahveli Sütlü Çay (Yuen Yeung)

Hong Kong – Yuen Yeung (Şişelenmiş Kahveli Sütlü Çay)

  • Vietnam’da diğer Asya ülkelerine göre kahve tüketimi çok daha fazla. Adım başı geleneksel kahvecileri görmek çok olağan. Bu kahve dükkanlarında fiyatlar çok uygun ve dükkanlar günün her saati kalabalık. Kahvenin yanında buzlu yeşil çay gelmesi enteresan bir detay ama zamanla siz de alışıyor, kahvenin yanında yeşil çayı arar oluyorsunuz.

Vietnam – Kahve yanında Buzlu Yeşil Çay İkramı

  • Vietnam’daki en ilginç kahve ise kuşkusuz “Yumurtalı Kahve”. Kulağa itici geldiğinin farkındayım ama bu kahveyi daha çok sıvı bir tatlı çeşidi gibi düşünmek daha doğru.

Vietnam – Yoğun Kıvamlı Yumurtalı Kahve

8-Seyahatlerinde sırtçantanda termos ya da cezve taşır mısın?

Genellikle uzun seyahatler yaptığım için sırt çantamda mümkün olduğunca az eşya taşımaya çalışıyorum; fakat kahve keyfimden ödün veremiyorum. Önceki yıllarda bakır cezve taşırken, son seyahatlerimde yanımda moka pot taşıdım. Moka potla kahve demlemek hem çok kolay hem de çok keyifli. İmkan olsa hem cezve hem moka pot hem fincan hem de termos taşırdım 🙂

Uzun seyahatlerim dışında Türkiye içinde kamp yapmayı da çok seviyorum. Kamplarda da yanımda cezve veya moka pot taşıyorum mutlaka. Közde kahve keyfine bayılırım. Benim olmazsa olmazım kahve.

9-Kahvenin kokusunu mu daha çok seversin, tadını mı?

Kahvenin kokusu her zaman güzeldir; ama tadı bazen…

Kahve kokusunu daha çok severim.

10-Kahvenin yetiştiği ülkelerden herhangi birinde bulundun mu? Bulunduysan bu bölgede yaşayan yerli halkın kahveye bakış açısı nedir? 

Kahve yetiştiren Kenya, Tanzanya, Madagaskar, Vietnam, Laos ve Filipinler gibi ülkelerde bulundum.

Kahve yetiştiren ülkelerde kahve tüketiminin çok yaygın olmaması dikkat çekici olsa da kahve, maalesef alım gücü düşük olan halkın ulaşabileceği kadar ucuz bir şey değil. Kahvenin dünya ekonomisindeki yeri göz ardı edilemez.

Vietnam – Kahveci

Üretim yapılan ülkelerdeki kahvenin neredeyse tamamı ihraç ediliyor. Kahve az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler için çok önemli çünkü ciddi anlamda döviz kaynağı. Gördüğüm kadarıyla; yerel halk kahve almak istiyor da ulaşamıyor gibi bir durum söz konusu değil. Mesela sokakta biri sizi çevirip, sizden ona kahve almanızı istemiyor; sizin ona gazlı içecek almanızı istiyor. Onlar için keyifli olan şeyler, işlenmiş ürünler. Bu sebeple bizlerin kahve düşkünlüğüne anlam verebildiklerini de düşünmüyorum.

11-Sence kahve üretildiği yerlerde mi daha çok tercih ediliyor yoksa yetiştirilmesinin mümkün olmadığı coğrafyalarda mı bir tutku haline dönüşmüş?

Kahve yetiştirilmesinin mümkün olmadığı coğrafyalarda değer bulmuş bir tüketim ürünü. Kahvenin yetiştirildiği toplumlarda ciddi anlamda kahve düşkünlüğü görmek mümkün değil. Kahve onlar için bir keyif değil, istihdam demek. Kahvenin ekimi, işlenmesi, ticareti, ulaşımı ve pazarlaması dünya çapında milyonlarca insana istihdam sağlıyor. Dolayısıyla kahveye başka bir anlam yüklediklerini göremiyoruz.

12-Denemek istediğin bir kahve çeşidi var mı?

Yeryüzünde denemediğim kahve kalmasın isterim; ama en merak ettiğim, dünyanın en pahalı kahvesi Kopi Luwak.

Bilmeyenler için; Asya’da yaşayan bir tür misk kedisi kahve bitkilerini yerken kahve çekirdeklerini de bütün bütün yutuyor. Mideye bütün halinde inen bu kahve taneleri, midedeki asitlerin etkisiyle fermantasyona uğrayarak, doğal bir şekilde işlem görüyor. Dışkı yoluyla dışarı atılan bütün haldeki kahve çekirdekleri toplanıp, sterilize işlemlerinden geçtikten sonra kurutularak tüketime hazır hale geliyor.

Ancak bu kahve için pekçok misk kedisinin kafeste, esaret altında tutulduğunu bilmek can sıkıcı. Bildiğim kadarıyla Kopi Luwak kahvesinin yabanıl misk kedilerinden mi, yoksa kafesteki misk kedilerinden mi elde edildiğini anlamanın bir yolu yok. Eğer yerinde görüp yabanıl misk kedilerinden elde edildiğine inandığım bir kahveye ulaşırsam bu kahveyi denemek isterdim. Aksi takdirde deneyebileceğimi sanmıyorum.

13-Türk kahvesi ile aran nasıl?

Türk kahvesini içmekle kalmam, telvesine kadar yerim; ne kadar sevdiğimi sen düşün 🙂

14-Sence ülke bazında milli gelenek ve alışkanlıkları belirleyen güç nedir? Sosyoekomik seviyesi düşük olan ülkelerde insanların yeme içme eğilimleri konusundaki gözlemlerin neler?

Ekonomik açıdan parlak görüntü sergilemeyen ülkelerde beslenme alışkanlıkları, besleyici değeri ve ulaşılabilirliği yüksek ürünlerden oluşuyor.

Gelir seviyesinin düşük olduğu bir ülkede siz: ‘Ben et yemiyorum.’ dediğinizde bunun oradaki insanlar tarafından anlaşılması güç olabiliyor; çünkü et, bu insanlar için çok büyük bir besin kaynağı fakat gelir seviyesi düşük halkın ete ulaşması çok güç. Bu sebeple pirinç, mısır ve patates bazen de alışık olmadığımız besinler devreye giriyor.

Geçen mart ayındaki Laos seyahatimde ülkedeki mutfak ürünlerinin diğer Asya ülkelerine göre pahalılığı ve ülkedeki gelir seviyesinin oldukça düşük olduğu dikkatimi çekmiş, sohbet etme imkanı bulduğum bir yerliye nasıl geçindiklerini sormuştum. “Gerçekten gelirimiz çok az ve her şey pahalı. Bu nedenle bulduğumuz her şeyi yemek zorundayız. Eğer domuz kesmişsek; kulaklarına, burnuna kadar her yerini yeriz. Ancak böyle geçinebilir, böyle beslenebiliriz.” demişti.

Aynı gün beraber gezdiğimiz pazar yerinde bahsettiği şeyi çok daha iyi anlamıştım; çünkü pazarda hayvanların tüm uzuvları, leğen içinde pıhtılaşmış kanları, tezgahta sereserpe yatan sincapları, yılanları, dereden toplanıp getirilmiş kurbağaları, satıcıların pazarcı küreğiyle adeta poşetle çekirdek satıyormuş gibi tarttığı çekirge ve çeşitli böcekleri yakından görmüştüm. Aynı şekilde doğa yürüyüşüne çıktığım ekipteki yerel rehberimizin ormanda fare ve kurbağa yakalayıp bunları pişirmeye çalışması yine biz modern şehir hayatı yaşayanlar için ekstrem bir örnek. Yürüyüşten birkaç gün önce bir köylünün evinin önünde kestiği horozun kanını ne sebeple bir kaba doldurduğunu anlamak da artık benim için zor değil.

15-Seyahatlerinde kahve ile ilgili ilginç bir anın varsa bizimle paylaşabilir misin?

Laos’taki yürüyüşten bahsedince aklıma doğadan kestiğimiz bambular geldi. Bu bambulardan bardak yapıp bardakların içinde de dereden aldığımız suyu kaynatmıştık. O yoklukta, kendi yaptığım yeşil bambu bardağımda granül kahve bile olsa sabah ateşi karşısında kahve içmek çok keyifli gelmişti.

Laos – Kendi yaptığım bambu bardakta kahve

Madagaskar’da bir sahil kasabasındaki sokak tezgahında turistlerin kahve içtiklerini görünce bir tabure çekip ben de oraya oturmuştum. Tencere içinde kaynattıkları lezzetli kahveyi, öylesine suya sokup çıkardıkları plastik bir bardakla servis ediyorlardı. Günlerce sabah kahvelerimi o tezgahta içtim.

Gürcistan-Ushguli

KISA KISA..

En sevdiğin espresso bazlı kahve: Americano

En sevdiğin manuel demleme yöntemi: Moka Pot

En güzel kokan kahve: Türk Kahvesi

En ilginç kahve: Yumurtalı Kahve

İçtiğin en pahalı kahve: Henüz öyle aşırı pahalı bir kahve içmedim.

İçtiğin en ucuz kahve: Vietnam kahvesi (2,5 TL)

İçtiğin en kötü kahve: Granül Kahve

Kahve çekirdeğini en çok beğendiğin ülke: Kenya

Kahvenin yanında en çok sevdiğin eşlikçi: Bitter Çikolata

 

Kahve ve Seyahat konulu söyleşimizin ilkini sevgili Esra Uğurlu ile gerçekleştirdik.. Fotoğrafları bile içimi kıpır kıpır etmeye yetti! Özellikle de şu “yumurtalı kahve”de aklım kaldı. Her insan yeni bir dünya, dünyanı bize açtığın için çok teşekkür ederim Esra..

Esra Instagram’da @esrauurlu hesabından çok güzel paylaşımlar yapıyor. Takip etmenizi şiddetle öneririm.. Özellikle de aynı rotaları görmekten sıkılanlara ilaç gibi gelecek cinsten!

Yeni söyleşilerde görüşmek üzere..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Related posts
Canım Lviv’den Yeni Geldim Hiç Öpmiyim: Lviv Hakkında Bilinesi Detaylar
20 Ocak 2018
Çok Gezersen Evde Kalırsın!
26 Aralık 2017
Doğu Ekspresi ile Machu Picchu..
19 Aralık 2017
Genel, Gezsempatik, Kahve Mekanları, Yurtdışı Gezileri

Batum’un Kalbinde Nezih Bir Mekan: Coffeetopia Batumi

 

Doğu Karadenizde vizesiz pasaportsuz ziyaret edebileceğimiz bir ülke var: Gürcistan! Özellikle de komşumuz Batum, Karadeniz turlarının bir parçası haline gelmiş. Sarp Sınır Kapısı’ndan giriş yapabilmeniz için yeni çipli kimliğe sahip olmanız gerekiyor, bu konuda hiçbir esneme yok. O yüzden riske atıp sınırda şansınızı zorlamanızı önermiyorum. Batum’a kendi aracınızla, otobüsle yahut uçakla gidebilirsiniz. Büyük otobüs firmalarından biri Trabzon’dan direkt sınıra gidiyor. Eğer onda yer bulamazsanız yerel firmalar yarım otobüsle Rize, Artvin, Hopa üzerinden Sarp Sınır kapısına kadar götürüyorlar sizi. Oradan da minibüs ya da taksi alternatifi ile Batum Şehir Merkezi’ne ulaşabilirsiniz..

Avrupa Meydanı

Batum’a geldiniz çok şükür! Peki ne yiyip ne içecek, nerede keyif yapacaksınız? Batum mekanları nasıldır, dilimizi anlarlar mı, İngilizce biliyorlar mı, kafalarda deli sorular.. İşte tam bu noktada Coffeetopia Batumi imdadınıza yetişecektir. İstanbul’dan müdavimi olduğum mekanın Batum’da şubesinin olması ne büyük şans! İyi kahve, iyi müzik ve güleryüz.. Coffeetopia Batumi’ye hoş geldiniz..

Coffeetopia Batumi

Nitelikli kahve deyince Türkiye’de akla gelen ilk isim Şerif BAŞARAN’ın markası Coffeetopia’yı Batum’da görmek ne mutluluk! Bu iyi kahve içeceğimizin habercisi.. Tam Tiyatro Meydanı’nda, Poseidon Heykeli’ni gören merkezi konumuyla Coffeetopia Batumi’ye ulaşım çok kolay!

Tiyatro Meydanı-Poseidon Heykeli

Tarihi bir atmosferde kahvenizi yudumlarken bir yandan da Batum’un dinamik günlük akışını da seyretmeniz mümkün. Özellikle köşede bulunması nedeniyle  caddenin iki yanına da hakim.

Coffeetopia Batumi

2 gün kaldığım Batum’da hem kahvaltı için hem kahve&tatlı molası için, hem de akşam takılmacası için Coffeetopia Batumi’yi ziyaret ettim. Çalışanları Türkçe, İngilizce, Rusça ve Gürcüce biliyor. Böylelikle çok geniş bir müşteri profiline rahatlıkla hitap edebiliyorlar. Arkadaşlar gayet güleryüzlü ve yardımsever.

İç mekanda diğer şubelerden de alışık olduğumuz üzere ortak paylaşımlı dev bir masa ve kitaplık görüyoruz. Yalnız gelseniz bile eminim sıkılmadan vakit geçirebilir, huzurla kitabınızı&derginizi okuyabilirsiniz.

İlk girişte yer alan, barın da bulunduğu kısım büyüleyici.. 100 seneyi aşkın tarihi olan tavan ve duvar işlemeleri öylesine görkemli ki bir müddet gözlem yapmaktan kendinizi alıkoyamıyorsunuz..

Gelelim menüye.. kahveler Coffeetopia’nın kahve üretim merkezi Kahve Fabrikası‘ndan.

Espresso bazlı kahve çeşitlerinin yanında chemex, V60 gibi manuel kahve demleme yöntemlerinden biriyle demlenmiş kahveleri tercih edebileceğiniz gibi cold brew kahve de bulabilirsiniz.

Cold Brew

Bu güzel kahvelere ek olarak menüde yerel lezzetleri de görüyoruz. Meşhur Gürcü pidesi “khachapuri” ile ilk tanıştığım yer olur kendileri. Khachapuri öyle bir lezzet ki hem sabah, hem öğlen hem de akşam tüketebilirsiniz. Özellikle “Adjaruli Khachapuri” pek popüler.

Adjaruli Khachapuri

Pide hamurunun üzerinde Gürcü peyniri, 1 göz yumurta ve tereyağı ile hazırlanan Adjaruli Khachapuri öyle büyük ki iki kişi rahatlıkla doyabilir. Pidenin uçlarından koparıp yumurtasına batırılıp yeniliyor. Bu haliyle bizim Trabzon pidesini andırıyor. Bir de Lazuri dedikleri bir lezzet var ki, onda da pizzaya benzer peynirli pide üzerinde geleneksel sulguni peyniri dilimler halinde yer alıyor.

Lazuri

Bu da gayet leziz ve doyurucu bir yemek, ortaya paylaşımlı olarak da düşünülebilir. Bahsettiğim yöresel lezzetlerin Coffeetopia Batumi’deki fiyatları da gayet makul.

Ormanmeyveli Pasta

Coffeetopia Batumi’de en çok hoşuma giden detaylardan biri de müzik olarak İstanbul şubeleri ile aynı playlistin çalınması. Ben senelerdir müdavimi olduğum için müziklerine de aşinayım. Aynı müzikleri Batum şubesinde de duyunca kendimi evimde gibi hissettim.

Uzaklarda bir yerlerde benzer lezzetler, aynı müzikler ve hayranı olduğumuz güleryüz.. O kadar huzur verici ki, anlatamam.. O yüzden Coffeetopia Batumi benim için Batum’a damgasını vuran mekan oldu.

Sizin de bir gün yolunuz buralara düşerse gönül rahatlığı ile Coffeetopia Batumi’yi ziyaret edebilirsiniz. Özellikle de hijyen konusunu önemsiyor ve yurtdışında gittiğiniz mekanlarda kullanılan malzemelerin kalitesinden emin olamıyorsanız Coffeetopia Batumi size ilaç gibi gelecek, benden söylemesi..

Coffeetopia Batumi

Yeni seyahatlerde ve yeni keşiflerde görüşmek üzere,

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Adres: 6 Konstantine Gamsakhurdia St, Batumi, Gürcistan

Telefon: +995 514 03 05 05

Instagram : @coffeetopiabatumi

Related posts
Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

YURTDIŞINA ÇIKMADAN ÖNCE DEĞİŞİK DÖVİZLERİ NEREDEN ALABİLİRİM?

Seyahatler artık hayatımızın önemli bir parçası.. Yurtiçinde gezerken iyi hoş ama, ne zaman ki adımımızı herhangi bir kara, hava ve deniz sınırımızdan dışarı atıyoruz, pek çok farklı para birimi ile karşılaşıyoruz.. Şu an bütün döviz bürolarında Amerika Doları ($) ve Euro (€) bulmak mümkün.. Peki para birimi farklı olan bir ülkeye seyahat edeceksek değişik döviz türlerini nereden bulacağız? Kendi ülkemizde temin etmeden gittiğimizi düşünelim.  İşte o zaman külahları değişiyor, havaalanlarındaki “kazıkçı” döviz bürolarının gazabına uğruyoruz. En iyi ihtimalle şehir mekerkezinde en az komisyonu alan döviz bürosunu bulmaya çalışıyoruz.

Danimarka-Kopenhag-Nyhavn

Bu esnada zaten değeri gitgide azalan paramız ufaldıkça ufalıyor, eğlenmek için gittiğimiz seyahatlerimiz maddi birer külfete dönüşüyor.. Peki yok mudur bunun bir çaresi? Var efendim! Bu yazı bunun için yazıldı 🙂

Kapalı Çarşı

Ben Tarihi Yarımada’da çalışıyorum. Haliyle turist yoğunluğuna paralel olarak döviz bürosu sayısı da çok.. Budapeşte’ye gitmeden evvel beni bir merak aldı. Acaba Macar Forintini İstanbul’da bulabilir miydim? Çevremdeki döviz bürolarına sormaya başladım. Tüm oklar aynı yeri gösteriyordu.

