Genel, Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

Amsterdam Yeme İçme İşleri

Amsterdam’daki dünyalar tatlısı gezimizi “Amsterdam Gezi Rehberi: Eğlenceye Hazır mısınız?” yazımızda anlatmıştık. Hatta hızımızı alamamış, Haarlem mevzusunu da masaya yatırmış “Amsterdam’ın Gölgesinde Bir Şehir: Haarlem” yazısını da kaleme almıştık. Peki ama Amsterdam’da fellik fellik gezerken hiç mi acıkmadık? Hiç mi karnımız kazınmadı kilometrelerce yol yürüdükten sonra? Hiç mi tatlı kaçamaklar yapmadık, muzip muzip atıştırmadık. Hiç mi içmedik? Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi? Benim gibi bir lezzet avcısını yemek yemeden düşünebiliyor musunuz? Tabii ki de düşünemezsiniz, çünkü “Hayat Yiyince Güzel!”.

Efendim, nasıl anlatsam, nerden başlasam.. Önce bir kaç tane beylik laf edelim şu ayarda. “Amsterdam Mutfağı da nedir efendim, peynirle kafayı bozmuşlar! Atıştırmalıktan öteye gidememişler. Sağdan soldan lezzet araklamışlar. Nasılsa biz beceremiyoruz, bari tüm dünya mutfağını buraya getirelim demişler. Madem ki özgürlükler ülkesiyiz, herkes kendi zevkine göre yesin içsin, çok zorlayanlara dayayın elmalı tartı sesleri kesilsin demişler. Zaten bira temeline kurmuşuz öğünleri, yanına atıştırmalık yapsak yeter demişler.” Pardon içimdeki sesler, bi susar mısınız? Bunları zaten eski yazılarımda okudu arkadaşlar, sen bize deneyimlediğin mekanlardan haber ver!

Kendi kendime de çemkirdiğime göre artık başlayabiliriz. Alacağımız kalorinin farkında mısınız? Yalnız şöyle bir not düşeyim, ben Amsterdam’da “to do list” e göre hareket etmedim, çünkü öyle bir liste yapmadım (burada gözlerini kapatmış, utangaç bir maymun hayal edin: ) ). Madem özgürlükler ülkesiydi, ben de kafama göre davranacaktım. Yolda karşıma çıkan yere dalacak yiyip içecektim. Öyle yaptım, hiç de pişman olmadım. Şimdi kişisel deneyimlerimi sizinle paylaşacağım. (Fiyatlar Mayıs 2016 fiyatlarıdır).

1. FRIETJE LUCIEN
De Nieuwe Kerk‘te sergiyi gezip, Dam Meydanı‘nda bir takım panaromik fotoğraflar çektikten sonra, çılgınlar gibi alış veriş yapılan Kalverstraat Caddesi üzerinde gezinirken, etrafa şirin melodiler yayan dev müzik kutusunu dinlerken sağ tarafımda elinde dev külahlarla patates kızartması yiyen mutlu insanlar gördüm.

Elbette kusur kalmamalıydım. Sıraya girdim, devasa bir külah seçtim (gözü doymuyordu..), bu elemanlar mayonez işinde iyidir helbeeet deyip direkt ev yapımı mayonez ve onun baş kankası ketçapa yürüdüm. Patates o kadar lezzetliydi ki..

Bir patates kızartması en fazla ne kadar güzel olabilir demeyin, neden demeyin, çünkü ben dedim, çok pişman oldum. Bir de ev yapımı ketçap mayonez ile birleşince az kalsın parmaklarımı yiyordum. Tek handikapı sos tepede olduğu için dipte kalan patatesler çok nasiplenemiyor sostan. Bu kadar kusur kadı kızında da olur : ) .

Yanına da bir Amstel patlattık, amman sabahlar olmasın! Dondurulmuş patates yemekten beyni donan bizlere bu patates kızartması ilaç gibi geldi. Dev külah 4.30 €, ketçap sos 0.45 €, mayonez sos 0.65 €. Gördüğünüz üzere fiyatlar da gayet uygun. Tabi ben bu patatesleri bu soslara banıp da yerken Euro 4.10 TL değildi : ( .

Staadsdeel Centrum
St Luciënsteeg 5, 1012 AB
Amsterdam, The Netherlands

NOT: Genellikle Mannakenpis denilen yerde patates kızartması yiyormuş gençler, bir sonraki gidişimde ben de deneyeceğim hatta, aklınızda bulunsun.

