Category

Yurtdışı Gezileri

Genel, Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

Budapeşte Dersine Giriş: Budapeşte Hakkında Bilgiler

Bazı yerler var ki 5 kat daha fazla merak eder 8 kat daha fazla gitmek istersiniz. Bazı yerleri Google ‘ın 25. Sayfasına kadar araştırırsınız. Bazı yerlerde paranızın 1/8 i ile sodasız su alıp 3/7 si ile magnet almak istersiniz. Ve bazı yerleri daha gitmeden çooook ama çooooooook seversiniz. İşte o bazı yerler, Buda ve Peşte’ler! Hazırsanız Budapeşte Dersine Girişiyoruz  🙂 .

GİRİŞ

Tuna’nın bir yakasında Buda, diğer yakasında Peşte. Ve bu iki sevdalı yari birleştiren vuslat kokan köprüler (Burası bir anda lahmacun koktu sanki, pencereyi açınız :/) . Efendim Budapeşte gezmelere doyamayacağınız, bir an olsun sıkılmayacağınız, her an için manalı aktiviteler bulabileceğiniz (Tabii ki de binaların tepesine parmağınızı koyup çektiğiniz über turistik fotoğraflardan bahsetmiyoruz.), gecesi ayrı güzel, gündüzü ayrı tatlı, şirin mi şirin bir Orta Avrupa ülkesi.

Hem bizden biri gibi, hem de değil gibi. Uzansan dokunacakmışsın gibi ve dokunsan ağlayacakmış gibi, ama aynı zamanda ağlamıyorum yavrum gözüme toz kaçtı da gibi (Yazar burada neden geldim İstanbul’a şarkısını söylerken “hönkürerek” ağlar.) . Çok hayal kurdum, hayallerimden de güzeldi.

Fisherman’s Bastion-Balıkçı Tabyası

Bundan sonra bana “Fahri Budapeşte Elçisi” diyeler, bu böyle biline! Tiz Budin Kalesine elçi yollana, kellesi kopmadan gelirse ona kelle paça ısmarlana! (Yazının adını ders gibi koyunca bir anda dersi kaynatma çabası içine girmem manidar oldu 🙂 ).

MACARCALARCA!
Çok iyisiniz, hassınız, cansınız ama afedersiniz de o ne biçim dildir! Ö’den ööğgh geldi, z’den de zzzzzıt Erenköy yani! Bir dil bu kadar mı birşey ifade etmez. Sanırım beni en çok geren bu oldu. Her yerin bir de Macarcasını not aldım, 2 iş çıktı bana. Çok çalıştım anne çook! Ondan böyle çiçek gibi pürüzsüz gezdim. Bana beden dili yetmez diyorsanız mesela Kahramanlar Meydanı‘na Hösök Tere dendiğini ve metrolarda böyle geçtiğini unutmayın.

Kelebekler uçuşurken ortamı bir anda germemi napıcaz? Ama bizde yalan yok ne yapalım? Araya da bizimle aynı olan bir kelime sıkıştıralım: Mesela Büfe 😊. “Utca” sokak demek, “etterem” restaurant, bir de “közsönöm” var ki onu size öğrettiğim için de bana “teşekkür” edeceksiniz 🙂 . 

yesempatik-budapeste-gezi-seyahat-liberty-bridge

YERLİLER
Aklınıza hemen Afrika geldi di mi 🙂 . Yerel deseydim daha artistik olabilirdi. Ama biz halk insanıyız, varoşun sesiyiz 🙂 . Şükürler olsun ki Macaristan’da Macar var! Belçika’da Belçikalı bulamadığım için epey içerlemiştim, burada yüreğim ferah bir şekilde gezdim. Nasıl insanlar? Senin benim gibi insanlar, bence birbirimize benziyoruz (Yazar adeta Macar kısmetlerini arıyordu.). Olur yani bu iş.. Öhöm, dersimize geri dönelim, Macar halkı bizim Müslüman olmayanlarımız gibi diyeyim. Orta halli memur ailesi kıvamında, yer yer demode kıyafetli kişiler -hatta bazen de rüküş- görsek de küreselleşen dünyanın cilveleri olsa gerek, orada da şu siyah üzerine beyaz çizgili spor ayakkabı meşhur, gençler orada da şort üzerine göbeği açık sosyal mesajlı yahut karpuzlu/ananaslı atletler giyiyor.

yesempatik-budapeste-gezi-seyahat-macaristan-macar.jpg

Budapeşte’de bir düğün

Ama bana bir nebze mesafeliler gibi geldi. Fön çektirmek için gittiğim kuaför fön bitmek üzereyken turist misiniz dedi, evet dedim ve muhabbet bitti.

Çekiniyor yavrum sormaya, münasebetsizlik ederim diye korkuyor. Bayrampaşa’da bi kuaför olsa kimin kızı kimin oğluna kaçtı onu bile anlatır, müşterinin anne kızlık soyadına kadar öğrenirdi.

SONUÇ: Macarlar sıcakkanlılıkta Hollandalıları geçemedi!

MONEY MONEY MONEY İŞTE MEYDANEY
Macaristan Avrupa Birliğine üye ama kendi para birimini kullanıyor. Takdir ettim. Tamamen duygusal sebeplerden ötürü.. Çünkülüm insana tokat gibi çarpan 4 ile çarpma olayı yok, hatta çarpmıyorsunuz, bölüyorsunuz. Benim gittiğim dönemde yani Haziran 2017 ‘de 1 TL 73 HUF (Hungarian Forint) idi.

Ben gitmeden evvel Çemberlitaş’tan 53.000 HUF aldım, geri kalan paramı Euro olarak götürüp HUF’a çevirdim meşhur New York Cafe‘nin karşısındaki dövizcide. En az kur farkı orada. Yalnız orada çalışan ablanın libidosu epey yüksek, kur farkı olmasa bile bu abla önüne gelene kur yapıyor, hadi yine iyisiniz, akşam nevalesini çıkarttınız 🙂 .

Size bir uygulama önereceğim, resmen hayat kurtarıyor. xe isimli bu uygulama ile istediğiniz para birimlerini işaretliyorsunuz, aynı anda hepsini birbirine çeviriyor. Biz hep bunu kullandık. Uygulamayı yüklemek için. Google Play app store
NOT: Para birimi Euro olmadığından ve TL onların para birimi karşısında çok ezik durmadığından Budapeşte seyahati kendiliğinden ekonomik oluyor. Brüksel’de orta ölçekli bir mekanda ana yemeğe 17 Euro verirken Budapeşte’de Michelin tarafından önerilen muhteşem mekan Déryné Bistro’da 12 Euro‘ya dana yanağı yiyebiliyorsunuz.

Déryné Bistro

Bir kaç pahalı mekan dışında genel olarak yeme içme işlerini çok uyguna halledebilirsiniz.

SUSAZDIK MI?
Sizi “normal” su için pembe kapaklılara alalım.

Parlamento Binası

Mavi kapaklılar sodalı, yeşiller naneli, sarılar limonlu, kahverengiler çikolatalı.. Tamam çikolata kısmı biraz abartılı oldu ama diğerleri doğru, pembe kapaktan şaşmayın siz yine de.
SİGARA İÇENLER DİKKAT!
Sigara öldürür! Off, bunu zaten biliyorsunuz, ben size ha deyince sigara bulamayacağınızdan bahsedecektim. Sadece özel izin almış belli başlı yerlerden satın alınabiliyor tütün mamulleri, boşuna bakkal amcaları “bi dal cuvara versene” diye darlatmayın.

HAVAALANINDAN ŞEHİR MERKEZİNE RAHATLIKLA VE EKONOMİK ULAŞIMIN BAŞKENTİ BUDAPEŞTE
Başlık yeterince açık oldu sanırım gençler, dağılabilirsiniz 🙂 . O kadar kolay ki toplu ulaşım, size taksiyle giderseniz şo kadar, servise pinerseniz bo kadar diye ahkam kesmeyeceğim. Efendi olun havaalanından tikıtlarınızı alın (Tikıt ne ayol, bilettir o, tikıt olsa duramazsın 🙂 ). Hemen havaalanı çıkışındaki 200 E’ye binin, Köbonya Kispest durağında inin, oradan 3 numaralı metroya binip artık Allah ne verdiyse merkeze yaklaşın.

Bereket versin ki bizim kalacağımız yer tam da 3 numaralı metro duraklarından birine yakındı. Dönüş yolu da havaalanına giderken dahi arada Central Market Hall‘e gidip kahvaltı yapma lüksüne sahip olabildik.

NOT: Artık “ Evropa’da turnike neyim yok, bedavadan da gezilebilir, ama işte kontrole yakalanmazsan, meh meh meh!” şeklinde bayat espriler yapmıyoruz, çok eksikliğini hissederseniz yazının burasında böyle bir diyalog hayal eder, kıs kıs gülersiniz kendi kendinize 🙂 . Herşeyi bizden beklemeyin (gözlüklü emoji).

ŞEHİR İÇİ ULAŞIM
Şehri ağ gibi sarmış metro ve tramvay hatları, bunu destekleyen düzenli otobüs seferleri ulaşım konusunda yüzünüzü güldürüyor. Size sadece ineceğiniz durağın Macarcasını öğrenmek ve hangi yönden bineceğinizi kestirmek düşüyor. Biz ilk gittiğimizde 10lu ulaşım bileti aldık. Biletler okutuluyor, arada bir de kontroller oluyor. Kontrollerin gece yoğunlaştığını söylemeliyim. 2. Gün 72 saatlik ulaşım kartı alıp paşalar gibi gezdik (Toplu ulaşımda çığır açtık, bakınız paşa bile özel aracını bırakıp metroya biniyor 🙂 ). Evet turist olmak ayaklar su toplayıncaya kadar yürümek demektir. Ama unutmayalım ki bazen tramvaylar başlı başına bir aktivite olabiliyor.

Mesela 2 numaralı tramvay panaromik bir şehir turu için ideal. Ayrıca öyle şirinler ki insanın vatmana “Abi şu sarı tramvayı versene bi tur kullanıp geri getireyim.” diyesi geliyor.

Biz Budapest Card almadık. Çünkü ücretsiz müze sayısı çok azdı ve ücretsiz giriş hakkı verdiği termal, popüler olan değildi. Siz ilgilenirsiniz belki diye linki şuracığa bırakıyorum.

NOT: Pek çok ülkede yaşananın aksine, Budapeşte’ye ulaşım kartlarını havaalanı ulaşımı için de kullanabiliyorsunuz. Sonra da efendim neden Budapeşte’yi seviyorsun? Sevilmeyecek gibi değil ki..

BUDAPEŞTE’YE NE ZAMAN GİDİLİR?
Bana kalsa her zaman gidilir. Çünkü belli ki her mevsimi ayrı güzel. Benim gittiğim Haziran ayı hava bahar havası kıvamındaydı. Bir gün yağmur dışında genelde sıcak ve aydınlıktı. Budapeşte bir anda bastıran yağmurlarıyla meşhurmuş. Ben bagajsız gittiğim için şemsiye götürmemiştim ama bir tane satın almak zorunda kaldım. Şemsiyesiz büyük problem.

Ama ince bir yağmurluğum vardı, baya işe yaradı. Siz de kara kışta gitmiyorsanız yanınıza yağmurluk almanızda fayda var. Şu meşhur termal havuzlara gitmedik, hava sıcak, havuz sıcak, kafamıza tam oturmadı. Kışın gidildiğinde muhakkak denenmeli bence, sonuçta kışın ortasında sıcacık havuza girmek harbiden de haber değeri taşıyor 🙂 .

yesempatik-budapeste-gezi-seyahat-kopru-blogger

Citadella

ANAFİKİR: Bahar ayları gezmek için ideal, yürüye yürüye şehrin altını üstüne getirebiliyor, o güzel köprülerden yürüyerek geçebiliyorsunuz.

Varosliget-Şehir Parkı

Ve Margaret Adası’nda çimlere yayılıp gökyüzünü seyredebilmek için çimlerin üzerinin karla veya suyla kaplı olmadığı bir mevsim daha güzel olmaz mı sizce de 🙂 .

BUDAPEŞTE’DE HANGİ MESLEK SAHİPLERİ AÇ KALMAZ?
Kesinlikle heykeltıraşlar! Bu kadar mı adım başı heykel olur!

Heykeli dikildiğinde göre önemli bir zat belli ki cümlesini 21. kez kurduktan sonra düşündüm de bir ülkede bu kadar çok önemli adamın olması normal mi?

Ya da bi de beni tek çek derecesine “Azıcık şurada durayım da bi heykelimi yapıver.” mi demişler acaba.. Kafamda deli sorular..

BUDAPEŞTE’DE KAVGA ÇIKARTMAK İÇİN NE YAPMALISINIZ?
Kadehleri tokuşturmanız yeterli! Savaş zamanı düşman askerleri keyifle kadeh tokuşturup durduklarından Macarlar gıcık kapmış, travmatik bir etki yaratmış onlarda. Kadehinizi tokuşturmayın efendim. Şerefe diyin geçin!

HOCAM BUDAPEŞTE’YE TORPİL GEÇİYORSUNUZ, ONA HEP 5 VERİYORSUNUZ!
Hayır! Kendince can sıkıcı özellikleri de var Budapeşte‘nin. Mesela minik sinek sürüleri! Bir anda bulut gibi üzerinize gelebiliyor ve rahatsız edici olabiliyor. Ayrıca börtü böcek pek yaygın, epeydir görmediğiniz bir böcek türüyle karşılaşırsanız şaşırmayın.

GÖZLEMLER
• Şehir genel manada epey düzenli. Sokaklar, semtler arasında büyük kopukluk, uçurumlar yok. Benzer mimari özellikteki güzel, tarihi yapılarla örülmüş. Her birinin hem kendine has hoş detayları var, hem de bütün ile uyum içerisinde. Bizdeki gibi muhteşem bir yapının yanında bir inşaat faciası ile karşılaşmıyorsunuz, tuttum bu olayı.

St.Stephans’s Basilica

Çok fazla evsiz var. Pek çoğu akli dengesini yitirmiş durumda. Bir tanesi yere kapaklanıp kendi kendine bağırarak birşeyler söylüyordu, muhtemelen af diliyordu ya birinden ya da tanrısından.. Elden birşey gelmiyor, yanından geçip gidiyorsun, bu  da insanın içini burkuyor..
• Belli bir yaşın üzerindeki insanlar otobüslerde, tramvaylarda bilet kontrolörü olarak istihdam edilmiş. Bu kişilere böyle bir görev verilip toplumdan soyutlamamaları durumunu takdir ettim, malum belli bir yaştan sonra kişiler kendini “ işe yaramaz” hisseder ve depresyona girerler.
Trafikte aşırı kibar sayılmazlar. Yer yer ışık ihlalleri de yapıyorlar. Avrupa’dayım diye yaya geçidinden yaylana yaylana geçmeyin, özellikle yan yollardan bağlananlar yayaya yeşil yansa bile kale almayıp yoluna devam ediyor.
Restoranlarda servis biraz yavaş. Biz bu konularda sanırım daha iyiyiz. Yer yer somurtkan çalışanlar da gördüm. Tıpkı Avrupa’daki konumu gibi bazı diğer konularda da arada kalmış Budapeşte, biraz öyle, biraz böyle gibi.

Central Market Hall

Çok fazla kola tüketimi var. Elinde 2 buçuk litrelik kolalarla gezip su niyetine içenleri görünce epey garipsedim. Butik bira üreten bir tesiste bile kasa kasa kola vardı. Şaşırttı ve üzdü.