Çemberlitaş

Tam Çemberlitaş’ın karşısında yer alan Üçel Dövizi buldum ve sordum: “Sizde Macar Forint’i bulunur mu?” . Tabi dediler.. Trink diye istediğim miktar dövizi önüme koydular. Tabi ben önce dedim acaba çok komisyon alıyorlar mı? CE Currency uygulamasından kontrol ettim, 1 ya da 2 TL gibi bir fark vardı. Böyle olunca içim daha da ferahladı..

Macar Forinti (HUF)

Sonrasında Bulgaristan seyahatim için “Bulgar Leva”sını, Peru seyahatim için “Peru Yeni Sol”ünü, Ukrayna seyahatim için “Grivna”yı, Danimarka seyahatim için “Danimarka Kronu”nu buradan yine en fazla 1-2 TL farkla alıp rahat rahat gittim bu ülkelere..

Ukrayna Para Birimi: Grivna (UAH)

Bugün de Singapur ve Malezya seyahayim için “Singapur Doları” ile “Malezya Ringgiti” aldım, bu satırları Kapalı Çarşı’dan taze taze yazıyorum 🙂

Singapur-Doları

Ben ilk gittiğim zaman her hangi makul bir döviz bürosu bulana kadar beni bir müddet idare edecek kadarını çeviriyorum. Çünkü;

  • Yeni bir ülkeye ilk ayak basıldığında bir acemilik ve yorgunluk oluyor.
  • Havaalankarındaki döviz büroları her daim yüksek miktarlarda komisyon alıyorlar.
  • İnsanın aklında binbir türlü düşünce oluyor, o telaşe ile para bozduracak yer bulmak zulme dönüşebiliyor.
  • Bazı yerlerde kredi kartı geçmeyebiliyor, iş ve işlemler için yerel para gerekebiliyor.

Tüm bunları düşününce, İstanbul’da yaşayan ve farklı ülkelere seyahat etmeyi seven biri için Üçel Döviz tam bir kurtarıcı.. Az da olsa, cebinizdeki yerel para sizi daha güvende hissettirecektir.

Üçel Döviz-Çemberlitaş

Seyahat öylesine güzel birşey ki onun önündeki tüm engelleri ortadan kaldırıp, oluşabilecek tüm kaygıları da minimize etmek gerek.. Aksi takdirde keyif almak için çıktığımız yol zulme dönüşebilir..

Budapeşte-St.Stephans Basilica

Seyahatseverler için en ufak bir para dahi önemlidir. Komisyonlara verilebilecek o paralarla belki bir müze daha ziyaret eder, bir lokal yemek daha tadarız, ya da böyle gül şeklinde dondurma yiyebiliriz:)

Peru-Cusco-Aguas Calientes

İstanbul’da değişik döviz türlerini bulmak mümkün! Şimdi dünyanın geri kalanı düşünsün 🙂

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah ..

Nilgün KARAKAŞ

 

Related posts
Genel, Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

DONUYORUM ÖYLEYSE VARIM: KOPENHAG HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER..

“Abi Nordiklerde napıcam hava soğuk, insanlar soğuk, üstüne üstlük bir de pahalı ki, gitmesem daha iyi, ben almıyım… “ Bu cümleyi kuralı çok olmamıştı ama kendimi bir anda Kopenhag bileti alırken buldum. Muhtemelen renkli sokakları bilinçaltıma işlemişti, ben de şuursuzca onun kontrolüne girmiştim..

Bereket versin ki nasılsa pahalı diye seyahati uzun tutmamayı akıl edebilmişim. Yoksa maazallah doğmamış çocuklarıma yüklü bir borç bırakabilirdim 🙂  THY kışın ortasında güzel bir indirim yapmış, ben de gidiş dönüş biletimi 350 TL ye almıştım.

Aman efendim, low cost havayolu firmaları candır, yemek de yemeyiverelim, film seyretmek zorunda mıyım uçakta, evimde seyrederim diye kendimi avuturken bir de baktım ki ben nispeten uzun uçuşlarda yemek yemeyi ve film seyretmeyi çok özlemişim.

Bu bünye uçakta yemeğe hasret, mangolu musa susamış 🙂

Medeniyetin beşiği, gelişmişlik timsali bir ülkeye giderken benim de standartlarımın bir nebze düzelmesi iyi oldu. Neyse, Sezerciğe bağlamayayım. Pegasus’a dönüş yapmam bir indirim duyurusuna bakar, hepten de çemkirmeyeyim 🙂

Malum gitmeden evvel biraz araştırma yapıyoruz. Severek takip ettiğim Oitheblog ve arkadaşlarım Bavulumdaki Hikaye ile Zeynep Cansoylu benden evvel Kopenhag’a gitmekle kalmayıp özene bezene pek cici yazılar yazmışlardı. Onların çok faydası oldu. Sadece 2 günümün olması, Malmö‘de konaklıyor olmam, havanın geç aydınlanıp erken kararması ve gerçekten çok soğuk olması benim mazlum 2 günümü daha da miniltmişti. Ama ona rağmen aldığım keyfin, yaşadığım mutluluğun tarifi yok. İyi ki gitmişim diyorum şimdi..

SAHİ, KOPENHAG NE ANLAMA GELİYOR?

Efendim Tüccar Limanı anlamına geliyor. Çünkü eskiden buraya tüccarlar gelirmişti felan. Açıklayamadı 🙂

KOPENHAG HAVAALANIN’DAN ŞEHİR MERKEZİNE NASIL GİDİLİR?

Bunun pek çok yolu var. Dayınızın kızı Kopenhag‘da yaşamasına rağmen kocişkosunu sizi havaalanından almaya ikna edememişse sizi şöyle alalım:

  1. TREN: Terminal 3’ten 10 dk’da bir kalkan treni kullanarak 15 dk sonra central station da olabilirsiniz.
  2. METRO: M2 istasyonundan yaklaşık 5 dk’da bir kalkan metro ile 13 dk gibi bir sürede merkeze (Norreport durağı) ulaşabilirsiniz. (Tren ile metronun ücreti aynı)
  3. OTOBÜS: 5A numaralı otobüs ile yaklaşık 25-30 dk’da şehir merkezine ulaşabilirsiniz.
  4. TAKSİ&UBER: O kadar paranız varsa benim bu gariban blogumda ne işiniz var 🙂 İlle de binicem taksiye vurucam kırbacı diyorsanız yaklaşık 250-300 DKK yani 170-200 TL gibi bir bedel ödeyerek şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Yok ben taksiye her yerde karşıyım, yaşasın UBER diyorsanız bu fiyatların 1/5 oranında daha indirimli halini tahayyül edebilirsiniz.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIM

Yürüyerek gezmeye müsait bu şehir. Pek büyük sayılmaz. İyi bir planlama ile rotanızdaki yerlerin tamamını yürüyerek gezebilirsiniz. Zaten ulaşım bedelleri epey pahalı. İsteseniz de istemeseniz de yürüyeceksiniz 🙂 Ben bir tek Superkilen Park için Norrebrø‘ya giderken otobüs kullandım.

Superkilen Park

Otobüs bileti alırken ineceğiniz durak önemli. Kaç zone geçecekseniz ona göre bilet alıyorsunuz. Hani öyle ben yanlış indim, geri pineyim de gideyim kafalarına giremezsiniz çok. 1 zone fiyatı 12 DKK, 2 zone fiyatı 24 DKK diye gider böyle..

Norrebro’nun renkli caddeleri..

Kopenhag kartı alırsanız şehir içi ulaşımı ücretsiz bir şekilde sağlayabilirsiniz ama o da pek ekonomik sayılmaz. Şayet müzelerin çoğuna zaten gidecekseniz kart kendini amorti ediyor, şehir içi ulaşım da yanınıza kar kalıyor.

Bisiklet kullanımı çok yaygın.

Ayrıca en mantıklı yöntemlerden birisi de bisiklet kiralamak. Ben bisiklet kullanamadığım için detaylarına giremiyorum ama ilginiz varsa tam da yerine geldiniz bence.

KOPENHAG’DAN MALMÖ’YE NASIL GİDİLİR?

Her ne kadar Malmö İsveç sınırlarında bir şehir olsa da konum açısından Kopenhag‘a çok daha yakın. O yüzden Malmö’de yaşayan arkadaşım her daim Kopenhag üzerinden Malmö‘ye geçtiğini söylüyor (Türkiye’den Malmö’ye direkt uçuş yok). Çünkü Kopenhag Havaalanı‘ndan direkt Malmö‘ye geçmeniz mümkün ve çok basit.

Biletinizi kiosklardan alıp durakta bekliyorsunuz, üzerinde Øresund yazan trene biniyorsunuz ve bir kaç durak sonra “Tebrikler, Malmö’desiniz!”. Yaklaşık 25 dakika sürüyor havaalanından.

Kiosklarda İngilizce alternatifi mevcut.

Eğer şehir merkezinden Malmö‘ye gitmek istiyorsanız önce København H (Merkez Tren Garı) gidip havaalanı trenine aktarma yapmanız gerekiyor. Bu da yaklaşık 35 dakika gibi bir süre demek.. Aşağı yukarı yarım saatte 1 ülkeden başka bir ülkeye gitmenin fikri bile eğlenceli 🙂

Øresund Köprüsü‘nin bir kısmı deniz üzerinde, diğer kısmı da deniz altında tüp geçit şeklinde. İsveç sınırına girdiğinizde pasaportlarınızı hazır etmeyi unutmayın. Vize kontrolü yapıyorlar. Ayrıca bilet kontrolü yapıldığını da söylemeliyim. Her daim biletinizi alın ve kaybetmemeye çalışın. Tek yön bilet 110 DKK (75 TL) [Fiyatı özellikle yazdım, biletinize sıkı sıkı sarılın diye 🙂 ] .

110 kroncuk 🙂

Her ne kadar Malmö‘de yapılacak sahiden pek birşey olmasa da (ki bunu en sevilmeyen şehirlere gidip öve öve bitiremeyen bir Ninü olarak söylüyorum..) bir taşla iki kuş tadında, sadece yarım saat tren yolculuğu ile 2 ülke görebilirsiniz.

Malmö

Ayrıca Øresund Köprüsü‘nden geçmek de pek keyifli, hani metro kompartmanları içinde koşup “Bakın şu anda Danimarkadayım, bakın şimdi İsveç’e geçtim.” gibisine şebeleklikler yapabilirsiniz. Tümüyle içinizdeki çocuğu öldürme oranınızla ilintili..

DİKKAT! Malmö Merkez’de inmek istiyorsanız tercih edeceğiniz durak Malmö C olmalı. Sonra İsveç’e ayak basar basmaz adı sanı duyulmamış bir durakta inip de kaybolursanız sorumlusu biz değiliz 🙂 Tren saatlerini şuradan kontrol edip, kendinize uygun saatlere bilet alabilirsiniz.

SOĞUK MESELESİ…
Ben zaten çok üşüyen bir insanım. Yaz günü dahi “fanila”sını çıkarmayan, terliksiz yere basmayan, resmen “çorapla uyuyan” (biliyorum sağlıksız ama üşüyorum napim), en ufak yelde bir yerleri tutulan, açık kapı ve pencerelerin azılı düşmanı, dizinde battaniye ile adeta babaanne gibi yaşayan bir insanım. Üşümem normal görünebilir, ancak… Bu öyle böyle bir soğuk değil! İstediğin kadar kat kat giyin, katmanları delerek vücuduna ulaşıyor soğuk. Adamı resmen dövüyor!

Rosenberg Kalesi

Yer yer aptallaşıyor insan, algılama kapasitesi düşüyor, ben nerdeyim, ne yaptınız bana, geldik mi gibi abuklu subuklu laflar ettiriyor. Günün sonunda sıcak bir yere ulaştığınızda buzlarınızın çözünmesi en az 1 saat alıyor. Dakikalarca manasız manasız etrafa bakınıp hücrelerin normal insan standartlarına dönmesine şahit oluyorsunuz. Yani bu öyle bir soğuk ki mitokontri bile itiraz ediyor, abi enerji üretecek enerjim kalmadı, ne haliniz varsa görün diyor 🙂

Botanik Parkta donma keyfisi 🙂

İşte bu öyle bir soğuk ki, ilkokulda camdan atlarken kırdığınız kolunuz da, ağaçtan düştüğünüzde incittiğiniz ayak bileğiniz de yeniden ağrımaya başlıyor, yıllar evvel varlığını unuttuğunuz bir iç organınız dahi üşüyerek “ben buradayım” diyor!
Bu öyle bir soğuk ki afedersiniz burnunuzun içindeki ifrazat donuyor. Daha fazla çirkinleşmeden soğuk konusunu kapatayım desem de, her satırda yeniden açılacağına emin olabilirsiniz. Çünkü bu gezimde en çok kullandığım iki kelime “soğuk” ve “güzel”di.

MADEM O KADAR SOĞUK, NE GİYELİM? KONU KOMŞU SORARSA NE DİYELİM? 

Lahana formülü en kullanışlı yöntem! Katman katman giyiniyoruz, gerektikçe katman katman soyunuyoruz. Soyunurken müzik açıp açmamak tercihinize kalmış 🙂 Varsa termal içlik ve bilimum ekipmanınız, işte tam da yerine geldiniz. Ünlü bir Çin atasözü der ki:
“İçlik giyende piçlik olmaz!”
Farkındaysanız kış mevsiminde gidiyorsanız falan demiyorum, çünkü zaten hep kış 😂😂 Yazın en cafcaflı döneminde 17 dereceye yükseldiği hakkında rivayetler aldık ama yazın giden arkadaşlar da yine ince mont giyme ihtiyacı hissettiklerinden bahsetmişlerdi. Velhasılıkelam, gittiğinizde muhtemelen hava soğuk olacak.

Soğuğa teslim 🙂

Benim gittiğim 24-26 Şubat tarihlerinde hava güneşliydi ama sıcaklık 0 ile -6 °C aralığında seyretti. Bu bir bakıma iyi oldu, çünkü pek güzel renklere sahip olan bu şehri, sis, pus, yağmur, çamur, kar, tipi olmadan bol bol fotoğrafladım. Hee yer yer parmak uçlarımdan donma başlayıp ileriye doğru devam edecek gibi de oldu ama onda da 1 fincan sıcacık kahve imdadıma yetişti..

Espresso House yaygın bir kahve zinciri..

Kıyafet diyorduk, konu nerelere geldi.. Şapka, atkı, eldivene ek olarak size tavsiyem güneş gözlüğü de kullanmanız. Ya da “acımız büyük gözlüğü” falan takabilirsiniz, en azından rüzgarı keser 🙂

Donmasam iyi kızım aslında 🙂

Çok da işinize karışmak istemiyorum ama, sadece bereye güvenip yola çıkmayın, kapşonlu ve uzunca bir mont tercih edin. Kapşon soğuğu sahiden iyi kesiyor.

Tabi arada kapşonu açıp, şapkayı çıkarıp sağlığınız pahasına fotoğraf çekinmeyi de unutmayın 🙂

Ben ayrıca dağcılık yapanların kullandığı polar ağız bantlarından da öneriyorum, hani böyle arkadan cırt cırtlı boyunluklar var ya ağzınıza da dolayabileceğiniz, onlardan.. Çünkü sıcak tutsun diye muhtemelen yün şal&atkı tercih edeceksiniz, onlar da ağız bölgesinde insanı gıdıklıyor, şuursuzca nefes alıp vermeye çalışırken yündü tüydü yutabiliyorsunuz. Ben ne yutucam, bir arkadaşım anlattı 🙂

DANİMARKA’NIN PARA BİRİMİ NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Danimarka, Avrupa Birliği’ne üye olmasına rağmen artistik yapıp kendi parasını kullanan çok kral bir ülkedir. Sahiden de çok kraldır, çünkü böylesine değeri yüksek bir para birimi anca krallara layıktır. An ibariyle 1 Danimarka Kronu (DKK) 0.68 TL dir. Az gibi durduğuna bakmayın. Çünkü en basit bir kahve 45 DKK. Düşünsenize bizde 9 TL. Onlarda 31 TL. Aslında şöyle bir hesaplayınca Euro da son dönemde çok arttı. Barselona’da Camp Nou’ya girmek için 25 Euro yani 128 TL gibi bir para ödediğimi düşünecek olursam, Danimarka’da Amelienborg Sarayı’na giriş ücretinin 110 DKK yani 75 TL olması, çok da aşırı pahalı değilmiş sanki ya. Tam olarak ne hesapladım gerçekten bilmiyorum. 40 yapar deyip gideyim birisi ne olur arkamdan hesaplasın 🙂

GELİŞMİŞLİK KONUSUNA GELİŞİGÜZEL BAKIŞ VE DANİMARKALILARIN SICAK KANLILIK&SNOBLUK ANALİZİ ÜZERİNE (Tez konusu bulamayanlara fikir oluyomuş 🙂 )
Malum Danimarka gelişmiş bir ülke. Hani biz gelişmekte olan bir ülkeyiz ya, gittim, gördüm, orda gelişmişi var. Ben onların gelmişini, gelişmişini, 7 Nordiğini kıskana kıskana öldüm. Arkamdan “hasetten gitti “diyeler, mezar taşıma “az daha gelişeydik ne olurdu” yazalar 🙂 Neden, çünkü çok fazla vergi alınan bir ülke olmasına rağmen, bunların sahiden de yol, su, elektirik, eğitim, refah şeklinde döndüğü, sosyal hakların göz kamaştırdığı, insanların sakin ve kibar olduğu bir ülke.

Evlerin böylesine renkli olduğu bir ülkede insanlar acaba nasıldı?

Beni biliyorsunuz aman da samimiyet, canım da güleryüz diye kendimi parçalarım. Bu Nordik soğukluğu beni bozar mı diye korkmadım değil. Ama gördüm ki boşuna korkmuşum. Ben geziyor ve yeni yerler görüyor olmanın sonsuz mutluluğuyla ağız dolusu kadar güldüm, onlar da bana aynı tatlılıkla karşılık verdiler. Çok tatlış ve kibardılar.

Atelier September’dı o tatlış mekan:)

Hatta epey cool ve hipster bir mekanda tam 5 kere masa değiştirdim adeta Pierre Loti’de masa kapıyormuşçasına, ses etmediler, yüzlerini düşürmediler, çemkirmediler, artiz artiz bakmadılar.. Daha ne diyeyim..

BİR YAŞAM TARZI OLARAK BİSİKLET
Soğuğa rağmen en yaygın ulaşım aracı kendileri. Bisiklet kullanımı teşvik ediliyor çevre kirliliğini önlemek adına. O soğukta, karda kışta buzda ısrarla bisiklet kullanıyorlar ya helal! Ama bi Amsterdam değil bisiklet konusunda. Orada resmen hayati tehlike altında yayalar 🙂 Amsterdam gezi notlarım için şurayı tıkırdatabilirsiniz..