2. CAFE LANGERIES
Amstel Nehri’nin kenarında konumlanan Hermitage Müzesi’ni gezdikten sonra yine aylak aylak gezinirken köşede bu cafeyi gördüm. Eski, minik ve şirin. Bu üç faktör bir araya geldiğinde bir kafeyi sevmemek mümkün mü? Sevgi kelebeği gibi kondum cam kenarındaki masaya. İlk iş klasik bir cheesecake sipariş ettim.

Peynir diyarında peynirden yapılmış bir tatlı yemek isabetli olur diye düşündüm. Cafenin tarihi dokusu ve senelerin yaşanmışlığının sindiği duvarları, kapıları, pencereleri o kadar etkileyiciydi ki.. Sonra kendimi bira sipariş ederken buldum bu bardaklarla dolu barı görünce. Malum Amsterdam’da hedefimiz olabildiğince farklı biralar içmek, yerel biralara da göz kırpmak. Jupi… ve sonra da Hert… sipariş ettim.

Telefonum şarj olsun diye barda takılırken minik minik tatlı tatlı muhabbet ettim barmenle. Hesap gelince bir baktım bizim cheesecake ikram! 5.70 Eurocuk hesabı ödeyip kalktım. Yeni tatlar buldukça ben gerçekten çok mutlu oluyorum. Ve yeni cafeler.. Siz de benim gibi açıksanız yeniliklere, o zaman dans : ) .

Amstel 202
1017 AH Amsterdam
The Netherlands

3. STUBBE’S HARING

Amsterdam’ın en popüler sokak lezzetlerinden birisi kuşkusuz ki ağırlıklı olarak ringa balığı satan çiğ balıkçılar, yani “haringciler”. (Haring olayını “simitçi” boyutuna indirgediğimi gören Hollandalılar umarım linç etmezler. Yok canım ederler mi hiç? Gayet hoş görülü ve espritüel insanlar.) Meşhur tartçı Winkel 43 e giderken denize sırtınızı verdiğinizde önünüzde iç içe geçmiş saklama kapları gibi kanalları düşünün, sağ tarafta, en içteki ilk kanal olan Singel‘in başlangıç kısmında yer alıyor Stubbe’s Haring‘in standı.

Mevsime en uygun balığı zaten tavsiye ediyorlar. Ben çiğ ringa balığı tercih ettim. Üzerine küp soğan ve turşu koyuyorlar. Ben gerçekten beğendim tadını. Suşi sevenler ayıla bayıla yiyecektir. Hatta bu haringlere “dutch sushi” de diyorlar.

Amsterdam’ın gül hatrı için çiğ balık bile yedik! Damağınızı korkak alıştırmayın, haringlere dalın. Balık güzeldir, Omega 3 bi kere : ) .

Singel Haarlingersluis,
1013 GA Amsterdam
The Netherlands

4. WİNKEL 43

Vee beklenen an geldi.. Her ne kadar Amsterdam’da yeme içme için fix yerler yok desek de Winkel 43 bu genellemeden sıyrılıp kendini Amsterdam’ın en iyi elmalı tartçısı olarak kanıtlıyor. Jordan, Genellikle Yahudi lerin yaşadığı, daha bir yaşam mahallesi. Yerel deneyimlerine önem verenler Jordan Mahallesinde daha fazla vakit geçirebilir.

Winkel 43, sevimli bir mekan. Mayıs ayının sonunda gittiğim için de dışarıda oturma şansım oldu. Krema ile sunulan elmalı tart (apfeltaart) Hollanda’da yediklerim arasında en iyisiydi.Yanına şirin bir latte söyledim. Sonra ver elini instagramlık fotoğraf çekme çabaları : ) . Olsun, influencer olmak da güzeldir : ) . Bu arada kimse bizim kadar evirip çevirip fotoğraf çekmiyordu. Bakınız ülkece ileride olduğumuz bir konu daha (!) . Ne diyorduk, evet blogger olmak gerçekten güzeldir!

NOT: Mekanın nane çayı da meşhurmuş, kahve içmek istemezseniz değerlendirebilirsiniz.