AVM kavramı yaygın. Türkiye’deki ile tıpatıp aynı. Özünü yitirmeden çağa ayak uydurmak maharet gerektiriyor galiba, yoksa tüm ülkeler birbirine benzemeye başlıyor.
Festivaller çok güzel ve organizasyonları başarılı. Masaların kenarında çöp poşetleri var, yemeğini yiyen kabını kacağını çöpe atıyor, tertemiz bırakıyor. Bizdeki gibi ayrıca temizlik görevlileri yok. Ona rağmen bizde çöp yığınları oluşuyor :/ . Medeniyet işte azizim.
Macarların yediği darbelerden, ülkenin habire istila edilmesinden, müzelerde vay Ruslar böyle tokatladı, yok Türkler böyle ezikledi diye ağlanmalarından içim şişti. Ulen azıcık adam olaydınız o zaman. Tamam çok sevdim ülkenizi ama duygu sömürünüz de bi bitmedi yani (Yazının başında yağ var bal vardı, yazının sonunda bastım paprikayı, verdim odunu!) . Gelen vurmuş giden vurmuş. Ne çektin be Macaristan!

Velhasılıkelam; Macaristan’ın başkenti Budapeşte güzel şehir vesselam!

Bu dersimiz giriş niteliğinde olup, yeni yazılarımızla detaylandıracağız.

Budapeşte‘ye aç dimağları bilgi ile sulayacağız.

 

Eğer bu yazıyı beğendiyseniz kanalıma abone olm…. Ne kanalmış.. Herkes de vlogger oldu, aman canım herkes de blogger oldu (En azından yazar herkez demiyor, herkes de derken de’yi ayrı yazabiliyordu 🙂 ).

yesempatik-budapeste-gezi-seyahat-manhole

Bugünlük dersimiz bu kadar, yarın mukavva, elişi kağıdı ve uhu getirin; Safranbolu evi yapacaz 🙂 .

Bi de babanıza söyleyin aidatları getirsin artık, Hikmet sen cezalısın 1 top kağırt getir!

Çıkarın kağıtları sözlü yapıcam!

St.Stephans’s Basilica

Tamam tamam, seviyorum sizi..

Yeni bir derste görüşünceye kadar;

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Yeni Başlayanlar İçin Belçika Hakkında Bir Takım Bilgiler yazım için tık tık..

Related posts
Meraklısı İçin Budapeşte Yeme İçme Notları
7 Ağustos 2017
Genel, Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

Yeni Başlayanlar İçin Belçika Hakkında Birtakım Bilgiler

Herşey buğulu bir pazar sabahı kruvasanımı yiyip Americanomu yudumlarken bir anda aklıma düşen Belçika arzusuyla başladı. Pikapta Edith Piaf plağı çalıyor.. Ona da sordum, git dedi.. Bir saniye.. Tabii ki de böyle olmadı! Çünkü nereye gideceğimiz nereye ucuz bilet bulduğumuzla ilgili bir olay 🙂 . Pegasus’un bir anda %30 indirim yapmasıyla sunumsuz yakalanmama rağmen bu fırsatı kaçıramazdım. Hemen kredi kartıma kurdele bağladım ve harekete geçtim. Zaten sevgili Benim Diyet Yemeklerim ile bir yerlere gitsek diye konuşuyorduk aramızda, çok iyi denk geldi. Ayrıca kruvasan yiyip Edith Piaf dinleyerek bir karar verseydim muhtemelen Belçika değil Fransa olurdu 🙂 .

Grand Place

BELÇİKA KİMDİR, NECİDİR? KIZ İSTESE VERİLİR Mİ? BANKA KREDİSİNE KEFİL OLUNUR MU? (Doyulur mu, doyulur mu; Canan’a Kıyılır mı?)

Belçika‘nın yüzölçümü 11.779 kilometrekaredir. Yıllık yağış miktarı 800 milimetrekaredir. Şaka şaka böyle devam etmeyeceğiz tabii ki. Böyle devam edersek eğer Coğrafya Hocanız Mualla Hanıma gösterdiğiniz muameleye maruz kalırız (O muamele nedir diye soracak olursanız, zavallıya kocanız sizi aldatıyor ana fikirli acımasız bir mektup yazıp, mektubu “Bir Dost” rumuzuyla sonlandırıp kapısının altından atılması trajedisidir).

Şimdi ciddiyetimizi takınıyor ve Belçika ile ilgili bir takım lüzumlu lüzumsuz bilgi veriyoruz..

  • Belçika, resmi adıyla Belçika Krallığı, Avrupa’nın en küçük ülkelerinden biridir.
  • Belçika; Hollanda, Almanya, Lüksemburg ve Fransa‘ya komşudur. Dolayısıyla hızlı trenlerle bahsi geçen ülkelere rahatlıkla geçiş sağlayabilirsiniz. 

yesempatik-belcika-hakkinda-bilgiler-seyahat-tren-ulasim

  • Hollanda ve Lüksemburg ile birlikte BENELÜKS ülke grubunda yer alır.
  • Para birimi Euro‘dur. 
  • Başkenti Brüksel’dir. Diğer kentlerine trenle ulaşım oldukça kolaydır.
  • Brüksel, Avrupa Birliği‘nin başkentidir, pek çok uluslararası kurum ve kuruluşun temsilciliklerine ev sahipliği yapar.
  • Popüler şehirleri Brugge, Gent ve Antwerp‘tir.
  • Brugge, Ortaçağ’dan günümüze zaman makinasıyla gelmiş gibi masalsı bir kenttir. Her yıl binlerce turistin ziyaret akınına uğrar.

Brugge

  • Gent, şehir merkezinde yer alan kalesiyle turistlerin ilgisini çeken, cuberdon isimli menekşeden yapılan şekerlemesiyle meşhur bir kenttir.

Cuberdon

  • Antwerp hem moda bloggerlarının mabedi hem de dünyanın elmas üretimini domine eden kentidir.
  • Tarihte pek çok ülkenin istilası altında kalmıştır. Belki de bundan ötürü ülkenin her bölgesinde farklı bir ülkenin etkileri hissedilmektedir.
  • Ortaçağ ve Art Neuveau tarzı mimari yapıları turistlerin ilgisini çekmektedir.
  • Yeme-içme konusunda en iddialı ürünleri; patates kızartması, waffle, çikolata, midye ve biradır.

Bundan iyisi, Şam’da kayısıdır. Yaşanmışlık dolu, deneyim kokan, esprikli, şakalı izlenimlerim için sizi aşağıya alalım.. (Deneyim ile izlenim eş anlamlı evet, sizi denemek için şeyettim (!)).

CHARLEROI-BRÜKSEL ULAŞIM (Charleroi Sorunsalı)

Biz bir gazla Belçika‘ya bilet aldık ama aklı başında (belki bir nebze daha zengin) insanlar gibi Brüksel Havaalanı‘na değil de adını telaffuz etmeye çalışırken can çekiştiğimiz Charleroi Havaalanı‘na almışız. İstanbul’a gitmek için İzmit’e inip trenle dönmek gibi birşey.

Acaba nasıl gidilir, ne yapılır diye araştırırken yazılarını beğenerek takip ettiğim sevgili Esra Geziyor‘un şu yazısına denk geldim. Adım adım internetten nasıl otobüs bileti alınacağını anlatıyor. Charleroi-Brüksel otobüs bileti tek yön 17 Euro, ama internetten alırsanız 14 Euro. Artan 3 Euro ile işeyen çocuk magneti alırsınız 🙂 . 

Charleroi Havaalanı-Brüksel Ulaşım

BELÇİKACA (!)

Yok öyle birşey! Fransızca konuşanlar, Flemenkçe sipariş verenler, Almanca küfredenler ve İngilizce Şarkı söyleyenler.. Ve daha nice diller.. Belçika‘nın 3 resmi dili var: Fransızca, Flemenkçe ve Almanca. Bu durum bir nebze karışıklık yaratıyor. Her tarihi yapının, sembol binanın İngilizce ile de birlikte dört farklı adıyla karşılaşabiliyorsunuz. Fransızca şiirle kandırılıp evlilik teklifini kabul edenler beni taşlamazsa bir itirafta bulunacağım: Ben Fransızca sevmiyorum! Ağırlıklı olarak Fransızca’nın konuşuluyor olması hoşuma gitmedi :/ . Amsterdam’dan aşina olduğum Flemenkçe’yi daha sempatik buluyorum. 

TA TA TAAAM! BRÜKSEL MERKEZ DAĞILSIN HERKES!

Flipco mucizesiyle tıpış tıpış merkeze geldiniz. Tebrikler, bizden 3 ay ücretsiz uydu yayını kazandınız! İneceğiniz durak Gare Du Midi, bineceğiniz vasıta muhtemelen metro! Eğer bizim gibi akıllılık edip otelinizi merkezden seçtiyseniz günlük ulaşım kartlarına dahi ihtiyacınız yok. Tek yönlü alacağınız bir kaç metro biletiyle ulaşımı kotarabilirsiniz. Onu da muhtemelen Atomium‘a giderken kullanacaksınız (ciğerinizi biliyoruz) . Bu arada metro bileti alma cihazlarında yer alan yuvarlak butonu döndürerek seçimler yapabilirsiniz; 1 ya da 2 kişilik, gidiş yahut gidiş-dönüş alternatifleri gibi. Biz bir ara tümden yerinden söküyorduk sistemini anlamak için, biz yandık siz yanmayın diye söylüyorum 🙂 .

METRO HAKKINDA

Gitmeden evvel şehrin ulaşım haritasını telefonunuza kaydetmenizi öneriyoruz. Üşengeçler için de bir örneğini aşağıya bırakıyoruz.

Metrolarda erotik ses tonuna sahip bir hatun sıradaki durak Ayşe gibisine duyurular yapıyor, bir de Fransızca söylüyor zilli, içi bi hoş oluyor insanın. Bereket versin ki ben Fransızca sevmiyorum, bende duygusal müzik yayını yapan radyo spikeri etkisinden öteye geçemiyor.

Metroların bazı duraklarında bir takım sanat eserimsiler var. Örneğin Atomium‘a gitmek üzere 6 numaralı metronun Heysel durağında bu güzel dünyayı buldum. Tam da bizler gibi gezgin ruhu olanlara göre..

Metrolarda her memleketten insan var. Bu karmaşa beni yoruyor.. Belçika‘ya gidip Belçikalı göremeden dönücem diye bir an çok korktum. Belki de göremedim zaten. Belki de Belçika zaten böyle bir yer. Belli oldu insanların neden Belçika‘ya yerleşmek istediği. Bel… Tamam tamam, bu kadar bel.. yeter 🙂 .

HEDİYELİK EŞYA PİYASASI

Hacılar, sektör Hintlilerin elinde. Hani bizde “midye dolma” sektörü Mardinlilerin elinde ya, burada da sektörler ekmek parası peşinde koşan bir takım gurbetçilerin elinde.

Peki nedir bu hediyelik eşyalar? İlk olarak karşımıza işlemesiyle nam salmış “Mannaken Pis” çıkıyor. Aklınıza gelebilecek her türlü hediyelik eşya yanında bir tanesi var ki yaratıcılıkta sınır tanımamıştır. Bu bebeğin işeyen yerlerinden tribüşon yapmışlar a dostlar! Oy ben nerelere gideyim..

Yine Belçika’nın sembolü olan Atomium konseptli hediyelikler ile Belçika‘nın yeme içme kültürünün gözdeleri çikolata, waffle, bira ve midye tasvirli hediyelikleri de rahatlıkla bulabilirsiniz.

HEDİYELİK EŞYA İLE YEME İÇME SEKTÖRÜ KESİŞİYOR!

Bakınız bu çok leziz bir gerçektir! Belçika‘nın neyi meşhur? Çikolatası.. Hoop Hikmet eniştelere 1 kutu dolgulu çikolata (mümkünse likörlü), sonuçta içip içip düğünümüzde olay çıkartan eniştemize de böyle bir hediye yakışırdı!

ODTÜ’den arkadaşın Olçum’a  (ki bu Olçum yabancı dizi izleyen ve uzaya seyahat etmek üzere başvuruda bulunmuş son derece entellektüel bir arkadaştır) Türkiye’de bulunmayan 1 adet çifte kavrulmuş lokum misali çifte mayayla alkol oranı yükseltilmiş cillop gibi bir belçika birasını orijinal bardağıyla hediye edebiliyorsun.

Yahut “Ortakoy’a gidelığm daa wafırla kumpir yiyelığm .” diye sizi darlatan Ezgisu’ya tokat niteliğinde Belçika waffle ı hediye edebilirsin yanında şu hava atma cümlesiyle: “Yeaa bizim yediklerimiz de vafıl mı EzgiSUCUĞUM, bak gerçek vafıl nasıl sade, meyve falan da koymuyorlar onlar hem.”

Bakın bir taşla iki kuş vurdunuz. Kafayı bunlara çok yormayın ki etrafınızdaki güzellikleri daha rahat görebilesiniz.

BİSİKLET YOK MU BİSİKLET?

Elbette var ama bi Hollanda değil, hem de hiç değil! Araba sayısı epey fazla. Yer yer bisikletlileri görüyoruz ama genelde Gent gibi Flemenklerin ağırlıklı yaşadığı kentlerde daha yaygın. Siz yine de bisikletlilere dikkat edin. Malum onlar sizin ışık yanmasa da nezaket gösterip duran araç sürücüleri kadar hoşgörülü değiller.

ANNE KAFAMDA POLİS VAR
Özellikle Brüksel’de elde devasa korkunçlu silahlarla bir sürü polis ve asker vardı. Belki terör saldırılarına önleyici bir hazırlık niyetiyle böyle karar almış olabilirler. Ya da insan karmaşası ve her köşe başında yer alan göçmenleri, dilencileri dizginlemek, kontrol altında tutmak içindir. Bizden daha fena durumdalar, bunu söylemeliyim. Marketlerde bile polis var, nereden biliyorum, kendisine yanlışlıkla “Çikolatalar nerde acabağ?” diye sorduk da oradan biliyorum :/ .
SÖZÜN ÖZÜ: Üniformaları görünce darbe mi oldu diye korkmayın, ölü taklidi yapınca gidiyolar.

HAVA NASIL ORALARDA, ÜŞÜYOR MUSUN?
Evet üşüyorum. Evet üşüdük. Evet valizde ne var ne yoksa alakalı alakasız üst üste giydik. Yani öyle fotoğraflar var ki “köyden yarın gelmiş Hatçe hırkası”nın üzerine deri mont felan giymişim. Paçalardan akıyor rezillik.

Gitmeden evvel hava durumuna baktık, 20 derece diyor.. Bizde bir sevinmeler, bir havalara uçmalar.. Yavrum Saynur bi koşu minili elbiseler aldı, bense efil efil, tiril tiril kıyafetler koydum valize.. (Buraya Youtube a üzüntülü müzik yazınca gelen yürek deşen müziği monte edelim). Sonra bir kere daha baktım hava durumuna ve ne göreyim? Bizim 20 dereceler olmuş 14 derece, yağmur gösteriyor. Biz bi yıkıl, bi üzül.. Ama valize yine de kalın kıyafetler koymadık. Neden? Çünkü kötüye bişey olmazdı 🙂 (Buraya Hababam Sınıfı’nın üzüntülü müziğini koyduğumuzu hayal edin). Peki ne mi oldu? Biz bi de gitmeden önce hasta olduk. Saynur benden de beter, antibiyotiğe başladı o derece.. (Buraya da ölüm marşını koyalım). Biz bi gittik hava oldu mu sana 12 derece, oradan da düştü mü 10 dereceye. Vay biz ne günah işledik :/ .