BİR ŞİŞE SUYA SERVET ÖDEMEMEK İÇİN..
Anavatandan çantanızda pet şişe, su matarası, SuCo gibi materyallerle geliyorsunuz, bulduğunuz çeşmeden doldurup afiyetle içiyorsunuz. Çünkü müjdemi isterim, Kopenhag‘da çeşme suyu içilebiliyor 🙂 Yok, şişe taşıyamam derseniz yalnızca 1 kez kazıklanın, onu da 7 Eleven’dan alın ki nispeten ekonomik olsun. Sonra yine o şişeyi doldurmak suretiyle su ihtiyacınızı giderirsiniz. Açıkçası ben kahve içmekten suyu hatırlamadım bile, elbette doğru değil, hatta kahve içince daha fazla su tüketmek gerekir ama pet şişedeki su çantada buz tuttuğu için, içerken yemek borunuz donmasın diye söylüyorum 🙂

TERS KÖŞE: EKONOMİK ALIŞ VERİŞ ALTERNATİFLERİ
Kopenhag araştırmalarımda gözüm öyle korktu ki pahalılıktan, muhtemelen çektiğim fotoğraflar yanıma kar kalır, bişeycikler alamadan dönerim demiştim. Ama yanılmışım.. Evet hediyelik eşyalar epey pahalı, bir magnet 5-6 Euro; 2 magnet, 1 mini kupa, 1 rozet ve 2 kartpostala 25 Euro ödemiştim. Ama Kopenhag’da yüreklere su serpecek, insanı alış veriş manyağı edecek, pek ilginç, sevimli ürünler satan Flying Tiger ve benzeri mağazalar var. Bunlara kısacık tatilimde defalarca girdim, çikolatalar, baharatlar, doğum günü konseptli materyaller alıp durdum. Ünlü Strøget Caddesi‘nde de şubesi var, hem ziyaret hem ticaret 🙂

Tiger de canımı ye!

Hobi malzemeleri, ev dekorasyon ürünleri, mutfak malzemeleri, hediyelikler, şekerlemeler, falanlar filanlar.. İllaki hoşunuza gidecek birşeyler bulursunuz. O yüzden ne yapın edin, bu mağazalara uğrayın. Böylelikle hediye almadan döndüğünüzde kaynana dili ile sizi darlayan pek yakın aile fertleri ve yangında ilk kurtarılması gereken arkadaş güruhunu hediyeye doyurabilirsiniz. Hocam, Nordiğin “BİMİLYONCUSU” bile karizmatik!

HYGGE FELSEFESİ ÜZERİNE..

Danimarkalıların dünyaya armağan ettiği bir güzellikler silsilesi bence.. Kelimenin tam karşılığını bulmak güç olsa da, sıcacık bir soba, şömine başında, elde bir bardak kahve, leziz çikolatalar yahut çörekler, ayakta rahat yün çoraplar, mum ışığı eşliğinde dostlarınla, ailenle yapacağın huzur dolu bir sohbet mesela Hygge..

Elmalı tarçınlı çörek ve kahve.. Mutluluk efendim..

Böylesine soğuk ve karanlık bir ülkede, küçük şeylerden mutlu olmanın kitabını yazmışlar. Yani sahiden de yazdılar kitabını, hatta şu anda tüm dünyada Bestseller listesinde 🙂 Bu felsefe Danimarkalıların ruhuna işlemiş durumda.. Zaten sadeliği seven Danlar, Hygge kafası ile az ve öz eşya ile kendine sıcacık ve mutlu bir yaşam alanı yaratmayı başarmışlar.. Benim gibi romantik ruhlu bir balık burcunun zaten hygge kafasını sevmemesi mümkün değil. Sanırım yaşam şartları zorlaştıkça insan kendi kendine bir çıkış yolu buluyor, huzura mutluluğa ermek için.. Düşünsenize soğuk bir memlekettesiniz, 2 saat dışarıda kaldınız resmen dondunuz, biri size kapısını açsa, şöminenin başına oturtsa, elinize sıcacık bir kahve tutuştursa ve mis gibi kokan tarçınlı bir çörek verse yanında, mum ışığının hafif rüzgarla ettiği danstan dahi keyif almaz mıydınız? Yaz gelsin diye tuttururken kışı o kadar cazip hale getirdim ki, tutmayın benii, Nordiklere gidiciiim 🙂

Çok da kitabi bilgiye boğmak istemem sizi ama, yazıyı minikten sonlandırırken belki lazım olur diye bir kaç önemli bilgiyi şuracığa bırakayım..

DANİMARKA HAKKINDA MADDE MADDE..

  • Bir İskandinav ülkesi olan Danimarka’nın başkenti Kopenhag’dır.
  • Resmi dili Danca’dır, nüfusunun %90’ınını Danimarkalılar oluşturur.
  • Eğitim sistemi çok gelişmiştir, okuma yazma oranı %100’dür. Ayrıca eğitim ücretsizdir.
  • İrili ufaklı 400’den fazla adacıktan oluşmuştur. Grönland en büyüğüdür.
  • Danimarka Anayasal Monarşi ile yönetilmektedir.
  • Ülkenin sadece Almanya ile kara sınırı vardır.
  • LEGO bu ülkede üretilmiştir, “iyi oyna” anlamına gelir.
  • Çocuklar için yazdığı masallarla ünlenen Hans Christian Andersen, Skype‘ın kurucusu Janus Friis Danimarkalıdır.
  • Walt Disney’in Disneyland’ı kurarken TIVOLI’den etkilendiği düşünülmektedir.
  • Dünyanın en mutlu insanlarının Danimarka’da yaşadığını doğrulayan araştırmalar vardır.
  • Vikinglerin diyarı Danimarka’da okullarda yüzme dersi zorunludur.
  • Tuborg ve Carlsberg Danimarka’nın sevile bira markalarıdır.

Velhasılıkelam, donduran soğuğuna, cep yakan pahalılığına rağmen Kopenhag çok güzel bir şehirdi. Renklerine, evlerine, sokaklarına, kahvelerine, doğal güzelliğine doyamadım.

2 gün yetmedi, yetmez. Yine olsa yine giderim. Ve sizlere de gönül rahatlığı ile tavsiye ederim. İzin probleminiz varsa, her ne kadar yetmese de hafta sonu dahi Kopenhag‘a gitmelisiniz.

Yeni yollarda yine görüşmek dileklerimle..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Related posts
Genel, Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

Canım Lviv’den Yeni Geldim Hiç Öpmiyim: Lviv Hakkında Bilinesi Detaylar

Merhaba. Ben Yesempatik pengueni Ninü. Ben de Lviv gezisi sonrası Lviv övme hastalığına yakalandım. O kadar çok çünkü sıralayabilirim ki konuyla ilgili.. Bu ara çok bulaşıcı bu virüs. Muhtemelen size de bulaşacak, kayıtsız kalamayacaksınız. İşinize yarar belki diye Lviv hakkında bilinesi detayları bilgilerinize arz ederim!

Rynok Meydanı-Christmas Market

NE OLURSAN OL GEL! (VİZESİZ& PASAPORTSUZ)
Zati vizesiz olan Lviv‘e artıkın pasaportsuz, yeni çipli kimliklerle girilebiliyor. Ama kapıda sorguya takılıyorsunuz. Muhakkak uçak gidiş dönüş biletinizin ve otel rezervasyonunuzun çıktısını alın. Bir de cebinizdeki paraları göstermenizi istediklerinde garipsemeyin. Yani evet gerçekten çok garip, ama Lviv‘in güzelliğine gölge düşürecek bu hareketleri ben görmezden geliyorum.

Paraların fotoğrafını çekmeleri de cabası. Bence pasaportunuz varsa “kimlik kasmayın”. Haybeden kaybedilen 1-2 saate yüreğiniz cızz etmesin sonra. Ama pasaportunuz yok diye de gitmemezlik yapmayın 🙂 . Dizi dizi inciyim, tutarsızlıkta birinciyim 🙂 .
HAVAALANINDAN MERKEZE GİDEN YOLUN ÖYKÜSÜ..
Lviv nasılsa ucuz, taksiyle giderim bencilere selam olsun! Sizi gidi koca yürekliler! Canım, ressmen 3 grivna 9 numaralı troleybüs bileti.

Niçin yok yere 150-250 grivna veresiniz ki? Yo yo, savurganlığın böylesine saygı duyamıyorum azizim, üzerime gelmeyiniz.. Bileti şoförden alıp sonra yerine yerleştirip işaretliyorsunuz. Ben işin sırrını kaptım, herkesin biletini ben işaretledim. Muavincilik kafasını seviyorum 🙂 . 9 numaralı troleybüs sizi üniversitenin önündeki durakta bırakıyor. Yaklaşık 10 dk yürüdükten sonra old town a ulaşabiliyorsunuz.

Ben lazım olur belki diye gitmeden evvel Ukrayna taksi uygulaması UKLON’u indirmiştim ama gerek kalmadı. Yok ben ille de taksiye binicem diyorsanız bari bunu kullanın.. 
ELLERİ ÖPÜLESİ PARA BİRİMİ: GRİVNA=UAH
Bizim paramızdan daha değersiz -burası biraz ağır oldu sanırım- bir para bulmanın tatlı sarhoşluğu.. Danimarka kronu ile yurdumuza giriş yapan bir “nordik” coolluğunu Lviv‘de yaşayabilmenin dayanılmaz hafifliği.. An itibariyle 1 TL 7.64 grivna.

Ahhh grivna, sen ne güzelsin: Benimle evlenir misin? Dikkatimi çeken paranın böylesine değersiz olmasına rağmen 1 grivananın dahi kağıt olması..

Dim Legend-Baca Temizleyicisi

Yani Dim Legend‘de baca temizleyicisi heykelinin şapkasına bozuk para atmak zorunda kalmasak resmen coin (yazar burada bozuk para değil de coin diyerek Evropadan yeni geldiğini hissettirmek istiyordu adeta, tümüyle görgüsüzlük :/ ) görmeden Lviv‘i terkedecekmişim.. İlginçli..
LVİV’İN SALI PAZARINDAN UCUZ OLMASI..
Çok tercih edilmesinde kuşkusuz bunun payını yadsıyamayız. Daha evvelden giden arkadaşlar eskiye nazaran fiyatların %30-40 zamlandığını söyleseler de şu haliyle bile epey uygun. Tabi bunu dolar, euro, sterlin, kronla falan karşılaştırmaya kalktığınızda yaşadığınız dehşete güzel gerilim filmi çekilir diyorum. Bir kaç örnek verecek olursam:

  • Craft bira 38-45 grivna
  • 1 kadeh şampanya 48 grivna
  • Sıcak çikolata 42 grivna, üzerine fındık ekletirsen 52 grivna,
  • Büyük boy pizza 80 grivna, tövbe bismillah bunu nasıl bitiricez biz boyutu 150 grivna
  • Kremalı mantar çorbası 79 grivna gibi..

Daha evvelden, yani Lviv böylesine popüler olmazdan evvel fiyatların daha uygun olduğunu söylüyor arkadaşlar. Şu haliyle bile epey uygun olduğunu söylemeliyim. Tabi burada da şöyle oluyor; nasılsa ucuz diye 1 yiyecekseniz 2 yiyorsunuz, ustam donat masayı diyorsunuz, Arap Şeyhiymişcesine bahşiş bırakıyor, canınız ne isterse kısıtlamıyorsunuz. Böyle olunca da yine para harcanıyor tabi ama hem gözünüz hem gönlünüz doymuş oluyor. Artık paramızın pek çok para birimi karşısında değersizliğinin acısını ne derece çektiğimizi Lviv‘in ucuzluğunu görünce freni boşalmış kamyon tavrı sergilememizden anlamışsınızdır 🙂 . Ahh şu fakirlik.. Olsun, hiçbir şey gezmemize engel olamaz 🙂 .

Ermeni Mahallesi

UKRAYNA’NIN %85’İ KADINMIŞ DİYORLAR..

Öyle bile olsa bundan bize ne? Resmi kayıtlara göre kadın ve erkek nüfusu arasında büyük uçurumlar yok ama sahiden havaalanındaki görevlilerden tutun da mekanlardaki garsonlara kadar çoğunluk kadın.. Belki hizmet sektörünü kadınlar daha çok tercih ediyordur, bilemiyorum.

Rynok Meydanı

Ama kendini fasulye gibi nimetten sayan bir takım “Türk Erkeği”lerin “Aga, orda hiç erkek yokmuş, gidip de Türk’ün kudretini gösterelim, ni hah hah hayy” gibisine “minnoş” beyinlerini hurafelerle doldurdukları aşikar.   Duyduğum kadarıyla bu sığ (daha çirkin kelimelerim de var ama siz anladınız) yaklaşımları orada da irrite edici bulunuyormuş ama işte ne yaparsın, ekonomik kriz deyip sineye çekiyorlar. 

BİR UÇAK DOLUSU ABAZANNUSLA UÇMAYA HAZIR MISINIZ?

Harbi harbi uçağın %95‘i erkekti (Edebiyle giden beyler burayı üzerine alınmasın.) . Dönen muhabbetleri anlatıp hiç tadınızı kaçırmayayım. Ukrayna’nın zihinlerde yarattığı o garip algı işte bu abazannusların el emeği göz nuru. İnsanlara Ukrayna’ya gidicem deyince, eee senin ne işin var orda diye seviyesiz muhabbetlere girdiler. Bereket versin ki son dönemde gezginler ve seyahatseverler arasında popüler oldu da, “cici kızlar” ve “tatlış çiftler” tarafından daha sık tercih edilir oldu. Sahiden abartmak istemiyorum ama arkamda oturanların mide bulandırıcı muhabbetlerini yol boyunca dinlemek zorunda kaldığımdan sanırım bir nebze eleştirmeye hakkım vardır!

GÜZEL HABER! Bu abazannuslar zaten sizin gideceğiniz güzel mekanlara gitmediklerinden şehir içinde çok denk gelmiyorsunuz. Bi de bu sözde dindar arkadaşlar “zinalarını” yaptıktan sonra tümden “çarpılmayalım” diye kiliseye falan da girmiyorlar -hani o da semavi din hesabı- o yüzden uçak ve pasaport kontrol dışında onlarla çok karşılaşmıyorsunuz 🙂 .

PUTİN RESMİNİ TUVALET KAĞITLARINA BASMAK..

Evet.. Böyle bir olgu var.. Nasıl kinlendilerse artık, varın siz hesaplayın.. Kim haklı kim haksıza hiç girmeyeyim, zira o işlere girersek tüm dünyayı “düşmanımız” addedip yerimizden “kımramamamız” gerek. Siz sadece şunlara dikkat edin:

  • Starter evresindeki Rusçanızı Moskova’ya, St. Petersburg’a saklayın! Rusça bilseler dahi konuşmak istemiyorlar. Yaralarını deşmeyin!
  • Rus düşmanlığından beslenen konseptli mekanlara girdiğinizde Putin’li darta ok fırlatmaya hazır olun.
  • Patatesi, semaveri Ruslar’dan gördük, Cumhuriyet kurulurken bize destek oldular, oradan bi sempatim var diyerekten Ukraynalıların cinlerini tepelerine çıkarmayın 🙂 .

RUSÇA KONUŞMA DEDİN, UKRAYNACA DA BENDE YOK, PEKİ NASIL İLETİŞECEĞİZ İNGİLİZCE BİLMİYORLARSA..

Canım tek derdin bu olsun yaa, hallederiz.. İngilizce bilinmemesi şokunu ilk havaalanında geçirdim. İnsan ne kadar da olsa havaalanı çalışanları bir miktar İngilizce bilir diye düşünüyor. Yanıldığımı anlamam çok uzun sürmedi.. Evet bilmiyorlar ama bu çok da problem olmuyor. Restoranların çoğunda İngilizce menü var zaten, hiçbir şey yapamazsanız oradan gösterirsiniz. İngilizce menü yoksa da ıh ıh ıh deyip dolaptan tatlı, sandviç seçersiniz.

Arkadaşlar sene olmuş 2017 hala mı dil bilmem iz bilmem triplerindesiniz, aşın şunları artık. Bildiğin vücut dilini kullanarak dünyayı gezenler var. Kafaya takmayın bu meseleleri, akışına bırakın. Çok da sorun ediyorsanız çeviri uygulamaları falan indirin. Tatlı canınızı böyle şeylerle üzmeyin. Seyahatin önünde ne engel varsa kaldırın yahu!

Mesela para bozduracaksınız. Adam İngilizce bilmiyor. Ama size tutarı hesap makinasına yazıp gösteriyor. Mağazalarda da öyle. Bu sefer de “orta derece” İngilizcenizi kullanmayıverin canım 🙂

LVİV GÜVENLİ Mİ?

Güvenli. En azından old town öyle. Gece dahi sokaklar hareketli ve insanlar rahat rahat geziniyorlar. Otelinizi de merkezden ayarladıysanız tadından yenmez. Sırt çantası ile gezdim. Çantamı önüme takma ihtiyacı duymadım. Ama böyle dedik diye sallım süllüm gezip ganimetlerinizi çaldırırsanız da sorumluluk kabul etmem 🙂 .

Otel demişken..

LVİV’DE NEREDE KONAKLAYALIM?

Lviv ekonomik bir şehir, konaklama da öyle.. Biletinizi aylar evvel aldıysanız, konaklamanızı da erkenden ayarlarsanız emin olun çok uygun fiyatlara otel&daire bulabilirsiniz. Old towna yakın bir yer seçerseniz şehir yaşantısının kalbinde, rahat rahat gezer eğlenirsiniz. Biraz dışarıdan yer ayarlasanız dahi en kötü 15-20 dk yürüyerek merkeze ulaşabilirsiniz Biz nasılsa uygun diye tam şehrin göbeğinde bir daire ayarladık Booking.com üzerinden. Dreaming Apartment, Rynok Meydanı’nın yanı başında, Dominik Katedrali manzaralı nefis bir daireydi.

100-150 yıllık tarihi bir binada konumlanıyordu tam da hayallerimdeki gibi. Ben tümüyle büyülendim..O eski ahşap merdivenlerden yukarı çıkıp kapıyı açtığımda içerisini görünce bir şok daha yaşadım.