Noordermarkt 43,
015 NA Amsterdam,
The Netherlands

5. WOK TO WALK

Amsterdam kozmopolit bir şehir ve haliyle dünyayı sarmış yeme-içme zincirlerinin şubelerine de sahip. Wok to Walk da onlardan biri. Çeşit çeşit sos ve malzemelerle hazırlanan noodleları ister minik mekanda yiyebilir isterseniz sempatik kutulara koyulmuş yemeğinizi geze geze yiyebilirsiniz. Adının hakkını vermek için ikinci şık daha mantıklı.

Ben tam bi noodle fanı olduğum için Wok to Walk‘u görür görmez hiç affetmedim içeri daldım. Aşağı yukarı 4 euro gibi bir paraya deli gibi doyabilirsiniz. Gezisini daha ekonomik hale getirmek isteyenler bu alternatifi değerlendirebilir. Amsterdam’da 5 tane şubesi varmış. Ben aşağıdakine gitmiştim.

Reguliersbreestraat 45,
1017 CM Amsterdam
The Netherlands

6. CAFE DE ZWART
Spui yakınlarında meşhur Beijnghof u ararken önü çok kalabalık olan bir cafe gördüm. Yurtdışında çok kalabalık olan yerlerden muhakkak bir numara çıkar (Altın değerinde bilgiler : ) . Çünkü bizimkiler gibi sırf piyasa mekanı diye koftiden yerleri şişirmiyorlar genelde) . Bünyemde barındırdığım çakallığım sağolsun dedim ki ben zort diye bu mekana dalmayayım, zaten çok kalabalık, gözlem yapayım, olayı neymiş. Bu yüzden de mekanın tam karşısında yer alan Cafe de Zwart‘a oturdum.

Madalyaları takabilirsiniz. Sağolun, çok sağolun.. Tezahüratlar bittiyse az yaklaşın hele, ne diyeceğim: Amsterdam’ın en eski cafesine girmeyi planlarken bir taraftan da leziz mi leziz çilekli bira deneyimleme imkanı buldum. Yanına da atıştırmalık birşeyler istedim. Harika bir peynirle birlikte arpacık soğan turşusu geldi. İlginç bir bira eşlikçisi oldu benim için. Belçika birası olduğunu öğrendiğim Grimb…‘in Rouge isimli %6 alkol oranı olan çilekli birası benim için Amsterdam’a damgasını vuran lezzetlerden biri oldu. Hem şarap gibi, hem de bira. Mis gibi kokusu ve damakta bıraktığı hoş tat..

Henüz benim gibi Belçika’ya gidemediyseniz Amsterdam’da pek çok dünya birasını, özellikle de yakın ülkelerin birasını rahatlıkla bulup deneyebilirsiniz. Ben bir de Grol.. denedim Cafe de Zwart‘ta. Biramı yudumlarken de yerelleri gözlemledim.

İşte tam da bu cafede topuklu ayakkabısıyla bisikletini sürüp, sonra onu güzelce parkedip bir bara giren hatunları seyrettim. Yüzlerindeki mutluluğu ve hareketlerindeki rahatlığı tam da burada gördüm. İyi ki bahar ayında gitmişim de sokaklarda oturup gözlem yapabilme şansına sahip olmuşum. Ama tabii ki Amsterdam her haliyle güzel..

Spuistraat 334,
1012 VX Amsterdam,
The Netherlands

7. CAFE HOPPE
1670 yılında kurulmuş bir cafeden bahsediyoruz.. Amsterdam’ın en eski cafelerinden biri Cafe Hoppe.. Yerel bira Amstel‘in de en keyifle içileceği yer bana kalırsa. Herkesin elinde 33’lük Amstel biralar, birbiriyle şakalaşan, gülen, mutlu insanlar.. bu mekanın neden hep kalabalık olduğu belli oldu! Gerçekten harika bir ambians. Ahşap materyallerle yıllar evvel kurulmuş bar hala ayakta.

Duvarda harika resimler, güleryüzlü ve yardımsever garsonlar ve her turistik yerin vazgeçilmezleri Asyalı turistler : ) . Amsterdam’ın nadir yerel lezzetlerinden biri “bitterballen” yiyebileceğiniz en iyi yerlerden birisi bence. Biraya gerçekten çok iyi eşlik ediyor.