SONUÇ: Kuzey her zaman soğuktur, yağmurluksuz, şemsiyesiz, hırkasız, montsuz, atkısız gelmeyin yaz dışında.

NOT: Ben çantada yer alan şortlara inat en sevdiğim ponponlu beyaz şapkamı da almıştım yanıma (tedbiri tümüyle elden bırakmamışım) .

Sen Atomium‘da kaybol, kafam don. Gent‘e gittik, hava iyice buza bağlamasın mı? Önce ucuz yollu bi şapka bulalım diye marketlere baktık. Gent‘te Amsterdam‘dan alışkın olduğumuz Albert Heijn, Hema gibi pek çok markete rastladık. Ama ben yine asaletimi konuşturup hoş bir şapkacı dükkanına daldım. Yahu burda kesin pahalıdır diyerek (asalet bir saniyede nasıl sıfırlanır adlı çalışmam).. Belki 1 gün öncesinde markette 70 Euro harcamamış olsaydım bir anda bu kadar pintileşmezdim. Ama oruçluyken markete gitmiş gibi ne gördüysem almıştım ve sermayeyi yine yeme içmeye yüklemiştim. Neyse efendim o cici şapkacıda çok tatlış bir ressam şapkası buldum 25 Euro’ya aldım. Yemekler yenir ama bu şapka kalır işte.. Sosyal mesajı aldıysanız devam edelim 🙂 .

BELÇİKA’NIN KALKINMASINA KATKI SAĞLAYAN İKİ TÜRK KIZI: NİNÜ VE SAYNUR’UN MARKETLE İMTİHANI
Burayı sona sakladım, çünkü açıyor, acıyor, acıyor her yolu denedim bitmiyor.. Biz aslında hem market gezmeyi sevdiğimizden hem de ekonomi yapalım diyerekten Brüksel‘de Le Pain Quotidien’in yakınlarında bizdeki Migros’a benzeyen devasa süper market Delhaize‘e gittik kahvaltı öncesi (Şimdi bakıyorum da belki de tok karnına gitsek böyle olmazdı). Bir evvelki gün de Brugge‘e gitme günümüzü değiştirmişiz 15 Euro ekonomi yapıcaz diye, o derece tutumluluk! Neyse aldık bir araba, daldık reyonlara.. Nasıl güzeller, nasıl çekiciler, nasıl değişikler.. Ondan da alalım, bunu da deneyelim, bu Türkiye’de yok, bu Türkiye’de var ama pahalı.. Araba gitgide doluyordu.. Ama biz alış verişe doymuyorduk..

yesempatik-belcika-hakkinda-bilgiler-delhaize

Neler almadık ki.. Yemekler için soslar, krakerler, çikolatalar.. Lotus‘un meşhur zencefili kurabiyesinden yapılan Speculoos efsanesi.. Ben böyle güzel birşey yemedim! Nutella’yı ikiye katlar 8le çarpar 1500e böler.. Ve baby carrot.. Aklımı yitirdiğim anlar.. Bilinç kaybı.. O üçlü baby carrot ı neden aldığımı gerçekten bilmiyorum. Hem sulu, hem ağır, hem ne gerek var canım! Aldım işte, bağrıma bastım, korkusuzca x-raylerden geçirdim. Eğer beni durdururlarsa diye onlara laflar hazırladım: “Bebeğim olmadan asla!”. Şükür sağ salim anavatana getirdik bir kaç gün önce de afiyetle yedik. Başım göğe erdi yani 🙂 .

AMAÇ: Çikolataları, peynirleri süslü ve pahalı turistik dükkânlardan almaya gerek yok. Marketlere gidin ve sevilen markaları çok daha uyguna alın. Ben freeshopta adeta el yakan çikolata markalarını marketten çok uyguna aldım. Sizlere de Cot’e Dor ve Guylian‘ı gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.

ANA FİKİR: Marketleri akıllıca kullanırsanız hem ekonomi yaparsınız hem de yereli daha iyi deneyimlersiniz. Siz bizim gibi yapmayın, tadında bırakın, edebinizle alış verişinizi yapın ve çabuk kayboldun gözümüzün önünden 🙂 .

BELÇİKA’YA 10 KİLO VALİZLE GİDİP, BELÇİKA’DAN 28 KİLO VALİZE DÖNMEK..
Ben değil, bir arkadaş.. Gülmeyin. Muhtemelen sizin de başınıza gelecek! Gastronomik bir ülkeye gidiyorsunuz, hiçbirşey yapmasanız eşe dosta çikolata alırsınız. Tavsiyem olabildiğince boş valize gidip, daha çok nevaleyi valize sığdırmanız. Ben biraları bir sarmışım pantolonlara, bir ara kendimi tarihi eser kaçakçısı gibi hissettim 🙂 . Yanınızda poşet götürün. Sarın sarmalayın kırılacak şeyleri, mesela bira bardaklarını. Kw.. bardağını kırmadan getirmenin haklı gururunu yaşıyorum.. Ekstra bagaja para vermenin evlat acısı gibi koyduğunu biliyoruz.. Bile bile lades olmamak için almayın o taş gibi kalıba sahip süslü püslü kol çantanızı yanınıza, her güne 3 kombin yapmayıverin, şampuanları minik kaplara aktarın, kreminizi lens kutularına koyuverin, minik parfüm taşıyın, 100 ml’yi emin olun 3 günde bitiremezsiniz, astsolist değilseniz.. Velhasılıkelam, ben de henüz çok başarılı değilim ama bari siz öğrenin az eşyayla seyahat etmeyi. Kilolarca valiz doldurarak kendi topuğumuza sıkıyoruz valla. Etmeyin..

Nadide bilgiler, sosyal mesajlar verildi.. Kurtlar döküldü, baş kankanın verdiği sır 3 saniyede başkasına yetiştirilmiş gibi ferahlandı.. O zaman ne yapıyoruz, heyecanla yeni Belçika yazılarını bekliyoruz.. Zira buralar bir müddet çikolata, waffle kokacak.. Hamileler okumasın, sonra eşleri üzerimize yürür mazallah!

Tekrar görüşünceye kadar,

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Related posts
Genel, Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

Sanatın ve Sarayların Şehri: Viyana Gezi Rehberi

Sene 2013, genciz o zamanlar.. Arkadaş düğünlerini bahane edip yurt içi gezilerine yelken açıyoruz. Yurt dışını hep  merak ediyoruz, cesaret edemiyoruz. Ama artık daha uzaklara, daha farklı topraklara gitme arzusu içimizde kıpraşıyor. İç ses dışarı vuruyor; “Buralar bana dar geldi, yurtdışına mı açılsam acaba?” diyorum, lakırdıma isteyerek kulak misafiri olan arkadaşım: “Süpeerr, nereye gidiyoruz bakalım.” diyor : ) Belki Amsterdam, veyahut Prag derken derken.. İyisi mi Viyana‘ya gidelim diyoruz; hem sanat, hem tarih, hem mimari, hem de bol bol müzeler, ayrıca gelsin schinitzeller gitsin turtalar! Continue reading…

Related posts
Genel, Oteller, Yurtdışı Gezileri, Yurtiçi Gezileri

Otel Karşılaştırma Sitesi HotelsCombined Nasıl Kullanılır?

İnternetin böylesine yaygınlaşıp uzakların yakın olduğu bir devirde, uçak firmalarının sudan ucuz bilet vaadeden kışkırtıcı kampanyaları ve dünyanın geri kalanında acaba neler oluyor arzusu sonucunda hepimiz minik birer gezgin olduk çıktık! Bazen Ayvalık’taki yazlığa gitmekten daha ekonomik yurtdışı alternatifleri çıkabiliyor karşımıza. Durum böyle olunca gel de yerinde dur durabilirsen! Madem yerimizde durmuyoruz, madem  daha çok gezmek için ekonomik alternatifleri kolluyoruz, madem artık birer wanderlust olduk o zaman işimizi kolaylaştırıp, cebimizi rahatlatacak uygulamalara ihtiyacımız var demektir. Gezi planlarının otel boyutunda severek kullandığım bir uygulamadan bahsedeceğim şimdi sizlere: onun adı HotelsCombined!

HotelsCombined Avustralya menşeyli bir firma. Orta Doğu ve Kuzey Afrika genel şubesi de Dubai’de yer alıyor. 300 milyondan fazla kullanıcının tercih ettiği, 120.000 farklı konaklama seçeneği içeren, 42 dilde hizmet veren bir site. 28 farklı para birimiyle yapabilirsiniz fiyat karşılaştırmasını.

 

Çok da güzel bir logosu var. Bir kutup ayısı! Ama bu öyle sevimli bir ayı değil, oldukça prezentabl, cool ve kendinden emin bir ayı. Youtube da yer alan eğlenceli videolarına buradan ulaşabilirsiniz.

HotelsCombined, adı üzerinde, otel karşılaştırma.. Booking.com, Hotels.com, Agoda, Accorhotels.com, Getaroom, Expedia, Otel.com, Amoma.com, Hilton.com, Asiatravel.com gibi alanında prestijli sitelerde yer alan otel fiyatlarını karşılaştırıp, size en uygun gelen alternatifi seçme imkanı sunuyor. Ve bunu herhangi bir ücret veya komisyon almadan yapıyor.

Hangi sitedeki fiyat hoşuma giderse onu tıklıyorum ve beni direkt yukarıda yazdığım sitelerden birine yönlendiriyor. Sonra siteye giriş yaparak otel rezervasyonumu gerçekleştirebiliyorum. Böylelikle on farklı siteye girip fiyat karşılaştırması yapma derdinden kurtulmuş oluyorum.

Şimdi size mobil uygulamadan adım adım nasıl rezervasyon yaptığımı anlatacağım.

Önce uygulamayı indiriyoruz.

  • Uygulamayı GooglePlay den indirmek için tık tık. 
  • Uygulamayı AppStore dan indirmek için tık tık.

Mavi beyazlı şirin uygulamamızı açıyoruz.

Gideceğimiz yeri ve tarih aralığımızı yazıyoruz (Site gideceğiniz yeri tahmin edemiyor henüz  : ) ).

Sonra patır patır önümüze dökülüyor oteller.. Keyfimize ve bütçemize göre otelimizi seçiyoruz (Gel abla, ayır abla, seç beğen al 🙂 ).

Otel bilgilerinin alt kısmında yer alan tüm fırsatları görüntüle  yazısını tıklıyoruz.

Önümüze bu otelle ilgili pek çok sitede yer alan fiyatlar ve karşılığında verilen hizmetler çıkıyor. Mesela bu örnekte 9 farklı site arasında 10 farklı fiyat karşılaştırması mevcut (hepsi fotoğrafa sığmadı). Muhtemelen en ucuzunu, yani en tepedekini seçiyoruz (Tabii ki de en ucuzunu seçiyoruz, amacımız ekonomi yapmak zaten: ) )

Sonra karşımıza böyle ne kadar karda olduğumuzu gösteren sevindirik bir ekran çıkıyor : ) .

 

Ve bizi seçtiğimiz sitenin sayfasına yönlendiriyor.

 

Bilgileri ve bize uygunluğunu son kez kontrol edip seçimimizi yapıyor ve rezervasyon sayfasına yönlendiriliyoruz.

Gerekli bilgileri doldurarak işlemimizi tamamlıyoruz.

Tebrikler! Artık nur topu gibi bir konaklamanız oldu : ) .

Bu süreçte HotelsCombined adeta bir katalizör görevi görüyor. Nasıl ki hücrede enzimler reaksiyona girer, hızlandırır ve kolaylaştırır ve sonra tekrar çıkar, onun gibi (Yer yer biyolojik benzetmelerime maruz kalıyorsunuz, idare edin ; ) ).

 

Related posts
Genel, Gezsempatik, Oteller, Yurtdışı Gezileri

24 Saatte Alexandroupoli Nasıl Gezilir?

Türkiye coğrafi konumu nedeniyle pek çok farklı ülkeye komşudur. Komşu komşunun külüne, bilemedin vizesine muhtaçtır! Yanı başımızda hem bize bu kadar benzeyen, hem de belli noktalarda farklılık gösteren bir millet, bir kültür var, Yunanistan! Avrupa Birliği üyesi olan Yunanistan’a girebilmek için schengen vizesi gerekiyor malumunuz. Belki de en rahat schengen vizesi alınan Yunanistan’a açılan ilk kapı ise Alexandroupoli (Dedeağaç). Edirne İpsala Hudut Kapısı’ndan, Yunanistan Kipi Hudut Kapısı’na geçiş sağlanıyor. Bu geçişi 2 yolla yapabilirsiniz.

ULAŞIM

Alexandroupoli’ye ister otobüsle, isterseniz de kendi aracınızla geçebilirsiniz (İsterseniz yan komşunun arabasıyla da gezebilirisiniz tabi, siz istersiniz de o verir mi bilmem 🙂 ). Araçla geçmek istiyorsanız buraya dikkat: öncelikle şoför mahalline oturacak arkadaşın uluslararası ehliyete sahip olması gerekiyor. Şu yeni ehliyetlerden çıkarttıysanız çok güzel, artık herşeyi uluslarınarasına uydurmak için ekstra para vermenize gerek kalmayacak : ) .  Ehliyet tamamsa gelelim arabaya.. TURİNG in sitesine girip bir incelemenizi öneririm aracı sigortalatma konusu ile ilgili. Gerekli evrakı temin edin ki sonra kapıda “Bi arkadaşa bakım çıkacaktım.” demek zorunda kalmayın.

Diğer yöntem ise otobüsle geçmek. Bazı otobüs firmalarının Alexandroupoli‘ye direkt seferleri var. Bilet fiyatı 40 TL. 5 saat civarı sürebiliyor yolculuk. Kışın 4 saatte dahi gidilebiliyor. Buna bir de kapıda pasaport kontrolü ekleniyor. Düşük veya yüksek sezon durumuna göre bekleme süreniz değişiyor elbette. Bu noktada araçla geçmenin en büyük avantajı çıkıyor karşımıza; kendi aracınızla geçerseniz çok daha seri hareket edebilirsiniz. Ama otobüsle geçerken sizinle aynı otobüsü paylaşan 45 kişiyi de beklemeniz gerekiyor.

ALFABE SORUNSALI

Avrupa ülkelerinin çoğunda latin alfabesi kullanıldığından yazılan kelimeler hakkında aşağı yukarı fikir yürütebiliyor; özel isimler zaten değişmediği için önemli yerlerin tabelalarından yolunuzu daha rahat kestirebiliyorsunuz. Ama Yunan alfabesi, içerdiği özel karakterler yüzünden ilk gördüğünüzde sizde bir çaresizlik hissiyatı yaratabiliyor. Yani en azından bende öyle oldu. Ama birazcık google layıp olayın mantığını çözdüğünüzde bu sefer işiniz gerçekten kolaylaşıyor. Hadi ben Biyoloji Öğretmeniyim, latinceye alfaya, betaya, gamaya alışkınım, hatta ve hatta tetaya.. İnanabiliyor musunuz; bakınız teta diyorum : ) . Diyeceğim şu ki, Yunanistan’a gitmeden evvel muhakkak Yunan alfabesini incelemenizde fayda var; yoksa gezmeye ayıracağınız zamanın büyük bir kısmını bir tabelaya manasızca bakarak geçirmek zorunda kalabilirsiniz : ) .

FAZLA BEKLENTİ HAYAL KIRIKLIĞI DOĞURUR!