Dreaming Apartment

Evet rezervasyonu yaparken fotoğraflarını görmüştüm. Ama biliyorsunuz bazen fotoğraftaki olmıyor, hayal kırıklığı yaşanabiliyor.. Yüksek tavan, 2 camlı dev 2 pencere, nefis zevkli bir dekorasyon, mumlar, çiçekler, tablolar, gömme dolap ve İKEA  nın o fotojenik halısı..

Minik bir mutfak, çay, kahve, makarna, kap kacak ne ararsanız var. Tertemiz ve temizlik maddeleri ile full donanımlı.. Bir kere daha gidersem yine orada kalırım kuşkusuz. Yalnız 2 handikapı var:

  1. Girişte tabela yok: Bulmakta güçlük çekilebiliyor. Atlas restoranun önünden Dominik Katedrali’ne doğru yürürken yol tam sonlanacakken solda büyük eski bir kapı var. Açıksa dalin içeri, değlse şifresi 13, aynı anda dokununca o eski kilit açılıyor.
  2. Dairenin sahibi zerre İngilizce bilmiyor. Numarayı aramak yerine whatsapp tan İngilizce yazın. Translate kullanıp size cevap yazıyor. Anahtarı teslim ederken tüm parayı grivna olarak peşin alıyor, siz giderken de gelip anahtarı teslim alıyor.

Ev öyle güzeldi ki, soğuk bir mevsimde giderseniz kahvenizi hazırlayıp, mumlarınızı yakın ve yağan karı pencereden seyrederek anın tadını çıkarın! Benim gibi Lviv Handmade Chocolate‘den aldığınız çikolatalarınızı da yemeyi unutmayın 🙂 .

21-24 Aralık 2017 tarihlerinde 400 TL idi 3 geceliği. Kişi başı 200 TL gibi düşününce bence ekonomik. Tabi bu fiyatın yarısını verip bir tık daha salaş bir yerde de konaklayabilirsiniz. Bu tümüyle bütçeniz ve keyfinize kalmış..

LVİV MEKANLARI..

Biliyorsunuz ben seyahat olaylarına bu derece eğilmeden evvel varımı yoğumu yeme-içmeye, mekanlara harcıyordum. Benim için, restoran ve cafelerin yeri hep ayrıdır. Yeni yerler keşfetmek en büyük tutkum. Lviv bu manada o kadar kaliteli ve doyurucu ki.. Dışarıdan bakıyorsunuz, ay burası çok turistik, kötü hizmet, lezzetsiz yemek, çok para mantalitesi vardır kesin diyorsunuz, sizi fena utandırıyor doğrusu.

Atlas

Epey mekan gezdim, girip de beğenmediğim olmadı. Hepsinin ayrı bir dokusu, konsepti var. Çok büyük emekler harcanılmış dekore edilirken. Bir kaç yeni mekan dışında yine pek çoğu eski ve köklü mekanlar. Lviv’liler de çoluk çömbelek bu mekanlarda vakit geçirmeyi seviyorlar.

Şehri onlar da yaşıyorlar bizdekinin aksine.. Bizde orta halli vatandaşlar çoğunlukla maddi sebeplerden ötürü, biraz da öyle bir alışkanlık olmadığından yemeğini evde yiyor her daim. Anne gel sana köfte ısmarlayam desen, “yavrım çoğcuğum, o paraynan sen bana 1 kilo kıyma al, ben senin karnını bir hafta doyururum evladım” der. Hevesin kursağında kalır. Oysa o annecik de arada bi yemeğe çıkarılabilse, yorulmasa, bulaşık derdi olmasa, farklı lezzetler tatsa fena mı olur? Oyy yine başladım sosyal mesajlı atarlı giderlenmelere. Ama ne yapayım, üzülüyorum böyle de :/ .

Velhasılıkelam, Lviv sırf mekanları için dahi gidilebilecek gurme bir şehir. Zevkle dekore edilmiş, nefis lezzetler, kahveler sunan mekanlarını deneyimlemeden dönmek Lviv‘e haksızlık etmek demektir! Ayriyetten ete düşkünlüğünüz varsa Lviv‘de leziz etleri çok makul fiyatlara yiyebilirsiniz.. Mons Pius’ta yediğim etin tadı hala damağımda. Yine olsa da yine yesem  🙂 .

LVİV’DE CHRISTMAS MARKET RUHU..

Lviv aslında benim bir taşla 2 kuş vurma projem.. Nasıl oluyor derseniz; hem Lviv‘i merak ediyor hem de Avrupa’nın herhangi bir yerinde christmas market deneyimini yaşamak istiyordum. O yüzden aralık ayının sonuna bilet aldım.

Rynok Meydanı-Christmas Market

Evet, çok soğuktu, bile bile lades oldum. Ama krismıstır yeni yıldır, bunlar karla, soğukla güzel.. En önemli meydan Rynok Meydanı ya, orada görünce christmas matket ı “heh dedim, tam yerine gelmişiz” . Ama bir baktım ki epey zayıf.

Ortada buz pateni yapılan bir alan, etrafta bir kaç ışıklı stand falan.. Bir saniye, bu resmen Feshane’de yapılan “Sivas günleri” gibi bişi.. Orada da örgü yün çoraplar, burada da.. Orada da hediyelik eşyalar, burada da.. Yerel yemekler.. Evet tıpkısının aynısı bir format. “Hocam bu muydu olayınız, tü sizin markıtınıza, bi çam ağacınız bileme yok. Bizim evde bile var, sizde yok!” diye ileri geri densizce konuştum. Vay bana vaylar bana! Bir sene bunun hayalini mi kurmuştum..

Rynok Meydanı-Christmas Market

Neyse, bir kupa glühweinimi içip biraz sakinleştim ve Lviv mekanlarının tadını çıkarttım. Ta ki Opera Binası’na gidene kadar..

Opera Binası

Gelmeden evvel opera bileti almıştım üzerinize afiyet.. Efendi efendi operamı seyretmek üzere yola koyuldum. Tam vardım ki, bir de ne göreyim.

Christmas Market

Yarebbim bir coşku, bir hazırlık, bir heyecan, tazyikli bir sevindiriklik.. Ortada da dev bir çam ağacı..

Yahu, asıl christmas market ın burada olduğunu bana niçin söylemediniz bre gafiller! Bre zındıklar! Her yer şıkır şıkır..

Yalnız bir sorunumuz var: oyunumuzun başlamasına 5 dakika vardır! İşte bu fotoğrafları operaya koşarken alelacele çektim.. Bir sorunumuz daha var.. Opera 3 perde ve christmas market lar akşam 9da kapanıyor.. Gidip efendi gibi operamı seyrettim, 2. perdeden sonra çıktım. Bu sefer de bir yağmur, bir soğuk.. Tıpış tıpış Rynok Meydanı‘ma döndüm. Hay Rynoklarına oklar saplanasıca! Velhasılıkelam, olur da aralık ile ocak arasında bir tarihte Lviv‘e giderseniz asıl christmas market ın Opera Binası önünde kurulduğunu unutmayın. Bu da böyle hüzünlü bir hikayedir..

Pazarda hediyelik mum standı

LVİV’E NE ZAMAN GİDELİM?

Lviv‘e aklınıza estikçe çıkın çıkın gelin anacım.. Malum pasaport yok vize yok.. Her türlü, her haliyle güzel. Yalnız.. Ben aralık ayında çok üşüdüm.. Kat kat lahana gibi giyinmekten çok usandım. Daraldım.. Sokakta az biraz gezip kendimi cafelere attım.

Günün ortasında odama gelip bildiğin yorganın altında ısınıp tekrar dışarı çıktım. Ve iki lafımdan biri şu oldu. Ben buraya yazın tekrar gelmeliyim! Gelmeliyim ve sokaklarının tadını doyasıya çıkartmalıyım. Size önerim, mümkünse yaz aylarında gidin. Bakın bahar bile demiyorum.

Böyle kat kat giyinmesem iyi kızım aslında 🙂

Soğuk diyorum arkadaşlar so-ğuk ! Yazın bile 20 derece falan, oradan pay biçin.. Biz 3 gün donduk, tam gideceğimiz gün hava 7 derece birden yükseldi, gezilebilitesi artar hale geldi. Biraz da şans azizim.. Tabi eğer ki buz üstünde askılı elbiseyle foto çekinebilen blogger kocayürekliliğiniz varsa, biz sizi hiç tutmayalım, siz kışın da gidebilirsiniz 🙂 .

LVİV’DEN ELİ BOŞ DÖNENLER NE OLUR?

Taş olurlar taşş! Belçika’dakinden güzel çikolatalar, misler gibi kahveler, likörler, votkalar, atkılar, şapkalar..

Kalp şeklinde çikolatalar

İllaki ilginizi çekecek birşeyler bulursunuz. Magnet almadan duramayanlardansanız, müjdemi isterim, Paris’ten alacağınız magnet fiyatına 6-7 tane magnet alabilirsiniz. Ucuz demiştim arkadaşlar.. Ama artık seyahatlerinizde fazla kıvır zıvır almaktan kaçınıyorsanız da saygı duyarım..

Ukrayna geleneksel el işçiliği ile hazırlanmış hediyelik eşyalar

Ben Ukrayna gelenesel el işçiliği ile yapılmış hoş bir mumluk, 4-5 magnet, 1 shot bardağı, 1 craft bira ve onun orijinal bardağı ile Coffee Mining Manufecture‘de gördüğüm kahve çekirdekleri ile yapılmış sevimli bir kirpi aldım. Ayrıcı bir kutu marshmallow (muhteşemdi), bir kutu eğlenceli marzipan ile Lviv yazılı bi kurabiye aldım. Canım nasılsa ucuz, bir daha mı gelicez dünyaya 🙂 .

HANIMLAR BEYLER, BURAYA DİKKAT LÜTFEN!

Şimdi size altın değerinde bilgiler vereceğim canlar! Lviv‘de enteresan bir uygulama var. Menüde yazan fiyatlar belli gramaj ve mililitrelik fiyatlar oluyor, insan bi gafletle siparş veriyor, yiyor içiyor, sonra hesaba baktığında hayret ediyor. Hocam bu nedir? Olay şu şekilde, mesela 1 kadeh şarap istediniz, orada ml olarak bir fiyat yazmışlar, bu 1 kadehin fiyatıdır sanıyorsun, bir bakıyorsun o 100 ml fiyatı, 1 kadehte 300 ml var deyip sizden 3 katı fiyat alıyorlar. Yani herkes bir kadeh şarabın kaç mlye tekabül ettiğini bilemeyebilir. Bir de bu durum bardağına ve koyulan miktara göre değişir. Yahut cheesecake alacaksın, menüye bakıyorsun  100 gr fiyatı şu kadar. Hesap geliyor ×1,5 yazıyor. Bu ne diyorsun, yediğiniz cheesecake 150 gr diyor. Yahu adam gibi net fiyatını yazsanıza kardeşim, elimizde hassas terazi ile mi gezeceğiz! Et olaylarında da durum ha keza.. Aman diyim güzelce sorup öğrenmeden fonda mehter coşkusuyla sipariş vermeyin, sonra grivnalar hızla suyunu çeker, demedi demeyin 🙂 .

LVİV’DE TOPLU ULAŞIM

Havaalanı şehir merkezi ulaşımı dışında ihtiyaç duyacağınızı düşünmüyorum. Bu durum bazı diğer şehir merkezleri için de söylenmiştir eminim, ama bu sefer harbi harbi gereksiz toplu ulaşım. Tüm güzel yerler birbirine yakın. Yakın dediğim buradan çık, çaprazdaki mekana gir şeklinde. Haritaya yer adı yazıyorum, yürüyüşle 2 dk diyor, hocam bura çok uzakmış yaa başka yere gidelim diyorum o derece 🙂 . İnsanoğluna yaranılmıyor 🙂 .  Ama tabi ben ne Kayıp oyuncaklar Bahçesi’ne (Yards of Lost Toys) ne de o meşhur mezarlığa gidebildim. Sanırım bunlardan mezarlık biraz uzak, onda da uygulamadan taksi çağırır güvenli bir şekilde gidersiniz diye düşünüyorum.

LVİV’DE PİYONA ÇALARKEN SAKIZ ÇİĞNEYEREK KUCAĞINDA BEBEK SALLARKEN UKRAYNA’YA GİYDİREN SARI SAÇLI ÇEKİK GÖZLÜ MEKSİKALILARA NE CEZA VERİLİR?

Yuhunuz! Arkadaşlar böyle gereksiz detayları ne yapacaksınız yahu! yukarıda verdiğim bilgiler size yeter de artar bile:) . Gidiniz güzelce geziniz, bol bol yiyiniz içiniz.. İçiniz rahat olsun, sahiden beğeneceksiniz..

Yeme-içme önerileri yazım da pek yakında buraları şenlendirir.

Yeni yazıda görüşünceye kadar..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Related posts
Çok Gezersen Evde Kalırsın!
26 Aralık 2017
Fıstıkzade ile Tatlı Bir Gaziantep Turu
27 Haziran 2016
Genel, Gezsempatik, Hayat üzerine.., Yurtdışı Gezileri, Yurtiçi Gezileri

Çok Gezersen Evde Kalırsın!

Çok gezersen evde kalırsın! Son zamanlarda bu sözü çok duymaya başladım.. İyi de ben evde kalmamak için geziyorum zaten.. Boş boş odamda pinekleyip kim ne yapmış stalklamanın bana ve evrene ne faydası var? Yeni yerler görüp, yeni lezzetler tadıp, yeni kültürler ve o kültürlerin içindeki insanları tanımanın ne gibi bir zararı olabilir “koca bulamamak” dışında? Çok gezersem evde kalırım.. Evlenirsem kapı dışarı çıkamam.. Çocuk olunca üüüüüüü gezmeleri unutayım.. Peki ama neden? Ne güzel gezgin çiftler var etrafımda, mini mini bebeleriyle gezen aileler.. Bunlar insan üstü yaratıklar mı? Hem kanser hastası umut ve iyi niyetle tüm vücudunu sarmış kanseri yeniyor da, doğduğu gün çırçıplak çöp konteynerına bırakılan bebek, ağlıyor ağlıyor ama ölmüyor, hayata tutunuyor da, bacağı dan engelli adam bisikletle dünyayı geziyor da ben niye “dizimi kırıp evde oturmak” zorundayım..

Lviv-Town Hall

Zaten gezmek için geç kalmışım.. Şöyle en Avrupadasından bir Erasmus patlataydım zamanında, hafta sonu hızlı trenlere atlaya atlaya zaten bi 10 ülke cepteydi. Dünyanın dört yanından arkadaş edinmeler de cabası. Sonra kişilerin evlenmesiyle onların ülkelerine de gitmek felan..

Brüksel-Grand Place

Bak konu yine evliliğe geldi.. Gelsin, gelecek.. Bu bir kere doğamızda var, şimdi burada yalnız yaşar yalnız ölürüm kimseciklere ihtiyacım yok artizlenmelerine de gerek yok. İnsan sosyal bir varlıktır. Elbette hayatın pek çok yerinde diğer insanlarla iletişim kurması paylaşım yaşaması gerekmektedir. Sosyoloji dersine giriş taksimini bir kenara bırakacak olursam: Ben de evlenmek istiyorum.. Ben de biri ile hayatımı birleştirip onunla gezmek istiyorum.. Bir müddet gezemememin sebebi de bu.

Baktım o insan yok, bir şekilde arkadaşlarımla gezmeye devam ettim. Çeyizse en kralından bende de var. Yani şöyle söyleyeyim, akşam aniden eltimgiller gelse yeminle sunumsuz yakalanmam. Bir tabak çanak bir bardaklar var ki üüüü. Mis gibi yemek de yaparım. O da tamam. Ama benim asıl çeyizim yaşanmışlıklarım. Gezip, görüp deneyimlediklerim..

Sofya-Alexander Nevsky Katedrali

Her seferinde farklı bir algım, farklı bir gözüm açılıyor sanki. Daha hoşgörülü olmanın adımlarını atıyorum. Git gide gereksiz şeylere para harcamaktan kaçınıyorum. 3 güne 25 kiloluk valizle giderken artık bir haftalık seyahat için kabin bagajına sığabiliyorum. İşin kötü tarafı da seyahat yaptıkça doyuma ulaşılacak birşey değil.

Bozcaada

İnsanın gezdikçe gezesi gördükçe göresi geliyor. Bir geziden dönmeden öbürünü planlarken buluyorum kendimi. Tabi ben tam olarak “gezgin” ruhuna ulaşabilmiş değilim. Öyle 3 günlük gezilerle ne derece gezgin olunabilir, tartışılır. Bir yerde uzun soluklu kalınıp, old town ın dışına çıkıp, bu insanlar ne yapıyor, akşam sofrasında ne yiyor onu görebilmek gerek. Valizden de kurtulup sırtçantasıyla gezmek gerek. Yani kaplumbağa gibi evini sırtında taşımak..

Peru-Cusco-Moray

Daha uzak diyarlarda daha uzun süreler kalabilmek elbette benim de hayalim. Ama bunun için şartlarım olgunlaşmış değil. Manen de hazır değilim. Çünkü ben seyahatlerimden dönüşte evime adım attığımda ne kadar özlemiş olduğumu da görüyorum. İnsan tuvaletini özler mi? Özler arkadaş, en çok da taharet musluğunu! Herkese herşeye hoşgörüm var ama bir bu konuyu aklım almıyor, neyse..

Peru-Cusco

Döndüğüm gün yatağıma girip yastığıma başımı koyduğumda hissettiğim huzurun tarifi yok! Sevgili başım! Bak seni alıp da nerelere nerelere götürdüm, içini türlü anı ile doldurdum, yeni imgeler gösterdim, şaşırttım seni. Şimdi güzelce dinlenebilirsin..

Aidiyet

Ben aitim. Evet dünyaya ama önce kendi yaşam alanıma aitim. Ben bunu sağlayabilmek için de çok emek verdim. Neden bu vakte kadar ilmek ilmek dokuduğum yaşamımı çöpe atayım ki.. Tamam, çürüyen kısımları bıçakla keserim, ama leziz kısımları da harcamanın alemi yok. Herkesi kucaklıyorum, herkese bir şans veriyorum. Ama dibimde bır bır bır yabancı bir dilde konuşulmasından da rahatsızlık duyuyorum. Daha dün Lviv’de yanı başımda 8 kişilik bir hanımlar grubu vardı, az kalsın kafamı duvarlara vuracaktım artık, boğuluyorum sandım. Kadınlar her yerde aynı ama farklı bir dilde dedikodu da hiç çekilmiyor be kardeşim..