Bitterballen dışı çıtır çıtır, içinde et de bulunduran bir çeşit patates kroket. Bizde bira patates neyse onlarda da bira bitterballen o! Yanında genellikle hardal sos bulunuyor. Ayrıca karşı cafede deneyimleyip acayip beğendiğimiz arpacık soğan turşusu yine karşımıza çıkıyor. Ben bitterballen i keşfetmeden önce nachos söyledim, o da iyi bir bira eşlikçisi, aklınızda bulunsun. Cafe Hoppe ile doğru yoldayız genşler, bunca mutlu insan yanılıyor olamaz! Tam 4 saat bu cafede zaman nasıl aktı hiç bilmiyorum. Belki de hayatımın en mutlu anlarıydı. O ne güzel bir kafaydı! Hem Amst.. birası hem de yerel lezzet bitterballen için bu tarihi cafeyi listenize alın derim.

Spuistraat 18,
1012 TV Amsterdam,
The Netherlands

8. STARBUCKS
Şaşırdınız değil mi? İstanbul’da fellik fellik Starbucks’tan kaçan sevimli penguenimiz niçin Amsterdam’da butik kahveci bulmadı da gitti 2. nesil bir kahveciyi tercih etti? Biraz sakin olursanız anlatacağım canlar. Hikayenin, güzelliğin insanı nerede bulacağı hiç belli olmuyor. Bir gün yine Haarlem’den Amsterdam’a gelmişiz, canım nasıl kahve çekiyor anlatamam. Günlerdir bira mayasına dönmüşüm iyice. Bir baktım Amsterdam tren istasyonunda, o tarihi yapının içerisinde bir Starbucks!

İçeri girince aşırı güleryüzlü çalışanlar öyle güzel karşıladılar ki, take away almayı düşünürken, bir saniye ya, ben neden oturup bu tarihi yapının tadını çıkartmıyorum ki dedim. Sanki bir saray odasını andıran o Starbucks’ta sandalye ve masaları çekeleyerek kendime manzaralı ve lambalı bir köşe ayarladım. Arkadaşım fotoğrafımı çekmeye çalışırken bizim bu halimizi çeken Hollandalı abiyle yaşadığımız tatlı anıyı “Amsterdam Gezi Rehberi: Eğlenceye Hazır mısınız?” yazımızda anlatmıştık.

O öyle tatlı bir andı ki, hiç tanımadığımız bir adam resmimizi çekmiş ve bunu bize mail atmıştı. Ve ben burun kıvırdığım Starbucks’ta dünyalar tatlısı bir anı sahibi olmuştum. Diyeceğim şu ki, bazen kendinizi yüreğinize ve ayaklarınıza bırakmanız çok güzel sonuçlar doğurabiliyor. Amsterdam bunun tam da yeri. Amsterdam’ı sevmek için bir neden daha! Yok canım ağlamıyorum, ne ağlaması, sadece gözüme toz kaçtı beybilerim :/ .

Station Amsterdam Centraal,
Spoor 2b,
The Netherlands

9. HOLLAND EXPERIENCE
Hollanda ile ilgili bilimum hediyelik eşyaları bulabileceğiniz bir hediyelik eşya dükkanı burası. Haliyle Hollanda’nın (kimisi Belçika da diyor, kültürler kaynaşmış artık azizim, çok kurcalamayınız) sevilen lezzeti stroopwaffle ı burada bulabiliyorsunuz. Düşünülebilecek en güzel hediyeliklerden biri. Arasında karamel yahut bal dolgusu bulunan bir çeşit avuç içi büyüklüğünde yuvarlak waffle. Aslında hiç de yabancısı sayılmazsınız, tüm BİM’lerde rahatlıkla bulabilirsiniz. Ama gerçek tereyağıyla ve balla yapılanı, hele hele Haarlem pazarında yediğim, orijinal stroopwaffle ın tadına paha biçilemez. Paraya kıyıp iş yerindeki arkadaşlara bunun çikolata kaplısını almıştım. Bu çeşidinin tadı Albeni’yi andırıyor. O da pek güzeldi : ) . Holland Experience‘den bir sürü hediyelik eşya da alabilirsiniz, ancak bu bir yeme-içme işleri yazısı olduğu için yenilebilir şeyler etrafında toplanıyoruz. Şimdi gelelim dananın kuyruğunun kopacağı, çakallıkta doruklara ulaşacağımız mevzuya. Neden burayı öneriyorum size? Hemencik söylüyorum. Malumunuz Hollanda peynir cenneti.