Alexandroupoli ile ilgili ne kadar az beklentiniz olursa o kadar fazla keyif alabilirsiniz gezinizden. Çünkü kayda değer bir tarihi yapısı, sembol binası, egzantrik, fotoğrafı çekilmelik yapısı yok. Bir tane deniz feneri var o kadar! O da şehrin sembolü olmuş durumda.

Sembol bulamayan Belçikalıların el kadar Mannaken Pis (İşeyen Çocuk) Heykeli’nden medet ummaları gibi, Alexandroupoli‘de de bu deniz feneri yetişecek imdadınıza.

Sokakta sprey paint art yapan bir sanatçı hep bu fener tasvirine yer veriyordu çalışmalarına, 5 euro’ya ben de aldım, şu anda odamda asılı : ) .

Alexandroupoli‘ye beklentisiz giderseniz gördüğünüz her minik cafe, sevimli bir pub ve eğlenceli bir taverna hoşunuza gidecek, şehri sevmenize yardımcı olacaktır. O yüzden sokakların tadını çıkarmaya bakın elinizden haritayı bırakıp.


KARNIMIZ ACIKTI

O kadar yol teptik, sınırda pasaport kontrol enstantaneleri yaşadık, şehri turlayıp meşhur deniz fenerinin önünde zirilyon tane poz çekindik. Artık güzel bir akşam yemeğeni hak ettik bence. Hem arkadaşlarımın baskı derecesindeki tavsiyesi, hem de Foursquare’deki güzel yorumların hatrına soluğu Nisiotiko’da aldık.

NİSİOTİKO

Bir yaz akşamıydı ve rezervasyon yaptırmamıştık. Bizi kırmadılar, yolun kenarına şirin bir masa attılar. Belki de en güzel masa bizimkisi olmuştu. Mekan sürekli Türkler tarafından ziyaret edildiği için çalışanlar epey alışkın Türklere ve Türkçe’ye. Hatta menüde sıralama şöyle, Yunanca, İngilizce, Türkçe..

Sipariş vermeye başlıyoruz.. Önce gönüllerimize taht kuracak o meşhur tzatziki (kuru cacık)  (3,5 Euro)yi sipariş ediyoruz.

Onun baş kankası kabak kızartmasını (4,5 Euro) da söyleyiveriyoruz hemen.

Bir Yunan Restoranında olmazsa olmaz nedir? Tabii ki Greek Salad (Yunan Salatası) (7,50 Euro), o da teşrif ediyor masamıza.

Patlıcanlı feta peynirli bir meze ve baş rolde acılı ahtapot kavurma..

Şöyle söyleyeyim; ben Alexandroupoli ziyaretinden 3 hafta sonra Rodos’a gittim, her akşam farklı bir tavernada yemek yedim, büyük büyük sofralarda.. Ama hiçbirinde Nisiotiko‘nun lezzetini bulamadım.. O cacık nasıl bir cacıktı öyle..

Eve döndükten sonra her akşam kuru cacık yapmaya başladım, hala daha da devam ediyor bu gelenek. Kabak kızartması da gerçekten nefisti. Onu da çok denedim evde ama hiçbir zaman Nisiotiko‘da yediğim gibi olmadı.

Greek Salad, bizim de sofralarımızda yer alan bir salata türü aslında, tek farkı üzerine dilimlenmiş büyük feta peyniri ilave edilmesiydi. Ama şunu söylemeliyim ki, domates, salatalık, biber, soğan, peynir ve zeytinden oluşan bu salatayı başka boyuta taşıyan nefis zeytinyağı bence. Ayrıca serpiştirdikleri kekik de epey lezzet katmıştı. Feta peynirli közlenmiş patlıcan (6,5 Euro), köz tutkunu olmamdan mütevellit her daim 10 puan kazanıyor benden.

Renkli biberlerle süslü acılı ahtapot kavurma da  (10 Euro) damak zevkimize uygundu. Yanına da 20’lik Ouzo 7 gold Komotini söyledik.

Zaten Yunan Restoranlarında ouzo hep 20’lik sipariş ediliyor. Çünkü alkolü keyif için içiyorlar, cozutmak için değil. Ondan belki de kafalar hafif çakır, yüzlerde tatlı bir gülümseme, dillerde Yunan ezgileri.. Miss..

 

 

 

 

Nisiotiko diğer mekanlara göre daha pahalı. Ama bana kalırsa her kuruşunu hak ediyor. 2 kişilik bu masa 50 Euro tutuyor. Bence yazımızın başlığında söylediğimiz gibi Alexandroupoli‘de sadece 24 saatiniz varsa akşam yemeğinizi Nisiotiko‘da yemelisiniz.

ADRES:3,Zarifi str-P.O. 68100 Alexandroupolis – Greece

TEL: +30 25510 20990

KENDİMİZİ KONAKLASAK DA MI SAKLASAK?

Alexandroupoli‘de 24 saat geçireceğimize göre 1 gece konaklamak ihtimaller arasında. Hayat kurtarıcı HotelsCombined‘den otel fiyatı karşılaştırmalarına bakıp en uygun fiyatlı siteden rezervasyonumu yaptırdım Hotel Marianna‘ya. Çok da memnun kaldım. Tertemizdi ve konumu merkeziydi.

Kahvaltı dahil değildi, canımıza minnet! Yoksa ne ara tadacaktık o nefis el açması börekleri? Tek seferde birkaç farklı sitenin fiyatlarını otomatik olarak karşılaştırmak isterseniz HotelsCombined sitesine göz atabilirsiniz. Uygulamayı telefonunuza indirmek için de tık tık..


GÜNEŞ DOĞDU, HAYDİ KAHVALTIYA!

Bir Ninü atasözü der ki: “Nerde çokluk, orda tokluk!”, kitleleri takip ederseniz karnınız en keyifli şekilde doyar (Pırlanta değerinde bilgiler..). İşte böyle düşüncelere kapılmışken sakin bir Alexandroupoli sabahında şehrin yerlisinin özellikle tercih ettiği, asıl adını beni öldürseniz yazamayacağım, okunuşu Teofilos olan pastanenin önündeki boş bir masaya kurulduk.
THEOFİLOS

Ağırlıklı olarak yaşlılardan oluşan Poli ahalisi yumulmuş böreklere, abanmış keklere, kurabiyelere bir ellerinde frappe diğer ellerinde bilimum hamur işleri pürtelaş kahvaltı ediyor.

Dedim nereye geldik? Kafamı kaldırdım, tabelaya baktım.. Küçük çaplı bir beyin kanaması, sinir boşalması.. Sen misin ben biyoloji öğretmeniyim, teta benden sorulur diyen? Karşımda tetaların tetası, ama ben onu algılayamıyorum, hiçbir şeye benzetemiyorum.

Swarm’da şekillere bakarak bir çekin yaptım da sonra Yunanca bilen arkadaşlar nasıl okunduğunu söylediler sağ olsunlar. Neyse efendim ben burada bir ıspanaklı börek yemişim ki sormayın.. Hamur işinde gayet iyiler..

Sonra hızımı alamayıp kendimi tatlı dolabının önünde buldum, muzip çocuklar gibi “Amca, payam vay amca, tuyistim ben, tatlı yicem, bundan da istiyorum, şundan da!” diyerekten 2 çeşit tatlı seçtim.

İkisi de güzeldi, şimdi bana bunların adını sormaya kalkmayın, kim bilir telaffuzu zor ne değişik adları vardır : ) .

Frappe konusuna gelecek olursak.. Yunanistan’ın en önemli içeceği bence Frappe. Sipariş ederken şeker tercihinizi kendiliğinizden söylemek gerekiyor, tek mi çift mi diye. Yoksa dakikalarca manasız bakışılabiliyor : ) . Her ne kadar buzlu kahvelerle aram çok da hopaşinanay olmasa da frappeyi gerçekten beğendim. Hele bir de haziran sıcağında içince ilaç gibi geliyor vesselam! İçiniz, içiriniz.. Frappe medeniyettir ; ) .

Ayrıca bu pastaneden çok güzel Kavala kurabiyeleri de alabilirsiniz, en tereyağlısından. Ama siz bu rotadan Kavala’ya geçecekseniz tabii ki almayın, yerinden alırsınız. Gelgelelim dönüş yolunda evdeki bebeler sizden mamalar isterse önüne bir kutu kavalayı koyun ve kaçarak uzaklaşın : ) .

ADRES: 305 Dimokratias Avenue, Alexandroupoli, Evros, Greece

TEL: +302551081881

DONDURMA DA MI YEMEYELİM?

Biz yaz mevsiminde gittiğimiz için gözlerimiz dondurmacı aradı. Yine aylak aylak gezerken gözüme Sloure‘ye kestirdim. Ta ta taaaaam. Doğru seçim! En birinci ben oldum : ) .

Çok lezzetliydi. Kıyafetime uygun renkte dondurma seçtiğim için beni kınamayınız. Ben değil, hep içimdeki çocuk yapıyor bunları.. Dondurma için gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.

ADRES: L. Dhmokratias 329Alexandroupoli, Greece

TEL: +302551029400
PEKİ YA BİRA?
Metro Turizmin sayın yolcuları, sizi tam da buradan alacağızdır, burada hazır olunuzdurundur. Diye anons verilen yer var ya, onun tam karşısında çok klas bir bistro var: Soho-Absolutely Fabulous..

Adı da güzel namıssızın. Otobüsü beklerken seyehatin bittiği gerçeğine daha rahat alışabilmek için garsonu çağırıyorum. “EEEÖÖÖÖEE can I order your local beer please?” diyorum. Kız of korz diyor, bana bırak.. Ben birayı beklerken dev 1 şişe su geliyor, efendim cips geliyor, kek geliyor kurabiye geliyor..

Allah Allah diyorum, biz istemeden yağdırdılar, acaba kaç metre uzunluğunda bir hesap gelecek. Neyse diyorum, olanlar oldu! Sen hiç kafanı yorma Ninücüğüm.. Tam da cadde üzerinde, merkezi bir konumda yer alan Soho hem klas hem de hoş mekan. Beptina ile tadını çıkarıyorum caddede akıp giden hayatın.

“EEEEEÖÖÖÖÖÖAEEEEOO check please!” diyorum, hesap 3 Euro geliyor. Ağlamak istiyorum.. Mekan sahibini bulup öpmek istiyorum.. Ne yani ben şimdi 3 Euro’ya bunca nevaleyi yedim içtim öyle mi? Artistiğimi yapıp 5 Euro verip üzerini almıyorum.. Hakettiniz bunu gençler! Ananızın ak südü gibi helal olsun! (Umut Sarıkaya severler jargonu çakozladı bile!). Espri bir kenara, Alexandroupoli‘de nereye gitseniz ücretsiz suyunuz masanıza geliyor. Şebeke sularımız içilebilir olsa belki bizimkiler de yapabilirdi bunu. Mesela eskiden Jadore Chocolatier Cafe’de (hani şu “Oh La La Beatrice” yenilen mekan) kristal sürahi ve cam bardaklarda su ikram edilirdi.. Hey gidi günler hey! Anneeee, ben ne zaman hey gidi günler diyebilecek kadar büyüdüm, soruyorum sana anneeeeee!

ADRES: Leof. Dimokratias 300, Alexandroupoli 681 00

TEL: +30 2551 088134

MAGNET ALMADAN DÖNECEK DEĞİLİZ!

Sokak aralarında gezinirken hediyelik olaylarını da halledelim diyoruz. Gözümüze kestirdiğimiz bir dükkana dalıyoruz. Deniz feneri sembollü magnet okey, ouzo ve 2li shot bardağı okey, bir tane de mumluk. İşimiz tamam. Tamam olmasına tamam da, satıcı amca bize ısrarla lokum ve baklava satmaya çalışıyor. Ölür müsün öldürür müsün? Tamam, yakın coğrafyalar, benzer kültürler, elbette etkileşimler oluyor, tümüyle sınır çizgileriyle ayrılabilen birşey değil kültür. Amma ve lakin bizde zaten bunların en güzelleri yapılıyor, ne demeye alayım baklava? Satan amcayı çok kırmadan yakamızı kurtarıyoruz. Minik bir magnet hediye ediyor darlattığını farkedip. İyi insanlar yahu. İsteyen krizdeler bize muhtaçlar desin, isteyen onlar ne sinsidir desin. Benim kişisel gözlemim gayet yardımsever ve güleryüzlü oldukları yönünde.. Herhangi bir ima ve art niyete rastlamadım. Hepimiz kardeşiz bu öfke ne diye?

Sosyal mesajımızı da verdik çok şükür. Toparlayacak olursak; Alexandroupoli Schengen vizesi olup da İstanbul ve çevresinde yaşayanların hafta sonu rahatlıkla gidip keyifli vakitler geçirebileceği bir alternatif rota. Blogger arkadaşlarım Benim Diyet Yemeklerim ve Culinistanbul‘un da şirin yazıları var Alexandroupoli ile ilgili. Okumak için isimlere tık tık 🙂 .

Adapazarı’na gider gibi başka bir ülkeye gitmek sizce de coğrafi bir avantaj değil mi? Hem freeshop denilen de bir gerçek var. Her ne kadar euronun 4 TL olmasıyla eskisi kadar cazip gelmese de, her yerde bulamayacağınız çikolata ve şekerler için bile güzel bir fırsat bence. Neden? Çünkü çikolata seviyorum : ) .

Yine yeni yollarda görüşmek üzere..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Related posts
Genel, Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

Amsterdam Yeme İçme İşleri

Amsterdam’daki dünyalar tatlısı gezimizi “Amsterdam Gezi Rehberi: Eğlenceye Hazır mısınız?” yazımızda anlatmıştık. Hatta hızımızı alamamış, Haarlem mevzusunu da masaya yatırmış “Amsterdam’ın Gölgesinde Bir Şehir: Haarlem” yazısını da kaleme almıştık. Peki ama Amsterdam’da fellik fellik gezerken hiç mi acıkmadık? Hiç mi karnımız kazınmadı kilometrelerce yol yürüdükten sonra? Hiç mi tatlı kaçamaklar yapmadık, muzip muzip atıştırmadık. Hiç mi içmedik? Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi? Benim gibi bir lezzet avcısını yemek yemeden düşünebiliyor musunuz? Tabii ki de düşünemezsiniz, çünkü “Hayat Yiyince Güzel!”.

Efendim, nasıl anlatsam, nerden başlasam.. Önce bir kaç tane beylik laf edelim şu ayarda. “Amsterdam Mutfağı da nedir efendim, peynirle kafayı bozmuşlar! Atıştırmalıktan öteye gidememişler. Sağdan soldan lezzet araklamışlar. Nasılsa biz beceremiyoruz, bari tüm dünya mutfağını buraya getirelim demişler. Madem ki özgürlükler ülkesiyiz, herkes kendi zevkine göre yesin içsin, çok zorlayanlara dayayın elmalı tartı sesleri kesilsin demişler. Zaten bira temeline kurmuşuz öğünleri, yanına atıştırmalık yapsak yeter demişler.” Pardon içimdeki sesler, bi susar mısınız? Bunları zaten eski yazılarımda okudu arkadaşlar, sen bize deneyimlediğin mekanlardan haber ver!

Kendi kendime de çemkirdiğime göre artık başlayabiliriz. Alacağımız kalorinin farkında mısınız? Yalnız şöyle bir not düşeyim, ben Amsterdam’da “to do list” e göre hareket etmedim, çünkü öyle bir liste yapmadım (burada gözlerini kapatmış, utangaç bir maymun hayal edin: ) ). Madem özgürlükler ülkesiydi, ben de kafama göre davranacaktım. Yolda karşıma çıkan yere dalacak yiyip içecektim. Öyle yaptım, hiç de pişman olmadım. Şimdi kişisel deneyimlerimi sizinle paylaşacağım. (Fiyatlar Mayıs 2016 fiyatlarıdır).