Pek çok arkadaşım çok sevmesine rağmen ülkemizi terk etti, kendilerine cici cici hayatlar kurdular.. Ama onlar da eminim memleketlerini özlüyorlardır.. Öyle olmasa gözleri dolu dolu olmazdı bir Zeki Müren şarkısı duyduklarında.. Burunlarına gaipten bir simit kokusu geldiğinde iç geçirmezlerdi..

Budapeşte-Liberty Bridge

Bir insanın ülkesinde yaşayamaz hale gelmesi ne acıdır.. Trafiği ile keşmekeşi ile stresi, çekememezliği, adam kayırmacılığı, arkan yoksa arkanı kollamak zorunda bırakmacılığı ile her günün bir zulüme dönüşmesi itiyor bence bizleri biraz da gezmeye.. Uzaklaşmak istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki gittiğimizde tüm bu kötülükleri arkamızda bırakacağız..

Lütfi Kırdar Kongre Merkezi-Contemporary Sergisi

Geri dönünce sana manalı bakan ilk suratla moraller yine bozuluyor. Sen onca emek sarf et para harca, maaşını 4 günlük seyahatte bırak dön, herşey bir kaç saniyede sıfırlansın… İşte bu sebepten gidiyor o güzel “beyinler”.. Ben hala buralardayım.. Hala sokaklardayım.. İstanbul’u karış karış geziyor, eski evleri kare kare fotoğraflıyorum.

İstanbul-Tarlabaşı

Çook uzaklara gidemesem de dizimi kırıp evde oturmuyorum! Evde kalma pahasına, evde kalmıyorum! Belki daha iyi bir insan olmanın yolunu bulur ve etrafımdakilere de güzel enerjiler yayabilirim diye.. Belki bir gün bir yerde iyilik kazanır diye.. Belki boş işleri bırakıp hayatın bir gülücük kadar kısa olduğunu fark ederim diye.. Sahi.. Hayat bir gülücük kadar kısa ise, neden gülümseyerek değerlendirmiyoruz onu..

Yazı burada bitiyor aslında ama çok da toz pembe bulut halinde bırakmayayım. Polyannacı değilim. Sadece güzel şeyler yok hayatta, farkındayım. Herkes eşit şartlarda dünyaya gelmiyor, evimizden çıkmazsak bunları nasıl göreceğiz peki?

İstanbul-Cihangir

Ben zaten hiçbir zaman sosyoekonomik seviyesi müreffeh olan bir statüde büyümedim. Ortahalli olunca bi alt segmente de yakın oluyorsun doğal olarak. Bir de üniversiteyi Erzurum’da okuyup bölgedeki şehirleri ve köyleri de gezme imkanı bulunca, çok farklı insanlarla karşılaştım.

Bir sınıf öğretmeni arkadaşım koskoca sınıfta 1 adet kalemtraş olduğunu, onun da öğretmenler masasında durduğunu, ihtiyacı olanın kullanıp tekrar yerine bıraktığını söylemişti. O köye yardım ve oyuncak kampanyası başlatmıştık. Çocuklara oyuncaklar hazırlayıp paketlemiştik. Yolu bile olmayan o çamurlu köyden ayrılırken bir kız çocuğu paketi açmış, tuğlanın üzerine koyulmuş kalasa paketten çıkan fincan takımını dizmeye başlamıştı bile.. Yüzündeki mutluluğun tarifi yok..

İstanbul-Pierre Loti

Büyük şehir bir girdap gibi yutuyor insanı, faydalı işler yapmak git gide zorlaşıyor. Bir de yoz yapı benim hevesimi kırıyor. Ben masumeyete saygı duyduğum kadar cin olmadan adam çarpmaya çalışanlardan da tiksiniyorum. İstanbul’dan gelen turisti yolunacak kaz gibi gören, BİM’den aldığı reçeli kavanozun tepesine kırmızı pötikareli paçavrayı bağlayıp “organik” reçel diye kakalayan “çakallabella” köylüye saygı duyamıyorum mesela. Ya da açım abla diye dilenen çocuğa gel karnını doyurayım dediğinde bana parasını ver deyince tepem atıyor. İstanbul’da dolandırıla dolandırıla kimseye güvenemiyor, kandırıla kandırıla elimizde bir kalkanla geziyoruz.

İstanbul-Çukurcuma

Kim haklı kim haksıza girmiyorum ama herkesin kendine göre bir sebebi var. Zamanında kendisi yere düşünce kimse kaldırmamış diye o da bir başkasına yardım etmiyor.. Yahut sara krizi geçiren adama yardımcı olmaya çalışırken cüzdanı yürütüldüğünden böyle birini görünce fıydırıp gidiyor. Bu böyle uzar gider, hepimizin bildiği şeyler. Ama biraz daha yardımsever ve güleryüzlü olsak şu dünyada bir kelebek etkisi yaratamaz mıyız sahi?

Lviv-Rynok Square-Christmas Market

Ben Tarihi Yarımada’da çalıştığım için öğle arasında bile turistlere denk gelebiliyorum. Daha bana kimse yol sormadan elinde haritayla sağa sola bakınan şaşkın turistlere yardımcı olmaya çalışıyorum. Ben yurtdışındayken de çok yardımsever kişilere denk geliyorum. Bana da yardım etsinler diye yapmıyorum bunları ama bir şekilde gelip güzellikler beni buluyor ve güzel insanlar.. Canım sıkkın iken ben daha demeden anlayan bana ilaç gibi gelen güzel yürekler.. İnsan kazanıyorum.. Bundan daha güzel ne olabilir ki?

NOT: Çeyizim tamam dedim ama Porlandın Morocco serisi büyük desenli servislerinden bordo, mor, sarı eksik hala, şu an %40 indirim varken biri alsın sevabına yollasın, beni yalancı çıkartmasın 🙂 .

DİKKAT! Bu bir reklam değildir..

Ve Fakat.. Mis gibi duygusal yazıyı geyikle sonlandıran Ninü’yü alkışlarla uğurluyoruz 🙂

Lama bana bakıyor, ben lamaya bakıyor.. En son lama bile bakmıyor.. Yok yok evde kalmayı hak etmişim ben 🙂 .

Yeni iç dökmecelerde görüşmek üzere..

İşte bunlar hep 30’a 2 ay kaldı diye..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Related posts
Canım Lviv’den Yeni Geldim Hiç Öpmiyim: Lviv Hakkında Bilinesi Detaylar
20 Ocak 2018
Fıstıkzade ile Tatlı Bir Gaziantep Turu
27 Haziran 2016
Genel, Gezsempatik, Hayat üzerine.., Yurtdışı Gezileri, Yurtiçi Gezileri

Doğu Ekspresi ile Machu Picchu..

Gizemli ormanların arasından geçiyoruz.. Dağlar, tepeler, ırmaklar.. Yol üstünde çobanlar, köylüler bize el sallıyor.. Fonda mistik bir müzik, önümde kahve koyabileceğim bir masa.. Gittikçe gidiyoruz.. Gideceğimiz yerden çok daha fazlasına gidiyoruz..

Doğu Ekspresi

Tren rayların üzerinde akıyor, benimse içimden, yüreğimden birşeyler sızıyor.. Tüm üzüntüler göz yaşı gibi ama bu sefer yürekten süzülüyor..

Perurail

Tren yolculuğu bir bebeğin anne karnında gelişimi gibi.. Tek bir hücre olarak biniyor, binlerce organize hücreden oluşmuş “insan” olarak iniyoruz. Yolda büyüyor, gelişiyor, pişiyoruz.. İndiğimizde artık kendi ayakları üzerinde durabilen bir çocuğuz, iki adım yürüyebildik diye şımarıp unutuyoruz nereden geldiğimizi..

Machu Picchu

Dönüp bir bakıyoruz Doğu Ekspresi’ne, sonra biraz yokuş tırmanıp Machu Picchu’ya vardığımızda diyoruz ki.. İyi ki.. İyi ki bu yola çıkmışım..

İyi Yürekli İnsanların Diyarı..

Nereye gidersen git, insan yine insan, kötüler ise hep var.. İnka Medeniyeti gibi Güney Amerika’ya damganızı da vursanız, sizi değer verdiğiniz hatta tapındığınız şeylerle vurabiliyor İspanyollar..

Machu Picchu

Güneşe tapan bir milleti, ilk kez gördükleri ateşli silahlarla öldürmek.. Misafirperverlikle kapını açıp sofrana oturttuğun insanlardan darbe yemek.. Şehirden oluk oluk kan akması, kimsenin buna dur diyememesi, giden canlar.. Peru çok büyük yara aldı..

Machu Picchu

İklimi soğuk, yüreği sıcak insanlar..

Osmanlı İmparatorluğu.. Son dönemlerinde artık büyük bir güç kaybetse de yine de bu köklü geçmişine ve mozaik kültürüne hançer yemesini gerektirmiyordu.. Osmanlı’nın canını doğuda çok yaktı Rusya.. Ah sıcak denizlere inemeyesiceler..

Doğu Ekspresi-Erzincan-İliç

Güçsüzsün ve ortada bir dünya savaşı var. Hatta seni çiğ çiğ yemek içsel dürtüleri.. Kendine bir yandaş arıyorsun, gelişimini diğerlerinden daha sonra tamamladığı için daha dinamik geliyor Almanlar, etkileniyor, onların safında yer alıyorsun..

Doğu Ekspresi

Doğu soğuk, doğu karlı.. Ama kara kış gününde Sarıkamış’a harekat yapmaktan geri duramıyorsun.. Hataysa hata evet ama bedeli binlerce gencin savaşmadan donarak ölmesi şeklinde ödenince tarihe en büyük strateji hatası olarak geçiyor işte..

Nerede buluşuyoruz?

Bir yanda oluk oluk akan kanlar, diğer yanda damla kan yok. Donan kan akar mı sahi? Ne akması? Düştüğü yerde ölen askerlerimizin üzeri karla kaplı.. Anca bahar gelip de karlar eriyince ortaya çıkıyor o mahzun bedenleri..

Doğu Ekspresi

İnkaların taptığı güneş eritmiş karları, gün yüzüne çıkmışlar birer kardelen gibi.. Ve İnkalar, İspanyollar gelir de bulur diye machu Picchu’yu terk etmişler, yersiz yurtsuz kalmış, tutunamamışlar.. Hoş, İspanyollar da bulamamış ya Machu Picchu’yu, neyse..

Machu Picchu

İki farklı ülke, farklı kültürler, ama kaderleri bir yerlerde kesişmiyor mu sa?

Machu Picchu

Bir tren ulaştırıyor bizi o topraklara.. Savaşamadan ölen insanların toprakları.. Dağın tepesine binbir zorluk ve emekle inşa ettiğin Machu Picchu’nu terk ettiren korku ile Doğu’da yerinden yurdundan köyünden olan insanların durumu benzemiyor mu?

Doğu Ekspresi

Seneler geçiyor.. Yaralar sarılıyor sarılmasına ama.. Unutulmuyor, unutulamıyor.. Biz eğlencesine kullanıyoruz bu trenleri..

Perurail

Belki biraz da özüne inip “nereye” gittiğimizi görmek, düşünmek gerek.. Doğu’da 5 sene yaşadım ben. Yaşlılardan ne hikayeler dinledim.. Hikaye dediysek gerçek hikayeler.. La Fontaine Masalları gibi değil.

Machu Picchu

Tekrar o üzüntülü günler yaşanmasın diye hayatımızın her anında ve verdiğimiz kararlarda dikkatli olmalı, üzerimize düşeni yapmalıyız. Evet saflığımızı yitirmemeliyiz ama etrafımızda olup biteni görebilecek kadar da gözümüz açık olmalı.

Doğu Ekspresi

Gidiyoruz..

Doğu Ekspresi ile Machu Picchu’ya gidiyoruz.. Kıta farklı, yarım küre farklı, yol farklı, iz farklı demeyin. Trense tren, raysa ray! Hep aynıyız.. Hep biriz.. Benzer şeyleri yaşıyoruz..

Aguas Calientes

Gidiyoruz..

Tren raylarının bizi götürdüğü yerlerden çok daha fazlasına gidiyoruz..

Doğu Ekspresi

Görüyoruz..

Hayatımızın pamuk ipliğine bağlı olduğunu..

Görüyoruz..

Biliyoruz..

Bir gün bir yerlerde, nihayet iyilik kazanacak..

Doğu Ekspresi

Ve biliyoruz ki..

Bu dünya kimseye kalmayacak..

Kıymetini de bilelim o yüzden..

Machu Picchu

Hadi kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Doğu Ekspresi Hakkında daha detaylı bilgi için burayı tıklayınız..

Related posts
Genel, Gezsempatik, Mekanlar, Restaurantlar, Yurtdışı Gezileri

Ana Britannica’yı Kıskandıracak Detaylarla Dev Alexandroupoli Mekan Rehberi

Beklentilerimi düşürerek gittiğim şehirlerden daha mutlu ayrılıyorum. Belki de onları olduğu gibi sevmeye çalıştığımdan en ufak güzelliğini bile öve öve bitiremiyorum. Her ne kadar meşhur deniz feneri ve bir kaç kiliseden başka sembol binası olmasa da, sanırım Alexandroupoli‘ye ben gurme şehir gözüyle bakıyorum. Ve Alexandroupoli mekan larını yeme içme deneyimlerim arasında çok güzel bir yere koyuyorum. Ben bu minik Yunan şehrinde yemelere içmelere doyamıyorum a dostlar! Sabah el açması börekle güne merhaba diyor, öğlen buz gibi frappemi yudumluyor, akşam gelsin de nefis mezelere göz kırpayım diye heyecanla bekliyorum.

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-nisiotiko

Nisiotiko

Akşam oluyor, masa tzatziki, kabak kızartması, Greek salad ve acılı ahtapotla donanıyor. Mide hücrelerim halay çekmeye başlıyor. Tey  tey teeeeyyyy! Yemek sonrası güzel bir bistroda birşeyler içip sosyalleşiyorum. Sürekli tapas ikramı ile şımartılıyorum. Söyleyin bakayım, ben bu şehri sevmeyeyim de ne yapayım? Siz de tatlı tatlı gezin, güzel vakit geçirin diye Alexandroupoli‘nin en keyifli mekanlarını inci gibi diziyorum.. İşte karşınızda Alexandroupoli Mekan Rehberi! Haydi şimdiden afiyet olsun!

Alexandroupoli Mekan Rehberi

SABAH

Day Night

Günaydın kiii 🙂 . En tatlı sabahlar, kahvaltı ile başlar, Avrupa’da olsanız bile. İstikamet bilimum börekçiler! Börekçiler! Çabuk içeri alın bu aç turisti 🙂 . Day Night‘ın (İsim biraz diskotek ismi gibi ama 😛 ) önü epey kalabalık, demek ki en iyisi bu (Allahım ne kadar da düz mantık!). Peynirli, ıspanaklı ve muhallebili.. El açması böreklerin hepsi birbirinden güzel. Ispanaklı favorim oluyor.

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-borek-day-night

Day Night-Ispanaklı Börek

Muhallebili de epey denişikli, “Yea Yunan’da bi börek yedim aga, içinde muhallebi var, yeminle bak, accayip manyak güzeldi.” deseniz bir Karadenizli arkadaşınıza, size Laz Böreği ile karşılık verecektir. İyisi mi prim yapacak yerde atın havanızı siz 🙂 .

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-borek

Mahallenin bütün “döpiyeslileri” burada olduğuna göre evet doğru yerdeyiz. Tüm Moda Deniz Kulübü yaşlısı kılıklı delikli beyaz ayakkabılısılar bu böreği yiyorsa evet efendim, doğru tercih etmişiz. Yoksa şüpheniz mi var?

ÖĞLEN

Fleur Plebis

Börekler gömüldü, yüzde tatlı bi gülümseme, peki ya nerde benim frappe? Şunu içmeden duramıyorum azizim! Yunanistan’ın frappesi sahiden de güzel oluyor.

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-frappe-

Fleur Plebis-Frappe

Türkiye’de böylesi yok, iddia ediyoruz. Bulana bulduğu yerde biz frappe ısmarlıyoruz! Fazla da uzatmayın, istirham ediyoruz 🙂 . Mekan beyaz dekorasyonu ile öyle zarif ki.. O çok sevdiğimiz su ikramı kristal sürahi ve bardaklarla yapılıyor, her yerinden zarafet damlıyor. Frappenizi sipariş ederken şeker tercihinizi belirtmeyi unutmayınız.

Kafka Bookstore

Kitap kafeler her daim 1-0 önde başlıyor evet. Ama bu mekan öyle huzur dolu ve sempatikti ki..

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-kafka-bookstore

Kafka Bookstore

Masa üzerindeki dergilerden yapılmış çiçeklikler, duvarda asılı hediyelikler ve boydan boya önünüze inci gibi dizilmiş kitaplar.. Tam da siesta vaktinde gittik bu cafeye, ayaklarımı uzattım, 5-10 dk uyumuş dahi olabilirim.

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-kafka-bookstore-limonata

Kafka Bookstore

Önce berryli bi limonata sipariş ettim, çok güzeldi. Kalkmadan evvel de bir espresso. Arada kurabiye ikram etmekten geri durmadılar. Yunanca kitapları kurcaladık, Türkçe kitaplar bulup okuduk, mis gibi dinlendik doğrusu.

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-kafka-bookstore-kitap

Kafka Bookstore

Alexandroupoli Mekan Rehberi yazısına en çok yakışanlardan biri.. Güleryüzlü çalışanları da sevmemizde büyük etken. Bence bu cafeyi es geçmeyin, biraz vakit geçirin, eminim siz de seveceksiniz..

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-kafka-bookstore-yunanistan

Kafka Bookstore

Mikel

O kafein buraya gelecek! Kahveseverler Poli’de (bak hele bak bak, Poli demeler, bibeşeyler) hiç yabancılık çekmeyecek çünkü bir sürü kahveci var 🙂 . Bunlardan en çok sevilen kahve zinciri ise Mikel. Hani Yunan’ın Sıtarbaksı gibisine. Yemek borumuza kadar dolu olduğumuz için bir espresso shot atıp kaçıyoruz. Ama sağolsunlar yine kurabiyeleri önümüze diziyorlar. Onu bunu bilmem ama Yunanistan’dan önce gözünüz doyuyor.