Benim gibi bir antipeynirci bile ayıla bayıla peynir yemeye başladı. Ben Hollanda’nın dağlarında otlayan o ineklerin mis gibi sütlerinden yapılan harika ötesi peynirleri yemez miyim hiç! Evet efendim, açıklıyoruz! Holland Experience‘de Hollanda’da görüp görebileceğiniz tüm peynir çeşitlerini tatma imkanı sunuyor size. Hani pazarda zeytin tadarsın da “Bak helal et ama.” dersin ya, onun gibi düşün ey çakal yavrusu. Allahtan helal haram muhabetine girilmiyor burada. Minik minik doğranmış çeşit çeşit peyniri tadıyorsunuz, hangisini sevdiğinize karar veriyorsunuz. Sonra gidip bakkaldan çok daha uyguna alıyorsunuz : ) . Nasıl ama, iyi di mi : ) . Ben yine de dayanamayıp smoked bi çeşit peynir ile babybel peynirini indirdim cukkaya. Onları her yerde bulamayabilirdim. Goudalar arasından kimyonluya, pestoluya bayıldım. Sonra gidip pazardan 3 tanesi şu kadar gel abla, ayır abla diyen bir dutch evladından misler gibi peynirlerimi aldım. Hızımı alamadım bir tane de naneli Viyana peyniri aldım. Kalsiyum güzeldir. Kana kırmızı rengini veren madde fişne suyuysa, kemiğe beyaz rengini veren madde peynirdir efendim : ) .

Damrak 24,
1012 LJ Amsterdam
The Netherlands

10. JAMIN
Öküz yüküyle yedik içtik, peki ya bizi Türkiye’de bekleyen masum bebelere ne aldık? Elimiz boş mu döneceğiz? Hani ya çikolata, bon bon, şekerleme, jelibon?

İşte bu yüzden Holland Experience‘nin hemen bitişiğindeki Jamin‘e uğramanızı şiddetle öneririm. İçeriye adım atar atmaz minik bir çığlık attım. Cennete gelmiş gibi hissettim. Her yer tatlı atıştırmalıklarla dolu.

Beyaz çikolata kaplı marshmallowlara saldırdım, karamelli çikolatalara yürüdüm, jelibonlara göz kırptım. Size yalan söyledim. Ben bu dükkana bebelere mama almak için gelmemiştim, sadece kendim için gelmiştim. Tatlı sevmek suçsa en büyük günahkarım. Şimdi beni jelibonlarımla baş başa bırakın!

Damrak 25,
1012 LJ Amsterdam,
The Netherlands

Gördüğünüz üzere Amsterdam’da Yunanistan’da görmeye alıştığımız kallavi sofralardan eser yok. Daha ziyade bira yanı atıştırmalık ve ayakta geçiştirmelik bir format söz konusu. Elbette Lunch Cafe denilen yerlerde gönlünüze göre yiyecek birşeyler tercih edebilir, çok zorlarsanız daha yerel lezzetleri de arayıp bulabilirsiniz. Ama benim gördüğüm insanların dünya mutfağına yöneldiği gerçeğiydi. Canı et isteyen Arjantin restoranlarına, suşi çeken China Town’daki mekanlara, döner çeken de dönerciye gidiyor.

SAKIN DENEMEYİN!

Yeme içme önerilerimizi yazdık, bir de yememe önerimizi söyleyelim. Amsterdamlıların ayıla bayıla yediği bir şeker var ki hayatımda yediğim en korkunç şeydi, evlat olsa sevilmez, o derece! Fazla merak kediyi öldürür, yapmayın güzel kardeşlerim. Hee illa ben alacam, deneyecem, zevkler ve renkler tartışılmaz bi kerem diyorsanız, sizi evlatlıktan reddediyorum! Adı ne bu zıkkımın? DROPJES! Anasonlu bir şeker. Şeker demeye dilim varmıyor, bildiğin acı. Seni hiç sevmedim dropjes, babanı da sevmezdim!

Bir sonraki ziyaretimde görmeyi ve deneyimlemeyi arzu ettiğim yerleri sıralayacak olursam;

—-Singel 404
——Cafe de Klos
——–Cafe de Jaren

Yine leziz bir keşifte tekrar görüşmek dileklerimle..
Kalın sağlıcakla, afiyetle..
Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