1. FRIETJE LUCIEN
De Nieuwe Kerk‘te sergiyi gezip, Dam Meydanı‘nda bir takım panaromik fotoğraflar çektikten sonra, çılgınlar gibi alış veriş yapılan Kalverstraat Caddesi üzerinde gezinirken, etrafa şirin melodiler yayan dev müzik kutusunu dinlerken sağ tarafımda elinde dev külahlarla patates kızartması yiyen mutlu insanlar gördüm.

Elbette kusur kalmamalıydım. Sıraya girdim, devasa bir külah seçtim (gözü doymuyordu..), bu elemanlar mayonez işinde iyidir helbeeet deyip direkt ev yapımı mayonez ve onun baş kankası ketçapa yürüdüm. Patates o kadar lezzetliydi ki..

Bir patates kızartması en fazla ne kadar güzel olabilir demeyin, neden demeyin, çünkü ben dedim, çok pişman oldum. Bir de ev yapımı ketçap mayonez ile birleşince az kalsın parmaklarımı yiyordum. Tek handikapı sos tepede olduğu için dipte kalan patatesler çok nasiplenemiyor sostan. Bu kadar kusur kadı kızında da olur : ) .

Yanına da bir Amstel patlattık, amman sabahlar olmasın! Dondurulmuş patates yemekten beyni donan bizlere bu patates kızartması ilaç gibi geldi. Dev külah 4.30 €, ketçap sos 0.45 €, mayonez sos 0.65 €. Gördüğünüz üzere fiyatlar da gayet uygun. Tabi ben bu patatesleri bu soslara banıp da yerken Euro 4.10 TL değildi : ( .

Staadsdeel Centrum
St Luciënsteeg 5, 1012 AB
Amsterdam, The Netherlands

NOT: Genellikle Mannakenpis denilen yerde patates kızartması yiyormuş gençler, bir sonraki gidişimde ben de deneyeceğim hatta, aklınızda bulunsun.

2. CAFE LANGERIES
Amstel Nehri’nin kenarında konumlanan Hermitage Müzesi’ni gezdikten sonra yine aylak aylak gezinirken köşede bu cafeyi gördüm. Eski, minik ve şirin. Bu üç faktör bir araya geldiğinde bir kafeyi sevmemek mümkün mü? Sevgi kelebeği gibi kondum cam kenarındaki masaya. İlk iş klasik bir cheesecake sipariş ettim.

Peynir diyarında peynirden yapılmış bir tatlı yemek isabetli olur diye düşündüm. Cafenin tarihi dokusu ve senelerin yaşanmışlığının sindiği duvarları, kapıları, pencereleri o kadar etkileyiciydi ki.. Sonra kendimi bira sipariş ederken buldum bu bardaklarla dolu barı görünce. Malum Amsterdam’da hedefimiz olabildiğince farklı biralar içmek, yerel biralara da göz kırpmak. Jupi… ve sonra da Hert… sipariş ettim.

Telefonum şarj olsun diye barda takılırken minik minik tatlı tatlı muhabbet ettim barmenle. Hesap gelince bir baktım bizim cheesecake ikram! 5.70 Eurocuk hesabı ödeyip kalktım. Yeni tatlar buldukça ben gerçekten çok mutlu oluyorum. Ve yeni cafeler.. Siz de benim gibi açıksanız yeniliklere, o zaman dans : ) .

Amstel 202
1017 AH Amsterdam
The Netherlands

3. STUBBE’S HARING

Amsterdam’ın en popüler sokak lezzetlerinden birisi kuşkusuz ki ağırlıklı olarak ringa balığı satan çiğ balıkçılar, yani “haringciler”. (Haring olayını “simitçi” boyutuna indirgediğimi gören Hollandalılar umarım linç etmezler. Yok canım ederler mi hiç? Gayet hoş görülü ve espritüel insanlar.) Meşhur tartçı Winkel 43 e giderken denize sırtınızı verdiğinizde önünüzde iç içe geçmiş saklama kapları gibi kanalları düşünün, sağ tarafta, en içteki ilk kanal olan Singel‘in başlangıç kısmında yer alıyor Stubbe’s Haring‘in standı.

Mevsime en uygun balığı zaten tavsiye ediyorlar. Ben çiğ ringa balığı tercih ettim. Üzerine küp soğan ve turşu koyuyorlar. Ben gerçekten beğendim tadını. Suşi sevenler ayıla bayıla yiyecektir. Hatta bu haringlere “dutch sushi” de diyorlar.

Amsterdam’ın gül hatrı için çiğ balık bile yedik! Damağınızı korkak alıştırmayın, haringlere dalın. Balık güzeldir, Omega 3 bi kere : ) .

Singel Haarlingersluis,
1013 GA Amsterdam
The Netherlands

4. WİNKEL 43

Vee beklenen an geldi.. Her ne kadar Amsterdam’da yeme içme için fix yerler yok desek de Winkel 43 bu genellemeden sıyrılıp kendini Amsterdam’ın en iyi elmalı tartçısı olarak kanıtlıyor. Jordan, Genellikle Yahudi lerin yaşadığı, daha bir yaşam mahallesi. Yerel deneyimlerine önem verenler Jordan Mahallesinde daha fazla vakit geçirebilir.

Winkel 43, sevimli bir mekan. Mayıs ayının sonunda gittiğim için de dışarıda oturma şansım oldu. Krema ile sunulan elmalı tart (apfeltaart) Hollanda’da yediklerim arasında en iyisiydi.Yanına şirin bir latte söyledim. Sonra ver elini instagramlık fotoğraf çekme çabaları : ) . Olsun, influencer olmak da güzeldir : ) . Bu arada kimse bizim kadar evirip çevirip fotoğraf çekmiyordu. Bakınız ülkece ileride olduğumuz bir konu daha (!) . Ne diyorduk, evet blogger olmak gerçekten güzeldir!

NOT: Mekanın nane çayı da meşhurmuş, kahve içmek istemezseniz değerlendirebilirsiniz.

Noordermarkt 43,
015 NA Amsterdam,
The Netherlands

5. WOK TO WALK

Amsterdam kozmopolit bir şehir ve haliyle dünyayı sarmış yeme-içme zincirlerinin şubelerine de sahip. Wok to Walk da onlardan biri. Çeşit çeşit sos ve malzemelerle hazırlanan noodleları ister minik mekanda yiyebilir isterseniz sempatik kutulara koyulmuş yemeğinizi geze geze yiyebilirsiniz. Adının hakkını vermek için ikinci şık daha mantıklı.

Ben tam bi noodle fanı olduğum için Wok to Walk‘u görür görmez hiç affetmedim içeri daldım. Aşağı yukarı 4 euro gibi bir paraya deli gibi doyabilirsiniz. Gezisini daha ekonomik hale getirmek isteyenler bu alternatifi değerlendirebilir. Amsterdam’da 5 tane şubesi varmış. Ben aşağıdakine gitmiştim.

Reguliersbreestraat 45,
1017 CM Amsterdam
The Netherlands

6. CAFE DE ZWART
Spui yakınlarında meşhur Beijnghof u ararken önü çok kalabalık olan bir cafe gördüm. Yurtdışında çok kalabalık olan yerlerden muhakkak bir numara çıkar (Altın değerinde bilgiler : ) . Çünkü bizimkiler gibi sırf piyasa mekanı diye koftiden yerleri şişirmiyorlar genelde) . Bünyemde barındırdığım çakallığım sağolsun dedim ki ben zort diye bu mekana dalmayayım, zaten çok kalabalık, gözlem yapayım, olayı neymiş. Bu yüzden de mekanın tam karşısında yer alan Cafe de Zwart‘a oturdum.

Madalyaları takabilirsiniz. Sağolun, çok sağolun.. Tezahüratlar bittiyse az yaklaşın hele, ne diyeceğim: Amsterdam’ın en eski cafesine girmeyi planlarken bir taraftan da leziz mi leziz çilekli bira deneyimleme imkanı buldum. Yanına da atıştırmalık birşeyler istedim. Harika bir peynirle birlikte arpacık soğan turşusu geldi. İlginç bir bira eşlikçisi oldu benim için. Belçika birası olduğunu öğrendiğim Grimb…‘in Rouge isimli %6 alkol oranı olan çilekli birası benim için Amsterdam’a damgasını vuran lezzetlerden biri oldu. Hem şarap gibi, hem de bira. Mis gibi kokusu ve damakta bıraktığı hoş tat..

Henüz benim gibi Belçika’ya gidemediyseniz Amsterdam’da pek çok dünya birasını, özellikle de yakın ülkelerin birasını rahatlıkla bulup deneyebilirsiniz. Ben bir de Grol.. denedim Cafe de Zwart‘ta. Biramı yudumlarken de yerelleri gözlemledim.

İşte tam da bu cafede topuklu ayakkabısıyla bisikletini sürüp, sonra onu güzelce parkedip bir bara giren hatunları seyrettim. Yüzlerindeki mutluluğu ve hareketlerindeki rahatlığı tam da burada gördüm. İyi ki bahar ayında gitmişim de sokaklarda oturup gözlem yapabilme şansına sahip olmuşum. Ama tabii ki Amsterdam her haliyle güzel..

Spuistraat 334,
1012 VX Amsterdam,
The Netherlands

7. CAFE HOPPE
1670 yılında kurulmuş bir cafeden bahsediyoruz.. Amsterdam’ın en eski cafelerinden biri Cafe Hoppe.. Yerel bira Amstel‘in de en keyifle içileceği yer bana kalırsa. Herkesin elinde 33’lük Amstel biralar, birbiriyle şakalaşan, gülen, mutlu insanlar.. bu mekanın neden hep kalabalık olduğu belli oldu! Gerçekten harika bir ambians. Ahşap materyallerle yıllar evvel kurulmuş bar hala ayakta.

Duvarda harika resimler, güleryüzlü ve yardımsever garsonlar ve her turistik yerin vazgeçilmezleri Asyalı turistler : ) . Amsterdam’ın nadir yerel lezzetlerinden biri “bitterballen” yiyebileceğiniz en iyi yerlerden birisi bence. Biraya gerçekten çok iyi eşlik ediyor.

Bitterballen dışı çıtır çıtır, içinde et de bulunduran bir çeşit patates kroket. Bizde bira patates neyse onlarda da bira bitterballen o! Yanında genellikle hardal sos bulunuyor. Ayrıca karşı cafede deneyimleyip acayip beğendiğimiz arpacık soğan turşusu yine karşımıza çıkıyor. Ben bitterballen i keşfetmeden önce nachos söyledim, o da iyi bir bira eşlikçisi, aklınızda bulunsun. Cafe Hoppe ile doğru yoldayız genşler, bunca mutlu insan yanılıyor olamaz! Tam 4 saat bu cafede zaman nasıl aktı hiç bilmiyorum. Belki de hayatımın en mutlu anlarıydı. O ne güzel bir kafaydı! Hem Amst.. birası hem de yerel lezzet bitterballen için bu tarihi cafeyi listenize alın derim.

Spuistraat 18,
1012 TV Amsterdam,
The Netherlands

8. STARBUCKS
Şaşırdınız değil mi? İstanbul’da fellik fellik Starbucks’tan kaçan sevimli penguenimiz niçin Amsterdam’da butik kahveci bulmadı da gitti 2. nesil bir kahveciyi tercih etti? Biraz sakin olursanız anlatacağım canlar. Hikayenin, güzelliğin insanı nerede bulacağı hiç belli olmuyor. Bir gün yine Haarlem’den Amsterdam’a gelmişiz, canım nasıl kahve çekiyor anlatamam. Günlerdir bira mayasına dönmüşüm iyice. Bir baktım Amsterdam tren istasyonunda, o tarihi yapının içerisinde bir Starbucks!

İçeri girince aşırı güleryüzlü çalışanlar öyle güzel karşıladılar ki, take away almayı düşünürken, bir saniye ya, ben neden oturup bu tarihi yapının tadını çıkartmıyorum ki dedim. Sanki bir saray odasını andıran o Starbucks’ta sandalye ve masaları çekeleyerek kendime manzaralı ve lambalı bir köşe ayarladım. Arkadaşım fotoğrafımı çekmeye çalışırken bizim bu halimizi çeken Hollandalı abiyle yaşadığımız tatlı anıyı “Amsterdam Gezi Rehberi: Eğlenceye Hazır mısınız?” yazımızda anlatmıştık.

O öyle tatlı bir andı ki, hiç tanımadığımız bir adam resmimizi çekmiş ve bunu bize mail atmıştı. Ve ben burun kıvırdığım Starbucks’ta dünyalar tatlısı bir anı sahibi olmuştum. Diyeceğim şu ki, bazen kendinizi yüreğinize ve ayaklarınıza bırakmanız çok güzel sonuçlar doğurabiliyor. Amsterdam bunun tam da yeri. Amsterdam’ı sevmek için bir neden daha! Yok canım ağlamıyorum, ne ağlaması, sadece gözüme toz kaçtı beybilerim :/ .

Station Amsterdam Centraal,
Spoor 2b,
The Netherlands

9. HOLLAND EXPERIENCE
Hollanda ile ilgili bilimum hediyelik eşyaları bulabileceğiniz bir hediyelik eşya dükkanı burası. Haliyle Hollanda’nın (kimisi Belçika da diyor, kültürler kaynaşmış artık azizim, çok kurcalamayınız) sevilen lezzeti stroopwaffle ı burada bulabiliyorsunuz. Düşünülebilecek en güzel hediyeliklerden biri. Arasında karamel yahut bal dolgusu bulunan bir çeşit avuç içi büyüklüğünde yuvarlak waffle. Aslında hiç de yabancısı sayılmazsınız, tüm BİM’lerde rahatlıkla bulabilirsiniz. Ama gerçek tereyağıyla ve balla yapılanı, hele hele Haarlem pazarında yediğim, orijinal stroopwaffle ın tadına paha biçilemez. Paraya kıyıp iş yerindeki arkadaşlara bunun çikolata kaplısını almıştım. Bu çeşidinin tadı Albeni’yi andırıyor. O da pek güzeldi : ) . Holland Experience‘den bir sürü hediyelik eşya da alabilirsiniz, ancak bu bir yeme-içme işleri yazısı olduğu için yenilebilir şeyler etrafında toplanıyoruz. Şimdi gelelim dananın kuyruğunun kopacağı, çakallıkta doruklara ulaşacağımız mevzuya. Neden burayı öneriyorum size? Hemencik söylüyorum. Malumunuz Hollanda peynir cenneti.

Benim gibi bir antipeynirci bile ayıla bayıla peynir yemeye başladı. Ben Hollanda’nın dağlarında otlayan o ineklerin mis gibi sütlerinden yapılan harika ötesi peynirleri yemez miyim hiç! Evet efendim, açıklıyoruz! Holland Experience‘de Hollanda’da görüp görebileceğiniz tüm peynir çeşitlerini tatma imkanı sunuyor size. Hani pazarda zeytin tadarsın da “Bak helal et ama.” dersin ya, onun gibi düşün ey çakal yavrusu. Allahtan helal haram muhabetine girilmiyor burada. Minik minik doğranmış çeşit çeşit peyniri tadıyorsunuz, hangisini sevdiğinize karar veriyorsunuz. Sonra gidip bakkaldan çok daha uyguna alıyorsunuz : ) . Nasıl ama, iyi di mi : ) . Ben yine de dayanamayıp smoked bi çeşit peynir ile babybel peynirini indirdim cukkaya. Onları her yerde bulamayabilirdim. Goudalar arasından kimyonluya, pestoluya bayıldım. Sonra gidip pazardan 3 tanesi şu kadar gel abla, ayır abla diyen bir dutch evladından misler gibi peynirlerimi aldım. Hızımı alamadım bir tane de naneli Viyana peyniri aldım. Kalsiyum güzeldir. Kana kırmızı rengini veren madde fişne suyuysa, kemiğe beyaz rengini veren madde peynirdir efendim : ) .