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-mikel-kahve

Mikel-Espresso

Kahve için orta hallice diyeyim. Mekanı genelde yaşlı teyze ve amcalar istila etmiş durumdalar. Bunların sosyalliği beni öldürecek! Bizim ev olsa o saatte annem en fazla çay demler yahut mandalina felan soyar, bunlar kahvecilerde sürtüyor 🙂 . Aklıma Haarlem’in yaşlıları ve onların elmalı tart tutkusu geldi birden, Haarlem yazım için de şurayı tıklayabilirsiniz.

Perigyros

Espresso, frappe de bir yere kadar.. Hafiften karnımız acıkmadı mı artık.. Ben Yunanistan’da mükellef sofra kurmaya bayıldığım için fast food olaylarına yanaşmıyordum pek. Ama midemiz kazınınca şu meşhur Yunan gyrosunu da bir deneyelim istedik. Fahriye Evcen’in Özcan Deniz’den ayrılması kadar doğru bir kararmış meğersem! Gyros, bizim dönere benzeyen bir yemek. Tavuk&eti(ki onlar genelde domuzdan yapıyor) pide ile pita arasında bir ekmeğe cacık sürdükten sonra ekleyip, içerisine de istediğiniz malzemeyi ve patates kızartmasını koyup “dürüyorlar”. Ben tavuk olanını tercih ettim.. Sonuçta tavuk döner yiyip elitliğime mok sürdüremezdim, ama mideme laf geçiremedim, gizli gizli yemeye kalkıştım bu lezzeti. Aman yarabbim, bu nasıl bir lezzettir! Altı üstü bir tavuk, en fazla ne kadar lezzetli olabilir ki demeyin, deneyin. Az kalsın parmaklarımı yiyordum..

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-perigyros-gyros

Perigyros-Gyros

Rodos’ta yediğimden çok çok daha güzeldi, hatta biz bir hevesle Budapaşte’de de denedik ama ı ıhh, bunun yerini tutmadı.. 8.5 deprem şiddetinde öneriyorum. Dimokratias Bulvarı üzerinde, sırtınızı denize verdiğinizde sol tarafta kalan, tam yol ayrımının üst kısmında Drunk Sinatra mekanının yanında konumlanan Perigyros‘ta bi gyros yemeden dönmeyin! Navigasyon ağladı şu an 🙂 . 

AKŞAM YEMEĞİ

Nisiotiko

Nisiotiko diye yazılır fantastiko diye okunur! Alexandroupoli‘ye tekrar tekrar gitme sebebidir kendileri. Hatta Alexandroupoli mekan larının kralıdır! Belki de tzatziki (cacıki) ile ilk tanıştığım yer diye bu kadar seviyorum (çünkü o günden beri sürekli tzatziki yapıp yiyorum:) ) .

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-nisiotiko-kabak-kizartmasi

Nisiotiko-Kabak Kızartması

Nisiotiko, Türkler tarafından çok tercih edilen bir mekan. Çok ünlüsünden az ünlüsüne Alexandroupoli‘ye giden her Türk ille bi ziyaret eder. Bana göre asla şişirilmiş bir yer değil, çünkü lezzetleri gerçekten sağlam. Başka mekanlara da şans vermeye çalıştım ama hayal kırıklığı oldu. O yüzden mekan diğerlerine göre bir miktar pahalı da olsa ziyaret edilmeyi hak ediyor.

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-nisiotiko-greeksalad

Nisiotiko-Greek Salad

Başlangıç olarak tzatziki, kabak kızartması ve greek salad olmazsa olmazlardan. Ara sıcak olarak kalamar ve acılı ahtapot şenlendiriyor masamızı.

Ouzo olmadan masa tamamlanmıyor haliyle. 20’lik altın serisi ouzo ile masayı taçlandırıyoruz.

En son tatlı ve Limoncello ikram ediliyor. Rodos’tan (gönül isterdi ki gerçek diyarı olan İtalya’dan getirmiş olalım, ama henüz nasip değilmiş 🙂 ) getirdiğim Limoncello’yu yudumlayarak yazıyorum bu satırları 🙂

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-nisiotiko-tatli

Nisiotiko

Mekan sahibi Kiriako tam bir sempatiklik abidesi. Güleryüzüyle karşılıyor, hoş beş ettikten sonra devasa bir balığı eline alıp geliyor, biz de boş durmuyoruz, bir güzel fotoğraf çekiniyoruz 🙂 . Eşi Türkmüş bu arada, bu da yazının magazinel bir detayı olsun 🙂

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-nisiotiko-yunanistan-lezzet

Nisiotiko ve Kriako

Loukoulos

Nisiotiko’yu çok seviyorum ama sürekli aynı yere gidince diğer mekanlara haksızlık mı ediyorum diye düşündüm açıkçası. Deniz manzaralı bu mekana biraz da o yüzden şans vermek istedim. Cacıki (eee artık cacıki diyelim 🙂 ), kabak mücveri ve kalamar tava söyledik.

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-loukoulos

Loukoulos-Tzatziki

Cacıki beklentimin çok altındaydı, kabak mücveri ise bariz yağ çekmişti; öyle ki kokusundan dahi midem bulandı. Kalamar tava fena değildi.

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-loukoulos-kabak-mucveri

Loukoulos-Kabak Mücveri

Bu mekan benim için büyük hayal kırıklığı oldu. Ama tabi belki diğer yemekleri güzeldir, bilemiyorum. Gelgelelim ben bir daha gitmeyi düşünmüyorum. Bildiğin yoldan şaşmamak gerek 🙂 . 

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-loukoulos-kalamar

Loukoulos-Kalamar Tava

AKŞAMÜSTÜ TAKILMACASI

Karnınız tok sırtınız pek ise size bir kaç doz Alexandroupoli bistroları (Ankara’nın bağları gibi oldu 🙂 ) öneriyorum. Zira işin en keyifli kısmına geldik. Fiyat&performans konusunda çok başarılı bulduğum bistrolardan bir kuple de sizinle paylaşmak isterim efem.

Soho Absolutely Fabulous

Daha evvel yazdığımız yazımızda Soho‘yu öve öve bitirememiştik, oradaki notlar için şurayı tıklayınız.. Soho benim ilk göz ağrım, yiğidim, aslanım.. Yeri, tadı apayrı.. Son gezimde hem frappe içmek için gündüz gittim, hem de gecemi nefis kokteylleri ile güzelleştirdim.

Çalışanların nezaketine ve güleryüzüne hiç değinmiyorum artık, tüm mekanların ortak özelliği bu. Caddenin en güzel yerinde geniş bir alana yayılmış mekanın ambiansı gerçekten çok hoş. Yahu bu Alexandroupoli mekan ları çok janjanlı 🙂 . 

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-soho-absolutely-fabulous-kokteyl

Soho

Hiç şüphe duymadan kokteyllerini deneyebilirsiniz, alkol oranı gayet ideal. Geniş menüsünden ne arzu ederseniz seçebilirsiniz. Bu mekanı es geçmeyin!

Thema Coffees and Drinks

Sohocuğumu aldatmayı hiç istemezdim ama iyi ki Thema‘yı da denemişim. Çünkü onu da çok sevdim 🙂 . Akşamüstü takılmacalarımızın başkenti oldu. Biz efendi gibi yerel biramızı içip kalkacaktık. Kalbime giden yolun midemden geçtiğini anlamış olacaklar ki beni tapasa boğdular..

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-thema-fix

Thema

Bir adet yerel bira siparişine zaten 1 şişe su, çerez, cips getiriyorlar. Üzerine bir de adeta kokteyldeymişiz gibi çeşit çeşit tapaslar gelince ben artık utanmaya başladım. Hatta tapas tabağını alıp un helvası kavurup tabağı öyle mi iade etsem acaba dedim. Sonuçta bizde tabak boş gönderilmez.. Neyse, mekan epey kalabalık oluyor ama aynı anda herkes keyifli olduğu için müthiş de bir sinerji oluşuyor.

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-thema-meyve

Thema

Mekana ikinci kez gittiğimde bitki çayı içip kendime bir de meyve tabağı hazırlattım. Ne yapayım, onlar şımarttılar:p .

GECE

Kellari Pro

Yedik içtik, kendimizden geçtik, şöyle sakince oturup keyfimize bakalım, dostlarla iki lafın belini kıralım yahut aşkitoyla aşkımızı tazeleyim diyorsanız size Kellari Pro‘yu öneriyorum. Burası Alexandroupoli‘nin tek şarap evi. Gündüz pek sakin ama özellikle gece 11’den sonra epey hareketleniyor. Yer bulmak gitgide zorlaşıyor. Çünkü burayı yereller pek seviyor.

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-kellari-pro

Kellari Pro-Wine House

Menüden şöyle güzel bir Yunan Pinot Noir  şarabı seçiyorum. Damağımın alışkın olduğu türden bir pinot noir değil ama o ortamda ne içsen memnun eder gibi duruyor.

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-kellari-pro-şarap-evi

Ben mekana bayıldım. Alexandroupoli’de iki geceniz varsa birini muhakkak burada geçirin şaraba da ilginiz varsa. Yemekleri de güzelmiş Foursquare’ye bakılırsa..

BONUS

Metro Crepe Station

Dikkat! Bu bir ara sokak keşfidir! Son dönemlerde iyice güçlenen krep dalgası Alexandroupoli’ye de bulaşmış. Hem tatlı hem de tuzlu çeşitleri var. İçeriğini gönlünüze göre seçebiliyorsunuz. Tadı da hiç fena değil bu arada, sonuçta Nutella 🙂 . 

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-krep

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-krep-nutella

JOKER

I Love Gelato

Eğer ziyaretiniz yaz aylarına denk gelecekse muhakkak akıllarda o mühim soru belirecektir: “Burada iyi dondurmacı bulabilir miyim?” . Overlok makinası ayağınıza geldi! Evet efendim I Love Gelato işte bunun için var. Dondurmaları leziz mi leziz.

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-dondurma-i-love-gelato

I Love Gelato

Hatta dondurma ustası (evet böyle bir usta çeşidi de var) bilogır olduğumu anlamış olacak ki (ne biçim davrandıysam artık : ))))) ) güzel fotoğraflar çekebilmem için yardımcı oldu. Ama ben ne yaptım, kalktım yine selfie çekindim. İşte bunlar hep ergenlikten..

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-dondurma-ilovegelato

GİTME! Sebebim olursun..

Goody’s Burger

Gidilen yerde hamburger yeme tutkum bu sefer pişman etti! Uzaktan pek güzel görünen mekana gittim ve hamburgerini denedim. O kadar lezzetsiz ve yavandı ki anlatamam. İncecik manasız bir köfte, sünger bob burger ekmeği, bomboş bir burger.

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-goodys-hamburger

Goody’s Burger

Mekan fena değil ama ye kürküm yemiyor bu sefer! O yüzden gidin dediğimiz gibi gitmeyin demeyi de biliriz (şuraya bi güneş gözlüklü cool emoji alalım) .

yesempatik-alexandroupoli-mekan-rehberi-yeme-icme-yunanistan

O misminicik Alexandroupoli’de dünyaları yemiş içimişiz, haberimiz yok! En önemlisi de bol keyif almışız, var mı ötesi?

Alexandroupoli mekan larının altını üstüne getirmişiz, yine gideceğiz, kalanları da keşfedeceğiz..

Yeni yollarda, yeni tatlarda görüşmek üzere..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Related posts
24 Saatte Alexandroupoli Nasıl Gezilir?
15 Şubat 2017
Genel, Gezsempatik, Yurtiçi Gezileri

Doğu Ekspresi Hakkında Bilinmesi Gerekenler..

Karla kaplı dağlar, uçsuz bucaksız bozkırlar, bacası tüten pastel renkli evler, köyler, kasabalar, nehirler, köprüler, koyunlar, kuşlar.. Tüm bunları seyredebileceğin, üzerinde ay yıldız olan dünyalar güzeli bir pencere, sana ait bir oda.. Elinde sıcacık çayın, kulağında trenin rayla buluşma sesi.. Belki tümden detay gerisi.. Tam manasıyla huzura yolculuk Doğu Ekspresi.  Ninünün de var bu konuda önerisi.. Eğer benim gibi sadece hafta sonunuz varsa; cumartesi ve pazar günü içerisinde, yani toplam 34 saatte Doğu Ekspresi deneyimini yaşayabilirsiniz. Biletler nasıl alınır? İstanbul’dan Doğu Ekspresi‘ne nasıl ulaşılır? Tren konforlu mu? Sıcak mı? Yiyecek var mı? Bu ve bunun gibi daha pek çok sorunun cevabı için sizi aşağıya alalım..

BENİM ROTAM

11.15 İstanbul (Pendik) YHT ile Ankara Gar 15.30       CUMARTESİ

17.58 Ankara Gar servis ile Irmak İstasyonu 19.00     CUMARTESİ

19.20 Irmak İstasyonu Doğu Ekspresi ile Erzurum 15.30      PAZAR

22.20 Erzurum Havaalanı uçakla İstanbul 22.20                    PAZAR

DOĞU EKSPRESİ’NİN GÜZERGAHLARI

Doğu Ekspresi Ankara-Kars arasında yol alıyor. Kendinize en yakın duraktan da Doğu Ekspresi‘ne binebilirsiniz. 

ANKARA-KARS

Ankara (17:58)-Irmak (19:20)-Kayseri (00:43)-Sivas (04:20)-Erzincan (10:31)-Erzurum (14:36)-Kars (18-56)

KARS-ANKARA

Kars (08:00)-Erzurum (12:11)- Erzincan (16:12)-Sivas (22:14)- Kayseri (01:51)-Irmak (07:25)-Ankara (08:26)

İSTANBUL’DAN DOĞU EKSPRESİ’NE ULAŞMAK İSTİYORSANIZ..

Eskiden Haydarpaşa Garı’ndan kalkarmış Doğu Ekspresi, oradan binip gitmek eminim çok daha güzel olurdu. Gelgelelim malum Haydarpaşa Garı bir müddettir kapalı. Peki o zaman Ankara’ya nasıl ulaşacağız? Araçla, otobüsle, uçakla gidilebilir elbet. Ama kulağa en mantıklı gelen yüksek hızlı tren oluyor bu seyahatte. Hem maksat tren yolculuğunun tadına varmaksa, hızlıdır, yavaştır Allah ne verdiyse artık tüm trenlere kucak açıyoruz 🙂 . 

İSTANBUL (PENDİK)-ANKARA ARASI YÜKSEK HIZLI TREN

İstanbul (Pendik)-Ankara Yüksek Hızlı Treni (YHT) bizim için tam bir kurtarıcı oldu. Doğu Ekspresi‘nin Ankara’dan kalkış saati 17.58 olduğu için ona en sağlıklı şekilde yetişecek tren saatini seçmeliydik. YHT bileti satın almak için şurayı tıklayabilirsiniz. 

Biz işimizi sağlama almak için 11.15 seferine bilet aldık. Ekonomi sınıfı 70 TL, Business sınıfı 101.50 TL. Biz daha ekonomik seyahat etmeyi arzuladığımızdan ekonomik sınıfını tercih ettik. Yanımızda getirdiğimiz yiyeceklerimizle kahvaltı yapıp sadece çay (2,5 TL) ve su (1,5 TL) aldık. Belli aralıklarla ücret mukabilinde servise çıkıyorlar, sandviç, kek, kraker, çikolata, soğuk ve sıcak içecekleri ortalama fiyatlara satıyorlar. 

Yüksek Hızlı Tren

ÖNEMLİ BİLGİLER..

  • Sizin için koltuk yönü önemliyse biletinizi satın alırken muhakkak trenin hareket yönünü kontrol edin. Ben dikkat etmemiştim, ters seyahat ettim. Neyse ki benim için ters gitmek hiç problem değil.
  • Koltuk aralıkları epey geniş ve koltuklar gerçekten rahat, yolda uyumayı seviyorsanız bu sizin için çok zor olmayacak.
  • Vagonlarda yer alan ekranlardan trenin o anda kaç kilometre hız ile gittiğini görebiliyorsunuz. Biz yer yer saatte 60 km hızla gittiğini görünce bir müddet dalga geçtik ama bu gözler saatte 260 km hız yazdığı anları da gördü. Açıkçası o hız sizi pek etkilemiyor.
  • Camlarda güneşlik var, camın hemen üzerinde de mont ve çantanızı asabileceğiniz askılar bulunuyor.

  • Trende sürekli uyarılar yapılıyor. Lütfen kısık sesle konuşunuz, lütfen telefonlarınız sesini kısınız gibi. Ama bir tanesi beni benden aldı: Lütfen güvenliğiniz için ayakkabılarınızı çıkartmayınız! 🙂 Kastedilen burun güvenliği olsa gerek 🙂 .

Yaklaşık 4 saat 15 dakika sonra Ankara’a Garı’na vardık. 

ANKARA’DA BİR KAÇ SAAT..

Ankara‘da ışıl ışıl güneş karşılıyor bizi.. Ama hava yine de çok sıcak değil, 10 derece.. Benim yünlü şapka, atkı ve eldivenim hayat kurtarıyor. Sizler muhtemelen daha da soğuk zamanlarda gideceksiniz, sıkı giyinmeye çalışın. Zira Ankara’nın da Erzurum’dan Kars’tan aşağı kalır yanı olmuyor. 

Yanımızda getirdiğimiz yiyeceklere ek olarak dayanamayıp bir kaç tane de Ankara simidi alıyorum, ben bu simidi çok seviyorum.

Yürüyerek gara en yakın semt olan Ulus’a ulaşıyoruz ve karnımızı doyuruyoruz. Son olarak markete uğrayıp eksiklerimizi gideriyor ve yanımıza bol bol su alıyoruz. 

DİKKAT!

Başkentray çalışmaları nedeniyle Doğu Ekspresi 11.12.2017 tarihine kadar Ankara Gar’dan değil de Kırıkkale’nin Irmak İstasyonundan kalkacakmış. Buna çözüm olarak trenin tam da Ankara’dan kalkması gereken saatte garın önünden servisler kaldırıyorlar. Saat 17.00 ile 18.00 arası bu servisler ile Irmak İstasyonuna ulaşabilirsiniz. Bu ulaşım bilet fiyatınıza dahil.

DOĞU EKSPRESİ BİLETİNİ NEREDEN ALABİLİRİM?

Yine TCDD‘nin resmi sitesinden Doğu Ekspresi biletinizi alabilirsiniz. Seyahat tarihinden en evvel 15 gün öncesinde biletlerin satışa çıktığı söyleniyor. Örneğin şimdiden Şubat ayının biletini alamıyorsunuz. Ama işin ilginç tarafı ben  3 hafta öncesinden almıştım biletleri. Belki de çok yoğun bir dönemde gitmememden kaynaklanıyordur. Gönlüme göre seçtim vagonu.