Damrak 24,
1012 LJ Amsterdam
The Netherlands

10. JAMIN
Öküz yüküyle yedik içtik, peki ya bizi Türkiye’de bekleyen masum bebelere ne aldık? Elimiz boş mu döneceğiz? Hani ya çikolata, bon bon, şekerleme, jelibon?

İşte bu yüzden Holland Experience‘nin hemen bitişiğindeki Jamin‘e uğramanızı şiddetle öneririm. İçeriye adım atar atmaz minik bir çığlık attım. Cennete gelmiş gibi hissettim. Her yer tatlı atıştırmalıklarla dolu.

Beyaz çikolata kaplı marshmallowlara saldırdım, karamelli çikolatalara yürüdüm, jelibonlara göz kırptım. Size yalan söyledim. Ben bu dükkana bebelere mama almak için gelmemiştim, sadece kendim için gelmiştim. Tatlı sevmek suçsa en büyük günahkarım. Şimdi beni jelibonlarımla baş başa bırakın!

Damrak 25,
1012 LJ Amsterdam,
The Netherlands

Gördüğünüz üzere Amsterdam’da Yunanistan’da görmeye alıştığımız kallavi sofralardan eser yok. Daha ziyade bira yanı atıştırmalık ve ayakta geçiştirmelik bir format söz konusu. Elbette Lunch Cafe denilen yerlerde gönlünüze göre yiyecek birşeyler tercih edebilir, çok zorlarsanız daha yerel lezzetleri de arayıp bulabilirsiniz. Ama benim gördüğüm insanların dünya mutfağına yöneldiği gerçeğiydi. Canı et isteyen Arjantin restoranlarına, suşi çeken China Town’daki mekanlara, döner çeken de dönerciye gidiyor.

SAKIN DENEMEYİN!

Yeme içme önerilerimizi yazdık, bir de yememe önerimizi söyleyelim. Amsterdamlıların ayıla bayıla yediği bir şeker var ki hayatımda yediğim en korkunç şeydi, evlat olsa sevilmez, o derece! Fazla merak kediyi öldürür, yapmayın güzel kardeşlerim. Hee illa ben alacam, deneyecem, zevkler ve renkler tartışılmaz bi kerem diyorsanız, sizi evlatlıktan reddediyorum! Adı ne bu zıkkımın? DROPJES! Anasonlu bir şeker. Şeker demeye dilim varmıyor, bildiğin acı. Seni hiç sevmedim dropjes, babanı da sevmezdim!

Bir sonraki ziyaretimde görmeyi ve deneyimlemeyi arzu ettiğim yerleri sıralayacak olursam;

—-Singel 404
——Cafe de Klos
——–Cafe de Jaren

Yine leziz bir keşifte tekrar görüşmek dileklerimle..
Kalın sağlıcakla, afiyetle..
Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Related posts
Genel, Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

Amsterdam’ın Gölgesinde Bir Şehir: Haarlem

Hani derler ya her şerde var bir hayır; bizim hikayemiz de biraz öyle.. Amsterdam diye yola çıkıp konaklamanın pahalılığı nedeniyle oteli Haarlem‘de ayarlamasak belki de hiç farkına varmayacaktık bu küçük şehrin. Evet, Amsterdam rüya gibiydi. Ama Haarlem de bir o kadar güzeldi; öyle ki yeri geldi saatlerce Haarlem‘de oyalandıktan sonra Amsterdam’a geçtik. Kanalsa, Haarlem de kanallarla bezeliydi; bisikletse alayına bisiklet! Evlerin mimarisi de aynı.. Fark nedir diye soracak olursanız; Haarlem yaşam kenti; daha dingin, huzurlu, daha bir ev hali gibi. Hani Amsterdam deri taytsa, Haarlem pijama gibi. Spaarne Nehrinin etrafına kurulmuş Haarlem’deki yaş ortalaması da Amsterdam’a göre daha yüksek.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-heykel-grote-bavokerk-kanal

Skipol Havalimanı‘na indikten sonra trenle iki aktarma yaparak Haarlem‘e geçtik otelimiz burada diye. Haarlem Station’dan adımımı caddeye atar atmaz bir Türk restoranıyla karşılaşmam yüzümde kocaman bir gülümsemeye sebep oldu. Ama tabii ki de gidip Türk restoranında yiyecek değildim : ) . Elde valiz tıkır tıkır çekeleye çekeleye Grote Markt Meydanı‘na doğru koyulduk.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-amsterdam

Bloglardan okuduğumuz “Aman diyim bisikletlilere dikkat edin.” uyarılarına uyup ilk hayatta kalma mücadelesini verdiğimiz yer de Haarlem. Belki de Haarlem bizim için Hollanda’ya açılan ilk kapı olduğundan güzeldi. “Tıkırak pıkırak” çekçekli valiz solosuyla devasa bir meydana çıktık -tabii daha o zaman Dam Meydanı’nı görmemişiz, ne kadar da olsa bi Dam değil-.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-heykel

Grote Markt Meydanı, ortada bir adet heykeliyle (Heykelsiz bir meydan düşünülemez!) karşıda devasa Grote Kerk (Büyük Kilise) (Asıl kilisesiz bir meydan düşünülemez!) ve etrafta çeşitli tarihi yapılarıyla tam da klasik bir meydan. Meydanın bizim için bir güzel yanı da otelimiz Hotel Carillon‘un tam da bu meydanda yer alması.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-heykel-ev-meydan

HOTEL CARILLON
Hotel Carillon’un en güzel özelliği konumu. Meydan, dolayısıyla da otel Haarlem Tren İstasyonu’na 5 dk yürüme mesafesinde. Odamın camının Grote of St. Bavokerk manzaralı olduğunu söylemeden geçmeyeyim.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-heykel-grote-bavokerk

Merkezi konumun kralı! Gelgelelim otel yamuk! Şaka değil, yamuk. Bulunduğu bina diğer Haarlem yapıları gibi oldukça eski. Muhtemelen 500 yaşındaki binanın ayakta kalması bile takdir sebebi. Eşyalar oldukça eski, bu yamuk odaya yeni eşya koyup ziyan etmeyelim demiş olabilirler : ) . Tuvalet ve banyo bir, lavabo dışarıda : ) . “Gel sen ne çektiğimi bir de bana sor!”  Tamam, taharet musluğu yok, peki lavabodan ne istediniz! Şu da var, yerleri dar! Bizim Fener Balat evleri gibi minik minik parsellere seneler evvel inşa edilmiş. Yerden tasarruf için merdivenler daracık yapılmış, merdivenler dar olunca eşyalar sığmamış, eşyaları taşımak için evlerin tepesine kanca kondurmuşlar. Konuyu yine Hollanda evlerine bağladık : ) .

Gelelim kahvaltıya.. Ya da gelmeyelim.. Avrupa’da kahvaltı konusu bizler için hep problem! Mükellef kahvaltı sofraları hayal etmeyin! Bir masa üzerine dizilmiş meyveler, cornflakes ler, paket reçeller, fıstık ezmesi, şokella ve bal, bunları sürebileceğiniz bir kaç ekmek dilimi ve üzerine serpiştireceğiniz çeşit çeşit şekerlemeler. Bir fincan kahveyle bu ekmeği yiyip mutlu oluyorlar yaa, kafayı yicem :/ . Masada incecik dilimlenmiş kaşar peynirinden 5-6 tane üst üste koyup sandviç yapıp yedim. İşte bu dramdır! Nasılsa gün içinde sürekli bir şeyler yiyip içtiğimiz için aman da dışarıda kahvaltı yapacak bir yer bulayım diye gereksiz çırpınışlar sergilemedim. Zira egg benedict de sevmiyorum :/ .

Otantik ortamıyla Hotel Carillon, Haarlem‘in en eski otellerinden biri. Cafesi de gün içinde yerli misafirlerini ağırlıyor.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-grote-markt-meydan

Haarlemlilerin en büyük hobisi, Grote Markt Meydanı‘nı çevreleyen cafelerin birinde, ortadaki heykele dönük şekilde dizilmiş (sinemadaki gibi herkesin aynı yöne bakan sandalyelerde oturduğunu düşünün) sandalyelere oturup aynı anda elmalı tart yiyip kahve içmek. Dizili sandalyeleri görünce, acaba sinema gösterisi falan mı olacak dedim, yahut bir sokak tiyatrosu. Yok efendim, günebakan gibi heykele dönüyorlar, boncuk gibi yan yana diziliyorlar ve elmalı tartlarını yiyorlar. Olabildiğince yaşlı teyzeler, amcalar.. Güzel tabii, ne demeye evde oturacaklar, zaten daracık evler 🙂 . Meydanın hakkını yemeyelim bu arada, belli başlı dönemlerde çok güzel etkinliklere, konserlere, gösterileri ev sahipliği yapıyormuş. Belki de Haarlemlier oturup o etkinlikler olsun diye bekliyorlardı : ) . Umarım yazıyı türkçe bilen bi Hollandalı okumaz : ) .

DE PİZZA BAKKERS
İlk gün havaalanı maceraları bizi oyalayınca ve valizleri bırakmak için Haarlem‘e gitmemiz gerekince, ee bir de kurtlar gibi acıkınca Amsterdam’a gitmeyelim dedik. Haarlem sokaklarını turlamaya başladık. Çoğunlukla sezgisel ve hafif de tecrübesel olarak De Pizza Bakkersı gözüme kestirdim. Dışarıda yürüyen bir Allahın kulu olmamasına rağmen içerisinin tıklım tıklım olması ve içindeki devasa fırını görmemin bunda payı vardır kuşkusuz.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-pizza-bakkers

İlk günün olabildiğince turist sempatikliğiyle içeri daldık. Merhaba güleryüzlü Haarlemliler! Sıcacık karşıladılar bizi bu içi de sıcacık olan mekanda. Bi tanecik boş masa bulduk tam da fırının yanında, hemencik yerleştik (fazla cık cik’ten zehirlenmezsiniz umarım : ) ). Kör istedi bir göz, Allah verdi iki göz. Böylelikle şeflerle muhabbet edebilecek, yapım aşamalarını izleyebilecek ve daha yakından fotoğraf çekebilecektim.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-de-pizza-bakkers-italian

Yine ilk günün “gerekli gereksiz her ne varsa fotoğrafını çekme çılgınlığı”yla tabağın içine yerleştirilmiş ampulleri falan çektim şuursuzca.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-pizza-bakkers-yemek

Bir de en yapılmaması gereken şeyi yapıp, pizzaların formülündeki malzemelerle yetinemeyip mantar eklettim. Yaptım bunu. Tamam kınayabilirsiniz! Ne yapayım yahu, şu İtalyan tarzı pizzalarda 2 3 çeşit malzemeden fazlasını kombinlemiyorlar bir türlü. Oysaki bilmiyorlar ki biz “full karışık” pizzalarla büyüdük, hey gidim. Neyse ben yurtdışına çıkmışım ya, bizde olmayan biraları deneyeceğim. Aşırı özgüvenli ve çılgınım. Menüde adı en eksantrik olanı seçtim. Öyle ki hala biranın adını Google yazıyorum hiçbir şey çıkmıyor : ) .

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-yeme-icme-pizza

Pizzanın hamuru, sosu, üzerindeki malzemelerin uyumu çok güzeldi. Ya da biz çok açtık, bilmiyorum. İştahla yedim. Korkunç biramı da zorlaya zorlaya içtim. Çok sert ve baharatlı bir tadı vardı. Amstel’in Heineken’in gözünü seveyim.
De Pizza Bakers Haarlem için gerçekten güzel bir akşam yemeği alternatifi. Gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.

De Pizzabakkers Haarlem
Kruisweg 70D
2011 LG HAARLEM
023-7515804
haarlem@depizzabakkers.nl

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-kanal-sehir-turu

Karnımız tok, sırtımız pek artık. Haydi o zaman biraz şehri turlayalım. Kanal fotoğrafları çekelim. Bisikletlere rağmen hayatta kaldığımızı kanıtlayalım. İlk gözlemler sakin bir şehir olduğu üzerine. Mevsimlerden bahar, Mayıs sonu. Hafif yağmurlu hava. Bir hafta evvel Antep’te cayır cayır yanarken Haarlem‘de üşüyoruz. Dedikleri doğruymuş. Bizimkinden bi 10 derece soğuk. Sağlık olsun. Sonuçta emektar yağmurluğum bu günler için var.

İKLİMSEL NOT: Hava baharda dahi serin, valizde yağmurluğunuza yer açın!

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-kanal-amsterdam

THE WOLFHOUND
Araştırmayı ve iyi yerler bulmayı da çok seviyorum ama spontan keşfedilen yerler daha çok keyif veriyor sanki. Yemeğimizi yedik, tekrar Haarlem sokaklarına bıraktık kendimizi. Bu sefer de The Wolfhound‘un tabelası takıldı gözümüze. İçeri daldık yine, “Selam Gençler!” dedik. Masa bizi bozar, barda takılalım dedik. O an için verilebilecek en muhteşem karar olduğunu nereden bilebilirdim ki. Yine dünyalar tatlısı çalışanlar, yine güleryüz, yine hoşsohbet. Hollanda’da ben suratsız adam görmedim! Bu insanı daha da rahatlatıyor. Çünkü ne kadar da olsa yabancı bir ülkedesin, kültür farklı zihniyet farklı. Bizim için normal bir el hareketi yaparsın, onlarda küfür etmiş sayılırsın falan. Bereket versin ki Hollandalılar genel manada anlayışlı ve hoşgörülü insanlar benim gözlemlediğim kadarıyla.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-the-wolfhound-irish-bar

Madem bara oturduk, hakkını verelim dedik. Barda kaç tane bira sifonu varsa sıradan hepsini denedik. Çok çılgınız : ) . The Wolfhound bir Irish Bar. Hollanda’ya gidip Irısh Bar’a mı gittin diye bıkbıklanmayın sakın. İrlanda vardı da biz mi gitmedik. Oralara gidene kadar başka ülkelerdeki örneklerini deneyimlemekten daha masum ne olabilir ki?

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-wolfhound-irishpub-bira-brand-ipa

Biz şebelek şebelek biralarımızı yudumlarken yanımızdaki İskoçyalı selam verdi (Sonradan öğreniyoruz tabi nereli olduğunu). Nerden geldin, nereye gittin muhabbetlerini geçtikten sonra kendisinin bir boyacı olduğunu öğreniyoruz. Hatta dikkatli bakınca kıyafetlerine boya lekesi de vardı. Elinde dahi. Riley öyle tatlı bir adam ki, şeker gibi ya. Şirin şirin konuşuyor, şakalaşıyor. Boyasını yapmış gelmiş barda demleniyor. O gecenin böylesine güzel olmasında Riley‘nin katkısı çok büyük. Hatta Haarlem‘i böylesine sevmemizdeki katkısı da çok büyük.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-bira-heineken

Derken iki ducth adam oturuyor yanımıza. Muhabbeti ilk kim açtı, biz nasıl o manasız ama komik muhabbetin için girdik bilmiyorum. Adamlara Türkiye der demez Antalya, Fethiye anılarını anlatmaları bir oluyor. Derken esprikli bir tanesi ne dese beğenirsiniz? “Bizim yaşlı Hollandalı kadınlar hep gidip sizin genç delikanlılarla evleniyor. Öyle bir sürü tanıdığım var.” diyor. Tabi ben diyemiyorum ki “Az adam olaydınız da hatunları memleketinizde tutaydınız.” diye. Demiyorum, diyemiyorum. Onlar da öylesine sempatikler ki. Gülüyorlar hallerine.

Sonra köpek sahibi bir çift geliyor. Köpekleriyle oynuyoruz, seviyoruz tatlışı. Normalde pek kimseye sevdirmez kendini diyor hatun, eee bebeim, biz buna Türk sıcakkanlılığı diyoruz : ). Annesi babası keyifli bir akşam geçirirken ufaklık da onların yanında takılıyor. Buradan mekanın animalfriendly olduğu mesajını da verelim minikten.

Riviervismarkt 9
2011 HJ Haarlem
Nederland
023-5259054
info@thewolfhound.nl

Şehirleri, daha önce hiç gitmediğiniz ülkeleri gezmenin en keyifli taraflarından biri de orada yaşayan insanlarla yaşanılan gülümseten anılar. Turistik mekanlardan, kalabalık sokaklardan, bitmek bilmeyen kuyruklardan sıkılıyorsanız, yerelle daha iç içe olmak istiyorsanız Haarlem sizin için biçilmiş kaftan!

Tam meydanda otel ayarlamanın en güzel faydası istediğiniz zaman rahatlıkla otelinize dönebilmeniz. Otele dönüş kaygısını da minimize ettiğimize göre kafaya takacak ne kaldı ki?

JETTIES
Haarlem‘de dolaşırken tam da köşedeki konumuyla dikkatimizi çeken yerlerden biri de Jetties oldu.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-jetties-cafe-hamburger-amsterdam-lunchcafe

Yine Haarlem sakinlerinin sevdiği bir yer olduğu her halinden belli. İlk gidişimizde elmalı tart ve kahve olayından girdik.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-jetties-cafe-apple-tart

Elmalı tartı kemirirken yan masadaki minimum 80 yaşındaki teyzeni devasa bir burgeri nasıl keyifle yediğini görünce burgerleri de merak uyandırdı. Bir öğlen sırf bu burgeri yemek için tekrar gittik. Afedersiniz hayvan gibi büyük bir burgerden bahsediyorum. Koyun etinden yapılan bir tanesini seçtim ve afiyetle mideme indirdim. Hem köftesi hem sosları hem de içeriği nefisti. Yanında da yerel Hollanda birası Gulpener Bierbrouwerij i tercih ettim. Tadını beğendim.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-jetties-cafe-hamburger-amsterdam

Jetties‘in güleryüzlü bir garsonu var. Bir de mutfaktaki aşçısı. Az elemanla çok iş yapan tipik Avrupa cafelerinden. Adını hatırlayamadığım bu sevimli kız 8-10 tane burgeri bana tek tek üşenmeden anlattı. Üzerimde emeği çok : ) .

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-jetties-cafe-cupcake-amsterdam

Mekanda nakit para geçmiyor. Sadece kartla çalışıyorlar. Sebebini ben de bilmiyorum. Jetties Cafe hem kahve tatlı keyfi yapıp gazetenizi okumak için, hem de arkadaşlarınızla buluşup lezzetli burgerler yemek için çok uygun. Haarlem’e giderseniz muhakkak denemelisiniz.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-jetties-cafe-hamburger-amsterdam-yemek

Kruisweg 57
2011 LB Haarlem
T: 023 5242876info@jetties.eu

Hep yemek olmaz, biraz da ibadetimize bakalım diyorsanız sizi şöyle alalım.

GROTE OF ST. BAVOKERK

Grote Markt Meydanı‘nın gözbebeği bu katedral. Güzel bir Gotik mimari örneği. İlk olarak 1307 yılında ahşap olarak inşa edilen katedral bir yangında yanıyor (Ahşap modasını ilk çıkaran mimara iki çift lafım var, kardeşim senin amacın neydi allasen? Gül gibi binalar kül oldukça zevk mi duyuyordun uzaktan uzağa!).

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-heykel-grote-bavokerk-katedral

14. yy da yeniden inşa ediliyor. Seneler içerisinde çeşitli eklemeler ve restorasyonlarla bugünlere ulaşıyor. Katedralin vitrayları muhteşem. Benim gibi bir vitraysever için tam bir görsel şölene dönüştü katedral ziyareti. Güneşin konum değiştirmesiyle içeri süzülen renkli ışık huzmelerini otur seyret, şiir yaz, o derece!

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-heykel-grote-bavokerk-vitray

Sonra karşıma devasa org çıkıyor. O nasıl bir düzenektir, o nasıl bir ihtişamdır. Bu orgu bi çalsınlar, Hristiyan olmayan kalmaz, o derece!

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-heykel-grote-bavokerk-kilise-org

Vitraydı, orgdu derken öyle ebelek şebelek gezerken ayağıma birşey takıldı. Yere bi baktım, abaaaauvv! Mezar taşı mı o? Sevgili Haarlemliler! Neyin kafasını yaşıyorsunuz yahu siz. Neden ayağımızın altında ezdiriyorsunuz mezar taşlarını? Bazı rivayetler var ki kan donduruyor. Tabii onları anlatıp bu cici Haarlem yazımı mundarlamayacağım.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-heykel-grote-bavokerk-zemin

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-heykel-grote-bavokerk-floor

Sadece yerlerde 400 adet mezar taşının bulunduğunu söyleyip geçeceğim. Katedralin içindeki pek çok eşya 15. yy’dan kalmaymış.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-heykel-grote-bavokerk-kilise

Haarlem gezisi esnasında muhakkak uğranılması gereken bir durak bence Grote of St. Bavokerk. Meydana hakim ihtişamlı duruşuyla en azından dışarıdan özenli bir fotoğrafının çekilmesini hak ediyor. Çekmeden dönmeyin!

HAARLEM SOKAKLARI

Bir şehri tanımanın en güzel yanlarından birisi de sokaklarında umarsızca gezinmektir. Öyle şaşkın şaşkın gezinirken yollar size harika manzaralar, müthiş kadrajlar, tatlı graffitiler çıkarır. Bizim sokak gezimiz biraz istem dışı olduysa da çok da güzel oldu çok da iyi oldu! Bir gün Haarlem İstasyonuna farklı bir yoldan gidelim fikrini attım ortaya, sonuç olarak kaybolduk! Muhtemelen Harlem‘in etrafında 360 derece döndük dolandık, kanallara bulandık. En son bildiğin şehrin dışındaki tren raylarını falan bulduk. Hazır bulmuşken raylara yatalım da kurtulalım bu hayattan dedik! Deli misiniz? Tabii ki demedik! O esnada yol karşımıza kayıklarla dolu bu nefis kanalı çıkardı. Masal diyarı gibiydi..

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-kanal-amsterdam

Biraz ilerleyince masal diyarı periler ülkesine dönüştü. Reflection ın kralı burada! Çekmeyen pişman!

yesempatik-hollanda-haarlem-gezii-rehberi-amsterdamkanallari-reflection

Sonra bu duvar.. Allahım duvarın güzelliği? Ve bisikletin orada umarsızca duruşu? Ben o duvarlara çarpa çarpa nasır tutmak istiyorum sayın okuyu, ağlaya ağlaya yosun tutmak istiyorum!

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-bisiklet

Sen misin duvara övgü yağdıran? Dur ben sana şimdi ne göstericem dedi kaderim. Bu rengarenk graffitilerle bezeli duvarı buldum sonra. Kıyafetimle uyumlu duvarı buldum mu bırakmam!

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-graffiti

Kaybolmanın böylesine can feda! Sizlere tavsiyem arada kendinizi özgür bırakın ve bilmediğiniz sokakların tadını çıkarın. Bunun lezzetini başka hiçbir şey vermiyor doğrusu. Hala hatırımda o gün. Ne gündü be!

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-sokak-graffiti-mural

ALIŞ-VERİŞ

Bence Haarlem alış verişe pek elverişli bir şehir. Grote of St. Bavokerk‘in yanında uzanan Grote Houtstraat sıra sıra hem dünya  markaları hem de yerel markalarla dolu. Mağazaların birinden çıkıp diğerine girdim ve kendime cici mi ci iki tane spor ayakkabı aldım. Özellikle bir tanesi epey ucuza geldi. Bir gazla gidip telefon da baktım ama o pek hesaplıya gelmiyordu. Bir de garantidir, gümrüktür uğraşmayayım dedim. Yine teknolojik ürünleri uygun temin etmede en iyisi Amerika sanırım. Burası aynı bizim İstiklal Caddesi gibi dersem ıslak odunlarla dövün beni! Görüldüğü üzere klişeleri sevmiyoruz : )

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-heykel-grote-bavokerk-alisveris-sokak 

HEDİYELİK EŞYA

Hollanda‘nın genelinde hep aynı hediyelik eşyalar dönüyor sanırım. Yine tahta ayakkabılar, mavi beyaz porselenimsi biblolar, lale konseptli ürünler ve bilimum peynir dükkanları Haarlem‘de de mevcut. Amsterdam ile arasında çok uçuk fiyat farkları olduğunu söyleyemeyeceğim. Ben katedralin hediyelik eşyacısından lale şeklinde bir kalem aldım. Ayrıca katedralin hemen yakınında yer alan dükkandan da tahta ayakkabı şeklinde anahtarlıklar aldım. Almayanı dövüyorlar. Hediyelik eşya cenneti Hollanda’da konseptlerden konsept, hediyeliklerden hediyelik beğeniniz. Dönüşte bi Hollanda temalı shot bardağınızı alırım ; ) .

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-alisveris-tahtaayakkabi-hediyelik

  • Pazartesi ve Cumartesi günleri Grote Markt Meydanı’nda pazar kuruluyor. Ne mutlu bize ki cumartesi günü bu pazara denk geldik ve çok güzel bir deneyim yaşadık. Grote Markt, Büyük Pazar Yeri demek. Büyük Pazar Yeri’nde kurulan büyük pazar yazım pek yakında huzurlarınızda olacak 🙂 . 

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-heykel-grote-bavokerk-markt-pazar

  • Amsterdam’dan Haarlem’e ulaşım çok kolay. Amsterdam Tren İstasyonu’ndan bir trenle yaklaşık 15-20 dk’da Haarlem’e ulaşabilirsiniz. Bilet almamazlık etmeyin. Biz hep aldık biletimizi. Bir akşam Amsterdam’dan dönerken uyuyakalmışım, bir baktım bilet kontrol memuru tepemde dikiliyor. Aradım taradım bilet yok, insan çıldıracak gibi oluyor! Adam ben diğerlerine gidip bakayım, o esnada biletini ara dedi. Aradım taradım, cebimden koltuğun yanına düşmüş namıssız! Buldum ama adam tekrar gelmedi. Bekle dedi gitti ben beklemedim, o da dönmedi. Ölüm gibi bişey oldu ama, kimse ölmedi. Neyse, bu tarz adrenalinlere gerek yok bence gurbet ellerde. Efendi gibi biletinizi alın hem inişte hem de binişte okutun. Şimdi çiçek olun bakayım. Aferin!

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-tren-istasyonu-amsterdam

Haarlem sakin bir Hollanda şehri. Amsterdam’ın minyatürü gibi, uslu kız kardeşi gibi. Zamanın durduğuna şahit olmak istiyorsanız, yerelin içinde kaybolup adeta kendinizi bir Hollandalı gibi hissetmek istiyorsanız, kafa dinlemek ama aynı zamanda da yeni bir kültürel deneyim yaşamak istiyorsanız Amsterdam’ın gölgesinde kalmış bu şirin yere bir şans verin derim. Amerika’daki Harlem’in adının Haarlem’den gelmesi kozumuzu sunalım yeterince etkilenmediyseniz.

yesempatik-hollanda-haarlem-gezi-rehberi-heykel-grote-bavokerk

Yeni maceralarda görüşmek üzere..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Amsterdam Yeme İçme İşleri yazımız için sizi şöyle alalım…

Related posts
Genel, Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

Amsterdam Gezi Rehberi: Eğlenceye Hazır Mısınız?

Bir değişiklik yapıp sondan başlayalım. ”Ey Amsterdam Amsterdam sen mi büyüksün ben mi” diye başladığımız turumuzun sonunda anladık ki Amsterdam daha büyükmüş, bitiremedik a dostlar. Efendim kanallarından su mu içmedik (!), bayırlarında mı yuvarlanmadık (bayır yok, dümdüz şehir), cafelerinde damağımızı mı şımartmadık, Van Gogh’un “kulağını” mı çınlatmadık (ince espri içerir : ) ), Hermitage’ında kendimizi mi kaybetmedik, su içer gibi bira mı içmedik. Hey gidisine hey daha neler neler 😀 . Daha neler neler, maydanozlu köfteler için sizi aşağıya alalım.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet

Bundan 3 sene önce Amsterdam’a gitmeye yeltenmiştik. Ben yine tez yazar gibi araştırmalar yaptım, blogları, siteleri okudum, fotoğraflara baktım, instagram hastaglerini bile kurcaladım. Elimde sayfalarca doküman kalakaldım sonra, çünkü dediler ki “Amsterdam iki bayanın gezmesi için çok güvenli değil.” Biz o dönem dümeni Viyana’ya kırdık, edebimizle gezip döndük. Gelgelelim içimizde bir ukde kalmadı değil. Gel zaman git zaman Barselona’ya gitme arzusuyla doldum. Vize işlemlerinde sıkıntı yaşayınca uçak bileti ve konaklama iyice pahalandı. Barselona yalan oldu. Acaba nereye gidilebilir diye düşünürken aklıma Amsterdam geldi. Hoop uygun uçak bileti buldum (uygun dediğim gidiş dönüş 500 TL, tabi 4 gün sonraki seyahat için düşününce kulağa çok gelmiyor). Bu sefer de konaklama problemi yaşadık. Otel fiyatları uçmuş gitmiş, alternatifleri değerlendirip Airbnb‘yi kontrol ettiğimizde onun da yanına yanaşılmayacağını gördük. Allahtan imdadımıza HotelsCombined yetişti de Amsterdam’a yakın konaklama seçenekleri arasında Haarlem‘i görüp konaklama siteleri arasında fiyat karşılaştırması yapabildik. HotelsCombined‘in sevimli logosu ilgimi çekmişti önce (kutup ayısı : ) ), biraz araştırdığımda aslında bu ayının ne kadar “cool” olduğunu gördüm. Gayet prezantbl, işini ciddiyetle yapan bir ayıcık : ) . Siz sadece tarihleri ve gitmek istediğiniz bölgeyi yazıyorsunuz, o hemen fiyat karşılaştırmasıyla beraber size sunuyor. 4 ayrı siteden bakıp fiyatları akılda tutmaya gerek kalmıyor. HotelsCombined sayesinde en uygun fiyatlı siteden rezervasyonumuzu yaptıktan sonra geriye kısa bir sürede Amsterdam araştırması yapmak kalmıştı. Evet hala aynı yerinde duruyordu 3 sene önce not aldığım tarihi yapılar ama güncel araştırma yapmak da gerekiyordu.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin

Şunu gördüm ki Amsterdam bir derya deniz.. Gidilecek tonla yer, yapılacak tonla şey var.. Özellikle yeme içme konusunda kesin şurada yemelisiniz diye bir olay da yok bence. Hani Viyana’ya gittiğinizde Figlmüller’de “şinitzel” yemeden, Demel’de “apfelstrudel” yemeden dönmeyin denir ya, Amsterdam öyle bir yer değil. Elbette ki ön plana çıkmış lezzetler ve bunları diğerlerine nazaran daha başarılı yapan yerler de var, ama kızarmış patatesi ötekinde değil de berikinde yediğinizde ölümcül bir fark yaşamıyorsunuz. İşte o yüzden kendinizi rahat bırakın, akışına bırakın.. Kanallar arasında süzülüp özgürlüğün tadını çıkarın. Evet, belki konudan komşudan, oradan buradan, facebook’tan twitter’dan duyduğunuz manadaki “özgürlük”ten bahsetmiyor olabilirim ama Amsterdam gerçekten de bulutlar üzerinde süzülen kuş rahatlığıyla gezilebilecek özgür bir şehir.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet2

Öncelikle buradan Amsterdam’a gidip sadece “Red Light District” ve belli oranlara kadar uyuşturucunun serbest olduğu “Coffeeshop”lara gidenlere sesleniyorum. Gitmekle kalmayıp geri dönünce aylarca “vay kafa uçuran kek yedim kafam bi milyon gezdim, yok hatunlar cıscıbıl camlarda, seç beğen al aga” diye milletin başının etini yiyen o güruha sesleniyorum: Kardeş siz çok yanlış gelmişsiniz. Mis gibi şehir, yapılacak bir sürü aktivite, gezilecek güzel yerler, yenilecek leziz yemekler, huzur dolu kanallar, sevimlilik abidesi tarihi evler arasından bula bula bu ikiliyi mi buldunuz sadece! Yarattığınız algı sayesinde Amsterdam’a gideceğim dediğimde herkes “404 Not Found” hatasını veren bakışlar fırlattı bana. Piiiii, yazıklar olsun size, ne biçim bir yokluktur, nasıl bir abazanlıktır, ne haddini bilmezlik, bu ne aymazlıktır. Ohoo daha ben çok çemkiririm de, neyse, gezi rehberini amacından saptırmayayım daha fazla : D .