VAGONLAR VE FİYAT TARİFESİ

4 tip vagon var, bunlardan biri yemek yiyip kahvaltı yapabileceğiniz Yemekli vagon.

YEMEKLİ VAGON

Yemekli vagonda kahvaltı ve yemek servisi var. Kahvaltı tabağı 13 TL, kaşarlı tost 5,5 TL, Kuru fasulye pilav 12 TL, döner menü 15.50 TL, çay 2 TL, kahve 3 TL, kutu içecekler 3,5 TL, kraker ve çikolatalar 1 TL ile 4 TL arasında değişiyor.

Diğer üç vagon ise yolculuğunuzu yaparken tercih edebileceğiniz vagon türleri. Bilet çeşitleri şu şekilde:

  • PULMAN: Klasik otobüs tarzı 2+1 koltuklarla dolu vagonlar düşünün. Sağda solda duyduğunuz “kötü kokuyor”, “soğuk oluyor” kelamları burası için edilmiş olabilir. Çünkü kalabalık olabiliyor ve treni eğlence için değil de o güzergahta var olan en uygun ulaşım aracı olduğu için tercih edenlerin bir kısmı kişisel bakım ve görgü kuralları konusunda çok dikkatli olamayabiliyor. Epey kalabalık bir grupsanız ve vagonu tümden kapatacaksanız yine tadından yenmez tabii. Ankara-Kars arası kişi başı 46 TL, eğer bizim gibi Erzurum‘da inerseniz 40 TL.
  • ÖRTÜLÜ KUŞETLİ: Yataklı vagon bulamayanların ve yanında fazla eşyası olanların imdadına yetişen biletler.. 4 kişilik koltuk, üzerindeki ranzalar da açılınca 4 kişilik yatağa dönüşebiliyor. Pencere önünde minicik raf gibi bir masası var, fotoğraflarda nefis çıkıyor. Odada 1 adet priz bulunuyor. Görevliler tarafından getirilen temiz çarşaf, yastık ve battaniyeler ile kendi yatağınızı yapıyorsunuz. Uyuma vakti gelince diğer vagonlardaki bayanlarla erkeklerin yer değiştirmesi talep edilebiliyormuş, o yüzden çözüm olarak 2 yetişkin 2 de çocuk bileti alarak odayı kapatmayı öneriyorlar. Tek yetişkin fiyatı 61 TL. Tümden odayı kapatma fiyatı yataklı vagon fiyatına denk geliyor.
  • YATAKLI: Geldik en güzel kısma. Siz de bu seyahati keyif almak hatta dinlenmek için yapacaksanız ne yapıp edin ve yataklı vagondan yer bulmaya çalışın. Yataklı vagonda;

#2 adet gayet geniş ve konforlu koltuk

#Biri cam yanında diğeri lavabonun üzerinde 2 adet priz

#Minik bir buzdolabı (İçerisinde yer alan 2’şer adet bardak su, meyve suyu, çubuk kraker ve çikolata ikram)

#Askılık, 2 adet kıyafet askısı

#Çalışma&yemek masası

#Minik bir dolap, 2 raf

#Lavabo (suyu içilemiyor)

#2 adet küçük el havlusu

#2 adet terlik

#2 adet temiz çarşaf, yorgan ve yastıkla hazırlanmış mis gibi konforlu yatak.

Tüm bunlara Erzurum için kişi başı 90 TL‘ye, Kars için 96 TL‘ye ulaşabilirsiniz. Kesinlikle değer diyorum.. Biletleri şuradan alabilirsiniz.

YATAKLI VAGONLARDA KAPILAR KİTLENEBİLİYOR MU?

İçeriden evet, dışarıdan hayır! Mühim olan içeriden kitlemek diyebilirsiniz. Ama yemek yemeye gidecekseniz veya fotoğraf çekmek üzere odayı terk edecekseniz tren görevlisinden odayı kitlemesini isteyebilirsiniz. Bizim yanımızda değerli eşya olmadığı için bildiğin kapıyı çektik ve trende fink attık o vagon senin bu vagon benim. Yataklı kısım sakin ve sessizdi. Koridoru bile sıcacıktı, ama pulmanlara doğru gidildikçe vagonlar soğumaya başladı. Hazır sıcaklık demişken..

DOĞU EKSPRESİ’NDE ÜŞÜR MÜYÜZ?

Ben Kasım sonu gittiğim için belki bir nebze daha sıcak olabilir havalar. Ama unutmayalım ki doğuda bu mevsimde bile kar var. Kapıları açıp rüzgarı suratıma suratıma bilerek ve isteyerek yediğim anlar dışında ben hiç üşümedim. Odaların sıcaklığı ayarlanabiliyor. 27 dereceye ayarlayıp kurdeşen dökmek de, ısıyı düşürüp battaniyeye sarılmak da sizin elinizde. Paşa gönlünüz bilir.

BİR GÖZLEM..

Son 2 vagon yataklı oluyor (yoğun dönemde yataklı vagon sayısını arttırıyorlarmış). Biz sondan 1 önceki vagonda ortalarda bir oda seçtik, çok iyi yapmışız. Hem son vagon daha serindi, bizimkisi sıcacıktı, hem de direkt tuvaletin yanındaki odayı seçmememiz isabetli oldu. Yan tarafa ses gidebiliyor. Hadi benim şarkı türkülerimi bir şekilde dinlerler ama ben sifon sesi dinlemek istediğime emin emin değilim 😊

TUVALETLER TEMİZ Mİ?

Sağolsun TCDD görevlileri treni tertemiz teslim ediyor yolculara, gerisi yolcuların tuvalet adabına ve insafına kalmış! Her vagonda tuvalet var. İçerisinde tuvalet kağıdı, el kurulamak için peçete ve sıvı sabun bulunuyor. Tren durduğunda tuvaleti kullanmayın şeklinde de bir uyarı var, yani ben sallana sallana giderken tutturamam, tren durunca yapıvereyim demeyin 🙂 .

YANIMIZDA NE GÖTÜRELİM?

  • Her ne kadar yemekli vagon olsa da bazı zamanlarda hizmet veremediğini duydum, siz işinizi sağlama alın ve yanınızda her ihtimale karşı yiyecek içecek götürün.

  • Ayrıca küçük istasyonlarda 5’er büyük istasyonlarda 10’ar dakika durduğu için durunca birşeyler alırım nasılsa diye düşünmeyin. Hem akşam yemeği olarak hem de ertesi günü kahvaltı için tedariğiniz olsun. Gözlerinizde pencerenizden baktığınızda bu güzellikleri görebilecek kadar fer olsun en azından 🙂

  • İmkanınız varsa minik bir elektrikli cezve&su ısıtıcısı almanızı öneriyorum. Çünkü keyfinize göre sallama çay, kahve, sahlep, bitki çayı yapabilir, istediğiniz anda içebilirsiniz böylelikle. Trende kahve keyfi de nefis oluyor.

  • Hele çay keyfine paha biçemem, söyleyin bana başka hangi çılgın şarap kadehinde çay içer böyle benim gibi?

  • Yanınıza bol peçete alın yahut tuvalet kağıdı da götürebilirsiniz. Çünkü her ne kadar tuvalet kağıdı olsa da 20 saat sonra o da bitebilir, yenilenemeyebilir.
  • Şapkasız çıkmayın ağbi!  Fotoğraf çekinmek için kapıları açtığınızda buz gibi bir hava çarpıyor suratınıza, sonra kafayı üşütmeyin 🙂 .

  • Odada hemen lavabonun altında çöp bulunuyor. Ama siz yine de yanınıza yedek çöp poşeti alabilirsiniz, yahut market alış verişinden elinizde kalan poşetleri değerlendirebilirsiniz.
  • Yurtdışına çıkarken yanınıza pasaportunuzu alın gibi gereksiz bir öneri olmasın ama bence ıslak mendil bulundurmanızda fayda var. Tren viraj alırken masa üzerindeki içecekleriniz kayabiliyor, dökülebiliyor. O yüzden hem ıslak mendil bulundurun, hem de masada açıkta içecek bırakıp odanızı terk etmeyin.
  • Yiyeceğinizden daha fazla bisküvi, çikolata, kraker alın yanınıza. Çünkü Erzurum sınırları içerisinde Aşkale-Ilıca arasında çocuklar raylarda trenin gelmesini bekliyor. Bir çocuğun gülümsemesinden daha güzel ne olabilir ki.. Yalnız lütfen bunu yaparken hassas davranın ve karşılığında çocuklardan birşey beklemeyin. Bizim çocuklara birşeyler verdiğimizi gören yan vagondakiler fırlatırcasına attılar ellerindekini ve karşılığında çocuklardan poz istediler, hadi gülümseyin, hadi şöyle yapın diye. Hiç hoş olmadı. 
  • Yataklı kısım seyahat eden kişi sayısı da az olduğundan rpry sessiz vr huzurlu oluyor. Öyle sanki ki tuvalet sırası bile beklemiyorsunuz. Ama yanınıza viyaklayan bebeli bi aile düşer de gürültü yaparsa onu bilmeme :/ .

DOĞU EKSPRESİ’NDE EN GÜZEL MANZARALAR NEREDE?

Erzincan-Erzurum arası manzara git gide güzelleşiyor. Erzincan’ın İliç İlçesi doğal güzelliği ile göz kamaştırıyor.

Özellikle trenin nehir kenarından gittiği yerlerde sevinç çığlıkları atıp durdum. Elimdeki kahveyi bırakıp “aaaaaaa çok güzel çekmeliyiiiz” çığlıklarıyla bu pozları yakalamaya çalıştım.

Size tavsiyem; günün ilk ışıklarıyla uyanıp hiçbir manzarayı kaçırmayın. Çünkü öylesine güzel ki, hiç bitmesin istiyor insan..

Ve ben sadece tek yön (Ankara-Erzurum) Doğu Ekspresi ile seyahat ettiğim için tadı damağımda kaldı.

Yeme içme, mükellef sofra kurma, keyif yapma, şarkı söyleme, göbek atma (evet bunu da yaptık) işlerinizi hiçbir şey göremediğiniz akşam saatlerinde yapın. Sabah erkenden kahvaltınızı yapıp ortalığı toplayın, kendinizi manzaraya ve fotoğraf çekmeye adayın.

FOTOĞRAF ÇEKME ÇILGINLIĞI

Irmak durağında trenle ilk karşılaştığım andan itibaren büyük bir fotoğraf çekme ve çekinme arzusu ile doldum. Şu güzel tabelanın maneviyatı da büyük.. Kimler geldi geçti bu tabelanın önünden, kimler seyahat etti bu trenle..

Zamanında İstanbul’dan Paris’e giden Orient Express‘in ruhu az da olsa devam ediyor. Keşke buharlı trenlerle gezme imkanım olsaydı.. Belki bu kadar konforlu olmazdı ama çok farklı bir deneyim olurdu.

Trenin camları şahane.. O caanım ay yıldız nasıl da güzel yakışmış. Hem odanın camlarından hem de koridordan bol bol fotoğraf çektim.

Trenin kırmızı boyalı kısımlarına da bayıldım.

Bir müddet kapıların önünde kasap kedisi gibi bekledik. İstasyona gelindiğinde kapının nasıl açıldığını gözlemledik. İşin sırrını öğrendik. Ama yine de tren görevlilerini zor duruma sokmamak için kendi başımıza hareket etmedik. Dünyalar tatlısı tren görevlilerinden birinden rica ettik bizi kırmadı, kapıları açtı, bir kaç fotoğraf çekindik. Yetti mi yetmedi.. İnsanoğlu hep daha fazlasını istiyor..

Biz bastık gidiyoruz, nerede olduğumuzu kaybettik tam tünelin içindeyken. Ara kapıları aça aça gidiyoruz. En son bir yere geldik, açmaya çalışıyoruz kapı açılmıyor, bu da nedir böyle diye söylenirken tünelden bir de çıktık ki ne görelim? Meğersem en son vagonun kapısını açmaya çalışıyormuşuz, açsak uçucaz yani raylara 🙂 . O komik şaşkın halimi unutamıyorum.

Beni aldı bi heves, bir merak, acaba dedim, şu kapıyı açtıramaz mıyız? Tüm Yesempatik sempatikliğimi kullanarak tren görevlisi amcaya gittim “amcaa yooluur amcaa, yoluurr bize açın kapıyı, takipçilerim foto bekler, bi kerecik yooluuur” dedim. Tabi tren kuralları gereği ve elbette güvenlik nedeniyle açılmaması gerekiyor. Ama işte tozlu camlardan da trenin zevki çıkmıyor, hep birşeyler eksik kalıyor. Görevli geldi en arka kapıyı açtı.

Yani ben bu kadar başka nerede mutlu oldum bilmiyorum. Muhteşem bir duyguydu.. Altımızdan akıp giden raylar, enfes manzara, rüzgar.. Bir kaç fotoğraf çektik, çekindik..

Fotoğraflar beklediğim kadar çarpıcı olmadı ama yaşadığım duygunun tarifi mümkün değil.. Bir çocuk gibi sevindim, tren görevlileri de güldü halime, onlar da mutlu oldu benimle.

Siz siz olun, eğer bir şekilde kapıları açtıracaksanız lütfen çok dikkatli olun. Ne sağlığınızı ve canınızı tehlikeye atın ne de görevlileri zor durumda bırakın.

Doğu Ekspresi‘nde muhteşem silüet fotoğrafları çekiliyor. Işığı iyi denk getirdiğinizde affetmeyin, bol bol çekin.

ERZURUM YOLCUSU KALMASIN!

Malum, vakit yetersizliğinden Doğu Ekspresi yolculuğumu Erzurum’da kesmem gerekti, Kars’a gidemedim. Ama çok da üzülmedim, çünkü ben üniversiteyi Erzurum’da okuduğum için 5 yıl orada yaşadım. 2014’ten beri de gitmemiştim. Birkaç saatliğine de olsa tekrar Erzurum’u görme fikri beni çok mutlu etti. 15.30 gibi Erzurum Garı‘na vardık.

Bir baktım ki yerler buz. Sahi ben 5 sene bu şehirde nasıl yaşamıştım? Trenimizle üzülerek vedalaştık. Erzurum Garı’nı selamladık.

Sonra yola koyulduk. Spor ayakkabı ile ilk defa buz üstünde yürüyordum. Epey acemileşmişim.. Hava durumu 1 derece idi, günün ilerleyen saatlerinde -4 dereceye kadar düştü. Benim emektar şapka, atkı yine epey işe yaradı.. Yürüyerek Kongre Binası yakınlarındaki Koç Cağ Kebap‘a gittik

SİZ HİÇ CAĞ KEBABI YEDİNİZ Mİ?

Cevabınız hayır ise ve cağ kebabını yerinde yemek istiyorsanız, Doğu Ekspresi‘ni benim gibi Ankara-Erzurum arasında kullanarak bunu yapabilirsiniz. 

Cağ kebabı denince akla gelen iki yerden biri olan Koç Cağ Kebap‘a uğradık. Beni yarım saat cağın önünden alamadılar, yani insan bir kebabı bu kadar özler mi? Ben özlerim, çünkü yemek benim için çok önemli.. Çünkü cağ kebabı Erzurum’un imza yemeği. Çünkü bu kebabın yapıldığı kuzular dağda bayırda kekik yiyerek otlamışlar, etin kendinde kekik tadı var!

Masanızı süzme yoğurt, acılı ezme, soğan ve salata ile süsleyip bir sepet de lavaş bırakıyorlar, sonra cağlar gelmeye başlıyor.. Dikkat! Siz dur demezseniz getirmeye devam edeceklerdir, ben istemeden geldiğine göre ikramdır hezeyanına kapılmayın 🙂 .

Ben 2 şiş ile doyuyorum ama erkekler 3’ten aşağı yemiyor. Fiyat şiş başına 8 TL. Bu arada Kars’a devam edecekseniz Erzurum Garı’na getirilmek üzere cağ kebabı siparişi verebiliyorsunuz Gel Gör Cağ Kebap’tan. Biz nasılsa Erzurum’da ineceğiz diye o olaylara girmedik ama bizim enteresan yan vagon önce sipariş verip sonra fiyatını yüksek bulup vazgeçti. Cağ kebabı şiş hesabıyla verildiği için diğer yöresel kebaplardan daha pahalı gelebilir fiyatı kulağınıza. Öyle ki 1 tanesi ile doymak mümkün değil. Dürümüne 27 TL demişlerdi trenden telefon açanlara, 2 cağ vardı içinde. Haliyle servis ücreti de almış olabilirler, sonuçta bu da bir ek hizmet 🙂 . Hevesinizi kaçırmak istemem ama cağ yağlı bir kebap türü olduğundan, etin arasında da yağ olduğu için soğuduğu zaman dünyanın en kötü kebabına dönüşebilir. Mümkünse yerinde ve sıcak tüketmeye çalışınız 🙂 . Sonra cağ cağ dedikleri bu muymuş, hiç te bileme güzel değilmiş demeyin 🙂 . 

KADAYIF DOLMASI DENİLEN BİR GERÇEK VAR..

Her yemeği&tatlıyı yerinde yemek gerek. O tadı alamıyor insan İstanbul’da yahut başka şehirlerde.. Kadayıf dolması da öyle.. Kadayıfçı Muammer Usta bu işin piri.

Kısıtlı vaktimize rağmen araya bu mekanı da sığdırdık. Ben biraz aç gözlülük yapıp Erzurum’da popüler olan tüm tatlılardan bir tabak hazırlattım. Kabak tatlısı, cevizli incir tatlısı, tepsi kadayıf, taş kadayıfı, kadayıf dolması.. Kadayıflarca..

Hepsi birbirinden güzel ama elbette kadayıf dolmasının yeri başka.. Erzurum’a geldiğinizde muhakkak bu lezzeti deneyin.

ERZURUM’U TEPEDEN SEYRETMEK İSTER MİYDİNİZ?

O zaman istikamet Atlama Kuleleri! 2011 Universiade Kış Oyunlarından yadigar bu Atlama Kulelerinin tepesinde bir adet cafe, onun da üzerinde seyir terası var. Erzurum’u tepeden seyretmek isterseniz adresiniz burası olsun. Yalnız araçla ya da taksi ile ulaşmanız gerekiyor. 

Seyir Terası artık karla kaplanmış, bu fotoğraf da oradan hatıra kaldı bana..

YILLARDAN SONRA ERZURUM..

Ben 2005-2010 yılları arasında Erzurum’da üniversiteyi okumuştum (Yaşım ortaya çıktı mı 🙂 ). O yüzden bende Erzurum’un yeri ayrıdır. Bizim idare edeceğimiz kadar mekanlar, cafeler, restaurantlar, mağazalar vardı elbet ama çok da iç açıcı değildi. Bu gidişimde gözlerime inanamadım. Onlarca yeni mekan 3 tane de AVM açılmış. Normalde AVM’leri sevmiyor, desteklemiyorum ama gerçekten Erzurum gibi soğuk bir memlekette çok işe yarıyor. Çünkü kat kat giyinmiş halde alış-veriş yapma çabamız içler acısıydı. Mağazaya girince terler; atkı, şapka, eldiven ve montu çıkarırdık. Dışarı çıkarken de tekrar giyerdik. 10 mağaza gezsen hayattan da bezersin bu şartlarda. Terminal Caddesi cafelerle dolmuş, benim zamanımda 1 restoran 1 de tatlıcı vardı. Öğrenciler için iyi alternatifler yaratmışlar. Değişmeyen ne diye soracak olursanız; 

  • Hala herkese “hocam” diye hitap ediyorlar. Ben ilk gittiğimde bunlar benim öğretmenlik okuduğumu nereden anladılar diye düşünmüştüm 🙂 . 
  • Yine çeşmelerden akan sular donuyor, çünkü hala soğuk 🙂 . 
  • Evlerin çatısından sallanan sarkıtlara da tam gaz devam! Saçak altından yürümeyesiceler sizi!
  • Esnaf yardımsever ve güleryüzlü, restoran çalışanları saygıda kusur etmemek için elinden geleni yapıyor.
  • Herşeye rağmen hala güzel Erzurum, tüm Erzurum’a ve Erzurumlulara selam olsun!

ERZURUM-İSTANBUL UÇAK SEFERİ

Rüya gibi bir hafta sonu gezisi bol anı, mutluluk, kahkaha ve birbirinden güzel fotoğraflarla sona erdi. Anadolu Jet’in 20.20 Erzurum-İstanbul (SAW) seferi ile İstanbul’a uçtuk, 22.20 gibi de Sabiha Gökçen Havalimanı’na iniş yaptık. 

Erzurum’da donuyorken İstanbul’da montumuz bize fazla geldi. Sadece 34 saatte 3 farklı şehirde vakit geçirip 10’dan fazla şehri pencereden seyrettik, bazılarının havasını içimize çekebildik. Ve pek çok vasıta ile 5’ten fazla aktarma yapmamıza rağmen hiç yorulmadık. Çünkü tren yolculuğu yorucu değil aksine dinlendirici bir yolculuk. Hatta bir yolculuktan çok daha fazlası. Siz de muhakkak bunu denemelisiniz, içinizde en ufak bir merak dahi varsa yapın, aklınızda kalmasın.

MÜJDEMİ İSTERİM!!!

Son zamanlarda sosyal medya üzerinde Doğu Ekspresi seferlerine son vereceği, onun yerine hızlı trene geçileceği dedikoduları dolanıyordu. Ben de bu korkuyla hemen plan yapmıştım, hatta en karlı dönemi bile beklemedim. Ama tren görevlisi İbrahim Beyle sohbet ettik, şu an böyle bir durumun mümkün olmadığını söyledi. Gerekli altyapı sağlanmadan nasıl geçecekler dedi. Adam haklı beyler. Buna çok sevindim, çünkü tekrar gitmeyi düşünüyorum 🙂 . 

Nasılsa bitmiyormuş diye hemen gevşemeyin, sonra içinizde ukde kalabilir, benden söylemesi..

Yeni yollarda, yolculuklarda görüşmek üzere..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

 

 

 

 

 

 

Continue reading…

Related posts
Genel, Şehir Keşifleri

Kapı Çalana Açılır: Abdülmecid Efendi Köşkü’nde Neler Oluyor?

Bu sene “İyi Bir Komşu” teması ile kapılarını sanatseverlere açan İstanbul Bienali kapsamında sergi ve etkinlikler bir kaç farklı mekanda gerçekleşti. Geçen sene olduğu gibi bu sene de bienali gezmeye işime en yakın olan Galata Özel Rum İlkokulu’ndan başladım. Benim bildiğim Bienal mekanları bunun dışında Pera Müzesi, İstanbul Modern, ARK Kültür, Yoğunluk Sanatçı Atölyesi ve Küçük Mustafa Paşa Hamamıydı. Abdülmecid Efendi Köşkü nereden çıktı?

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-koc

Peki Abdülmecid Efendi Köşkü nereden çıktı?

İstanbul’un tarihi yapıları, eski sokakları ve mahalleleri üzerine özel bir ilgim var. Hatta semt keşfi yazılarımı yazmadan önce İstanbul’un tarihi yapılarını anlatan kitaplar okudum. Ama ben hiç Abdülmecid Efendi Köşkü‘nü duymamıştım, hiçbir yerde okumamıştım.. Bir anda yüzlerce insan sosyal medyada kırmızı halı üzerinde uzanan bu caanım atı paylaşmaya başladı. Yer Bildirimi: Abdülmecid Efendi Köşkü! Ben bu yapıyı ve sergiyi nasıl gözden kaçırdım diye hayıflandım önce, sonra sosyal faaliyet ekibimiz #classicotrio yu harekete geçirip bir hafta sonu etkinliği organize ettim. İstikamet Abdülmecid Efendi Köşkü!

20171104_140606

Önce Kapıyı Çalmak Gerek!

Peki bu kapı nerede? Abdülmecid Efendi Köşkü Nakkaştepe’de Koç Holding’e ait spor kulübünü bulunduğu Bağlarbaşı Korusu’nun içinde yer alıyor. Malum 2007 yılından beri Koç Grubu Bienalin ana sponsoru. Onun şerefine olsa gerek, yıllardan sonra Küratörlüğünü Melih Fereli ve Karoly Aliotti’nin üstlendiği, Ömer M. Koç‘un koleksiyonundan bir seçki “Kapı Çalana Açılır” sergisi açıldı ve çok büyük bir yankı uyandırdı. Belki dikkatleri çeken bu güzel mimari yapının ücretsiz bir şekilde ziyarete açılmasıydı belki de sergi eselerinin “cüretkar” ve yer yer “ürpertici” öğeler içermesiydi.. Bu iki faktör bir araya gelince “küçük salonlarda küçük kitlelere” ulaşabilen sanat tüm Türkiye’nin dikkatini çekti. Gaziantep’te yaşayan bir arkadaşımla konuştuğumda bu sergi için İstanbul’a gelenler olduğunu öğrendim. Etkileyici..

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal3

Abdülmecid Efendi Köşkü

Dışı işlemelerle bezeli, içi ilmek ilmek dokunmuş, zemin karolarının canlılığından tavan resimlerinin büyüsüne kadar her detayı mükemmel bir köşkten bahsediyoruz. Mısır Hıdivi İbrahim Paşa tarafından yaptırılmasına rağmen, son halife Abdülmecit Efendi tarafından yazlık konut olarak kullanılması nedeniyle olsa gerek onun adını almış. Mimarı konusunda net bir bilgi olmamakla birlikte, benim eserlerinin ve üslubunun hayranı olduğum Mimar Alexander Vallaury olduğu konusunda çeşitli söylentiler var. Ki kendileri İstanbul Erkek Lisesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Büyük Kulüp (Circle D’orient) gibi muhteşem yapıların mimarıdır. 50 sene kadar kullanılmadığı için büyük hasarlar görmüş, 1985-1988 yılları arasında büyük bir restorasyon geçirmiş. Aslında gördüğümüz bu yapı köşkün selamlığı olup, harem ve müştemilat yapıları bugüne ulaşamamış. Gezerken kulak misafiri olduğumuz kadarıyla bir tek aşağıdaki fotoğraftaki kısım orijinal kalmış, diğer kısımlar aslına sadık kalarak restore edilmiş. Yapının mimarisi hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isterseniz şurayı tıklayabilirsiniz.

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-restorasyon

Eserler

Türkiye ve Dünyadan 24 sanatçının 30 eserini kapsayan sergi temelde zıtlıklar üzerine kurulmuş. İnsan ve hayvan, canlı ve ölü, hareket ve durağanlık, canavar ve melek gibi hayatımızın her yerini saran temel olgu ve kavramları çırçıplak karşında görmenin bir ürpertisi oluyor önce. 

Kuğu

Kapıdan girince sizi Daphne Wright‘ın havuz kenarına uzanmış “Kuğu”su karşılıyor. Ve yine girişte verilen sergi kataloğunda yer alan açıklamalarda eserlerin manaları anlatılmış. Ama ben oldum olası orada yazanları okuma taraftarı değilim. Bir esere can verilir ve topluma sunulur (burada sanat toplum içindir kafasında olduğum anlaşılmıştır zaten).  Herkes kendi yorumunu kendi yapar ve herkesin kendi zihninde bambaşka çağrışımlar yaratabilir eserler. Şimdi çocuklar bu tabloya bakın eserimde şunu şunu anlattım deyince bir ressam, benim o esere bakmama ne gerek var, gözlerimi kapar ve hayal ederim, geçer gider. Bırakın da o gizemi biz bulalım. Bakınız Mona Lisa.. Hala konuşuluyor, tartışılıyor. Ne yapsaydı Leonardo da Vinci? “Mona Lisa benim, dağılın uleyhnnnn!!!” mi deseydi? 

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-kugu

Ettiğim bunca lakırdıdan sonra sizinle sergi ile ilgili sıkıntımı paylaşayım. Herşey çok güzeldi ama ben sergiyi yaşayamadım. Çünkü çok kalabalıktı. Fotoğraf çekmeye ve çekinmeye çalışanlar, sırf check in yapmak için gelenler, rehber eşliğinde gezenler, sanki “çıkın çıkın gelin anacım” denmişcesine izdihama sebep olanlar yüzünden (gelmek insanların en tabii hakkı, daha çok kişiye ulaşmalı hatta, ama bazı eserlere sadece bir saniye bakıp geçmek yeterli olmuyor işte) keyif alamadım. Bu ne sanatçıların, ne Bienalin ne de ev sahibinin suçu. Bu kimsenin suçu değil ama bu bir gerçek. Hani insan şöyle düşünüyor, Kapı Çalana Açılır da, her çalana açılmalı mıdır? Açılmasa bu ayrımcılık olur mu? Olur sanırım. Contemporary İstanbul da çok kalabalıktı, hatta mutlu olmuştuk. Ama popüler olmayan sergilerdeki o huşuyu aramadım desem yalan olur. Keşke sergiyi sakin kafayla gezebilme imkanım olsaydı..

Aygır

Yine Daphne Wright imzalı olan bu eser serginin fenomeni oldu. Kırmızı halı üzerinde yatan bembeyaz bir at..  Asil, mağrur ama mağlup..

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-aygır

Bana Osmanlı Devleti’nin yıkılışını çağrıştırdı. O güçlü at bir şekilde dayanamadı ve yıkıldı.. Her yer kan oldu (kırmızı halı). Ama üzerinde bembeyaz Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Yorgun, yalnız ama ümitvar..

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-at

Gözlemci ve Bayan Doubtfire

Giriş salonlarından birinde yer alan bu iki eser bir şekilde birbiri ile bütünleşmiş. Belki o sandalyeler üzerindeki hınzır çocuk, şüpheleri ile içi içini kemiren o yaşlı ve mutsuz kadının kendisini görmesini istemiyor, adeta bulutların üzerinde ona bakıyor, aynı hizada olsalar azarı yiyip poposunun üzerine oturacağı kesin!

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-sergi

Kurt Çocuk 

Yaşam Şaşmazer’in bu eseri, herkesin içinde saklambaç oynayan kendi çocukluğu aslında. Ona zarar verecek birini gördü mü kurt oluyor, korkutuyor, bir nebze kendini savunuyor, ama odasında yıldızları daha iyi görebilmek için tavanın cam olmasını hayal eden munis bir çocuk. Bir de bu duruş tam olarak “Küstüm, oynamıyorum!” duruşudur, kendimden biliyorum..

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-kurtcocuk

Yutan Yutuldu

Senelerden beri süre gelen av-avcı döngüsünün kırılıp yutanın yutulduğu bir merhaleye geçiş.. Saatlerce bakılıp saatlerce üzerinde düşünülebilir. Yutan da yutulan da bir şekilde göz önündedir, genelde kenarda köşede durup, dikkat çekmeyen ve yokluğu fark edilmeyen son darbeyi vurur aslında. Potansiyel seri katil işte o sinsice seyredenler. Aslında, yutan da yutulan da yaşayandır, keser döner sap döner, roller değişir ama yokluk baki kalır..

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal

Diğer Teki 1&2

Yerde yatan 2 çıkarılmış çorap.. Biri tortop olmuş, diğeri yayılmış, sporcu çorabı. O kadar oraya ait değiller ki.. Ama öylesine de büyükler ki, insan açık duranı uyku tulumu gibi kullanıp içinde uyumak istiyor, Tortop olanının içine girip yuvarlanmak.. Evreninin derinliklerine açılan bir kara deliğe geçiş noktası gibi. Rahatsız etmeyiniz yazısı yazmak gerek çorap girişine!

20171104_133206

Beklenen

Patricia Piccinini‘nin bu etkileyici eseri ilk gördüğümde bende tam bir duygu şoku yaşattı. O çocuğun masumluğuna mı bakayım, şefkatine mi şaşırayım, yaratıktan tiksineyim mi, çocuğun umarsızca onu bağrına basmasına mı duygulanayım.. Neye benzediğini anlamaya çalışırken ve tam devrelerim yanmak üzereyken şunu farkettim. Korku, bize öğretilen bir kavram. O yüzden minik bebekler devasa köpeklerle boğuşur, fillerin ayağını sever, korkmaz, çünkü henüz ondan korkması “gerektiğini” öğrenmemiştir. 

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-

Bu sergi insanda yanyana gelmesi pek mümkün olmayan duyguları bir araya getirmesi nedeniyle de özel. Fotoğroflarını ilk gördüğümde hafiften bir mide bulantısı ve tiksinti yaşamıştım. Ama o kadar gerçek ve o kadar yakındı ki o kavramlar. Ve güzellikle birlikte sunulmuştu. Olumsuz bir etmen olumlu ile sunularak yumuşatılabilir ya hani psikolojide kimbilir hangi isimle öğrenmiştik (unuttum adını), onun gibi işte..

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-mutasyon

Aziz Sebastian

Acayip ürkütücü.. Hem de okların üzerinde, adeta erimiş, tek derisi kalmış bir beden. Diş ve keratin dokular da duruyor. Yaşamını yeni bir din olan Hristiyanlığın kelamını yaymaya adamış ilk Hristiyan imiş kendileri. Canımdan bezdim mi diyor, inadınız beni eritti mi diyor, bilemem. Ama kim olduğu söylenmese mümkün değil aklıma gelmeyecek bir isim. 

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-aziz-sebastian

Günlerden Bir Gün

Yine bir taraftan ürküten diğer taraftan da hayrete düşüren bir eser daha.. Çinilerle kaplı o odada, tavana asılı sandalyenin üzeinde erimiş ama tam yok olamamış bir beden. Hani gitsen bile hala o kişinin zihninde kalbinde yaşamaya devam edersin ya.. Hani ölsen bile fotoğrafın yaşar da anılarını canlı tutar ya.. Ya da ne bileyim bazen oracıkta, öylece o sandalyede eriyip gidersin, kimsenin ruhu duymaz, duysa da umru olmaz. Ama çirkin, itici kalıntıların oradadır ve kötüleri rahatsız etmeye devam eder. Yine saatlerce üzerine konuşulup yorumlanabilecek, Egzistansiyalizmden girilip nihilizmden çıkılabilecek bir eser..

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-sandalye

Horozlu Otoportre

Tablolar arasında en beğendiğim oldu. Semiha Berksoy otoportresi imiş. Turuncu ve turuncuya en çok yakışan yeşil bir arada. 

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-otoportre

Gösteri

Burhan Kum‘un bu eseri mahremiyet ile aleniyet arasında gidip gelen şark ile garp arasına sıkışmış biz son nesil gençlerini anlatıyor bence. Hem zincirlerimizi kırıp uçmak istiyoruz hem de geleneklerimize ihanet etmeye korkuyoruz. Ama yine de iyi ki perdeler var. Çünkü perde varsa kapayadabilirsin, açadabilirsin, seçim senin. Gelgelelim tümüyle çıplaklık çok savunmasızca..

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-perde

Hırka Altında Adam

Serginin en çok konuşulan ve tartışılan eseri oldu kuşkusuz. Bunda eserin vermeye çalıştığı duygudan ziyade çıplaklığına odaklananların etkisi büyük tabii ki. Hırkanın altında minicik, savunmasız gibi duran çıplak bir adam. Bu adam kim bilir nasıl duygular içinde de hırka altına sığınmış derken eğilip yüzüne baktığınızda size “bekleme yapma bak geç” gibisine bakması çok ironik. Hani “bi bitmediniz” der gibi. Bu benim hobim, benim hırkam benim bedenim benim kararım der gibi.. Saldırılar oldu bu esere, haberlere düştü. Beni çok enterese etmiyor. Çünkü sıkıldım artık sergi basıp esere saldıran sığ güruhtan. Aynısı geçen seneki Contemporary de olmuştu. Asıl bunlar “bi bitmedi!”. 

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-hırka-altinda-adam

Velhasılıkelam, çok çarpıcı ve etkileyici bir sergiydi vesselam. Gelgelelim ilk başta da söylediğim gibi kalabalık, yoğun ilgi ve izdiham nedeniyle ben pek keyif alamadım. Hızlıca fotoğraflarını çekip gelip evimde baktım. Bir kaç kare ve köşke ayak basmanın mutluluğu ile dostlarımla geçirdiğim keyifli anlar yanıma kar kaldı. Sergi kasımın 12’sine kadar açık. Bienal ile birlikte o da bitiyor. Hala vaktiniz ve imkanınız varsa, bir şans verilmeyi fazlasıyla hak ediyor. 

yesempatik-abdulmecid-efendi-kosku-kapi-calana-acilir-bieanal-love

Sergiler, etkinlikler bitmez..

Yeni bir yazıda görüşünceye kadar..

Kalın sağlıcakla..

Afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

 

Related posts