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-tarihi-ev

Saldım çayıra, mevlam kayıra moduyla yollara düştük.

İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan 3 buçuk saat uçuşla Amsterdam Schiphol Havalimanı‘na vardık. Seyahatimizi Atlas Global‘le yaptık. Yemekler de gayet lezizdi. Atlas Global yurtiçinde olduğu kadar yurt dışı uçuşlarında da iyi bir seçenek bence.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-atlasglobal

Havaalanında yaşadığım “Pasaport Kontrol” adlı korku filmini ayrı bir yazı ile paylaşmayı düşünüyorum, zira tat kaçıran, Cem Yılmaz’ın skeçlerini sonuna kadar haklı çıkaran sahneler yaşadım. Gelgelelim gezinin totalinden o kadar memnun kaldım ki bu tatsız anılar Amsterdam’ı mundarlamaya yetmez, yetemez!

Şimdi gelelim yol ayrımına, malum Amsterdam’da konaklama çok pahalı olduğu için oteli Haarlem’den ayarlamıştık. İşte bu mecburiyet bu gezinin gidişatını bambaşka bir boyuta sevketti. 4 gün bounca Amsterdam gezecek, deyim yerindeyse “Amsterdam’ı sallayacaktık.” (pardon da deyim nerede?). Ama Haarlem’de konaklayınca aaaa Hollanda’da Haarlem diye de bir gerçek varmış diyerekten algılarımız açıldı. Ve belkide gezinin en güzel anlarını Haarlem’de yaşadık. Hah! Herkes Amsterdam’a gider ama çok az kişi Haarlem’e gitmiştir! Pis zenginler, burnunuzun ucundaki mis gibi kentten haberiniz yok. Ve sevgili kendim.. İlk kez fakirliğim bir işe yaradı : D . Haarlem anılarımızı da “Amsterdam’ın Gölgesinde Bir Şehir: Haarlem” de bulabilirsiniz. Hala Amsterdam yazısına varamadık, ot kokusu alamadık.. Sabırla bekleyiniz, pek yakındaaa…

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-haarlem

Schiphol Havalimanı’na vardıktan sonra trenle Central Station‘a gitmek yeterli. Muhteşem sonuç, Amsterdam’a hoşgeldiniz! İstasyon başlı başına bir güzellik. 1889  senesinde hizmete açılan istasyon sizi alıp geçmişe götürüyor (en sevdiğim). Tabi kendi geçmişime değil, efendim Van Gogh (1853-1890) olur, Vermeer (1632-1675) olur (olamadı(!))..  “Aaa o zaman Van Gogh varmıymış” diye şüpheye düşüp bi zahmet google ladım yeni bir “Kürk Mantolu Madonna” vakası yaşanmasın diye. O kadar da altı çizilecek şeyler diil canım deyip güncel geyiği sonlandırıyorum: D . Neyse, Central Station’daki belki de en tarihi yapılardan birinde yer alan Starbucks‘tan bi kahve aldık. O esnada arkadaşım fotoğrafımı çekmeye çalışırken bizim bu akrobatik foto çekme çabamıza içten içe gülmekle kalmayıp dışından da “Du bi ben bunnarın bi fotosunu çekiim de süprüz olsun.” diyen bir Amsterdamlı ava giderken avlamış bizi, fotoğrafımızı çekmiş. Sonra yanımıza gelip “Çok tatlıydınız, ben de sizin fotoğrafınızı çektim, isterseniz mail atabilirim.” dedi ve attı da. Diyeceğim o ki Amsterdamlılar şeker gibi insanlar. Hepsi birbirinden hoşgörülü ve nazik. Benim gibi “aman maneviyat, vay samimiyet, yok hikaye” diye ortalıkta gezinen biri için bir Avrupa ülkesinde bulunan böylesine güzellikler büyük mutluluk kaynağı. Amsterdamlılar iyidir. Sevin onları.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-starbucks

Kahvemizi içtiğimize göre artık şehri keşfetmenin vakti geldi. Central Station‘dan çıkınca bir takım tramvay yolları üzerinden geçtikten sonra ara sokaklardan birine girip o meşhur Dam Meydanı‘na çıkmamanız neredeyse imkansız.

DAM MEYDANI

Her fani bir gün Dam Meydanı’nı tadacaktır! Şehirleri şehir yapan meydanları.. Buraya uğramadan Amsterdam’dan dönmeyi başaranlara madalya takıyorum : ) . Kraliyet Sarayı (Koninklijk Paleis), Kierk Church, Madam Tussauds Müzesi ve Ulusal Anıt ile çevrili oldukça geniş bir meydan.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-dam-meydani

Madam Tussauds Müzesi‘ne hiç gitmedim ama pek ilgimi de çekmiyor açıkçası. Sadece Amsterdam’da bulunan yerlere gitmeyi tercih ederim. Artık başka bir ülkede yapacak aktivite bulamazsam Madam Tussauds‘a giderim bir gün..

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-madam-tussauds

Ulusal Anıt önünde gençler oturup biralarını içiyorlar, bizim Galata Kuledibi’nin eski halini düşünün. Sanırım basamaklı yer görünce insanlarda oturup birşeyler içme güdüsü oluşuyor. Kraliyet Sarayı‘nda I Amsterdam Kart geçmiyor diye gitmedim. Normalde öyle sınırlandırılmayı sevmem ama I Amsterdam Karta ne kadar para verdiğimi öğrenince siz de bana hak vereceksiniz.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet

Pek çok önemli lokasyona Dam Meydanı’ndan yürüyerek rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

I AMSTERDAM CITY CARD

I Amsterdam Kart kendi çapında pek çok müzeye ücretsiz giriş yapmanızı sağlayacak, ücretsiz kanal turu hakkı veren, bazı restoranlarda da %25 indirim sağlayan, ayrıca şehir içi ücretsiz ulaşım sağlayan, ayrıca şehir haritası hediye eden, ayrıca da çok ayrıcalıklı bir karttır. Gelgelelim 24 saatlik olanı 55 €, 48 saatlik olanı 65, 72 saatlik olanı 75, yetmediyse 96 saatlik olanı 85. Biz 2 günlük aldık ama ciğerim de yanmadı değil 65 €’ya. Evet kanal turu var içinde, evet Van Gogh Müzesi, Hermitage Müzesi, Stedelijk Müzesi gibi önemli müzelere giriş kartla bedava ama mesela yine çok önemli olan RijksMuseum‘u ve Kraliyet Sarayı‘nı kapsamıyor indirim. Bence ücretsiz müzelerin listesini incelemeli, nerelere gideceğinize karar verip hesap yapmalısınız. Tam bir müze faresiyseniz bu kart kaçmaz, yok ben kendimi sokaklara vuracağım, çayırda otlayıp, piskilet süreceğim diyorsanız karta gerçekten gerek yok.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-tramvay

Bizi cezbeden o “şehir içi ücretsiz ulaşımı” ise sadece bir kere kullandık Hard Rock Cafe‘ye giderken. Yine yürüyerek gidilebilecek bir yer. Amsterdam keyifle yürünen bir şehir, ayakkabınızı rahat seçtikten sonra yolların nasıl geçtiğini bile anlamayacaksınız emin olun, taksiye falan da binmeyin, ne gerek var yahu. Zaten “taksi şoförleri de hep Türk canım” geyiği artık ortamlarda prim yapmıyor : ) .

amsterdam-city-card5

I Amsterdam kart ile verilen haritada Haarlem, Volendam&Marken ve Zaanse Scans ile ilgili çeşitli bilgilere de ulaşabiliyorsunuz.

Amsterdam’da o kadar çok gezilecek müze var ki hangisine gideceğinizi şaşırıyorsunuz. İlgi alanınıza göre seçim yapmanızda fayda var. Ben I Amsterdam Kartın geçtiği müzelere baktıkça, bakıp bakıp da gidemedikçe depresyona girdim doğrusu. Çünkü hem müze seviyorum, hem de özgürce sokaklar, kanallar arasında gezip canımın çektiği cafeye çat diye oturmak istiyorum. O yüzden belli başlı müzeleri gezip ağırlıklı olarak denk geldiğim mekanları deneyimledim, işte özgürlük budur. Ayrıca bazı müzeler belli ki sırf turistik amaçla açılmış, çanta ve cüzdan müzesi gereksiz geldi örneğin.

AMSTERDAM EVLERİ

Ben tam bir eski ev hayranıyım. Sokak sokak gezip eski evleri bulup onları seyretmeyi çok seviyorum. Yıkılmak üzere olan evlerin fotoğraflarını çekip arşivliyorum, yıkılsalar bile bende yaşayacaklar. Metruk binalara bakıp ağlamaklı olan ben, 100 senenin üzerindeyse evin yaşı, “Tamam aradığım aşkı buldum, beni burda bırakıp gidin!” diyen ben Amsterdam evleri karşısında büyük bir travma yaşadım. Neden mi? Çünkü Amsterdam evleri hem bir mimari harikası, hem de benim aklımın almayacağı kadar eski (500-600 senelik evlerden bahsediyorum!).

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-eskiev

Şirinlik abidesi bu yamuk yumuk evler aynı zamanda da öne eğik duruyor. Sebebi dar alanda kısa paslaşmalar kafasında olan Amsterdamlıların daracık merdivenlerden geçiremedikleri eşyaları evin tepesine taktıkları kancalarla taşımaya çalışırken eşyaların binaya çarpıp zarar görmesini istememeleriymiş. Uzun cümle kurmak bizim işimiz!

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-ev

Kanal turunda öğrendiğim bilgileri sizinle paylaşayım. Dışarıdan “Ay bu evler ne cici, çok şirin, keşşşşke benim olsaaaaa!” demek ne kadar kolaysa bu evlere sahip olmak da o kadar zormuş. Hem çok pahalılarmış hem de bakımı oldukça masraflıymış. Devletin koyduğu tadilat kurallarının dışına çıkmamak gerekiyormuş ve tarihi eser kılıklı bu binaların restorasyonu da pahalı oluyormuş. Bir de bu evler hep kazıklar üzerinde duruyor. Malum Amsterdam sular üzerine kurulmuş bir şehir. Çamur ve balçık içinden kayıp gitmesin bu tatlış evler diye kazıklarla sabitlemişler. İyi etmişler. Aferin.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-amsterdamevi

Suyun üzerinde evleri tutturabilmek için kazık çakmışlar, tamam. Bir de yüzen evler yapmışlar yukarıdaki gibi. Kafayı suyla bozmuşlar velhasılı, ne yapsınlar, su gelir güldür güldür, gel de Amsterdam bizi güldür!

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-ev

AMSTERDAM KANALLARI

Amsterdam’ı iki kelimeyle anlat deselerdi birincisi “bisiklet” ikincisi “kanallar” olurdu. Sular üzerinde kurulu Amsterdam şehri tam bir kanal cenneti. Kuzeyin Venedik’i deyip Amsterdam kanallarını küçümsemenin alemi yok. Her biri birbirinden güzel pek çok kanal ve onlar üzerinde ulaşımı sağlayan yaklaşık 1500 köprüden bahsediyoruz sayın okuyucu!

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-kanalturu

Her kanal gördüğümde çocuklar gibi sevinerek zıpladım, koştum, üşenmedim fotoğraf çekindim. Bir de o köprülere bisiklet park ediyorlar ya, tadından yenmiyor! Bol bol fotoğraf çek, as evinin duvarına, o derece..

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-kanalturu

Şehrin merkezinde 4 önemli kanal var ve bunlar matruşka gibi iç içe geçmiş; dıştan içe doğru Prinsengracht, Herengracht, Keizersgracht ve Singel. Kanalların anatomisini daha yakından görebilmek için size bir doz kanal turu öneriyorum.

KANAL TURU

Hani bizim uşaklar Eminönü’nde, Beşiktaş’ta “Bosforos tur, bosforos tur, bosfor, bosfor, bosfoooor” diye seslenir ya, ve bu boğaz turları İstanbul’u tanımanın en güzel yollarından biridir ya, iddia ediyorum bir Amsterdam gezisi kanal turu yapmadan yarım kalır! O yüzden gezinizin bir gününde muhakkak kanal turu yapın derim. Paraya kıyıp I Amsterdam Kart aldıysanız gözünüz aydın, kartın manasını en çok bulduğu noktadasınız! Şimdi gözlerinizi kapatın (deli misiniz tabii ki de kapatmayın) ve kanallarda kuğu gibi süzülen botlarda Türkçe sesli rehber eşliğinde turun tadını çıkarın.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-canal

Kanal turu Amsterdam’ın güzellik abidesi evlerini daha rahat görebilmeniz için de iyi bir fırsat; çünkü evlerin dibinden yürüdüğünüz için kafayı kaldırıp bakmak yorucu olabiliyor. Ayrıca geziyi yürüme temeline oturtanların ne yazık ki göremeyeceği bazı yapıları uzaktan da olsa görme şansı elde etme açısından da faydalı.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-mimari

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-gezirehberi

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-bilim-muzesi

Bir boyutu da oturduğunuz yerden (yorulmadan) cici cici gezmiş oluyorsunuz. Bir diğer faydası da.. Arkadaşlar tamam, balın faydalarını anlatmıyoruz sonuçta, bu kadar fayda sizce de yeterli değil mi? : D .

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-kanalturu

Ayrıca kaptanımızın espri çabaları da takdire şayandı, demek ki eline mikrofon alana bir espri, dedikodu yapma dürtüsü geliyor. Yalnız kaptan amca sen neyin dedikodusunu yapacaksın anlamadım, sonuçta burası Amsterdam, “Şu yamuk ev varya, o evin sahibi gay biliyon mu?” şeklinde cinsiyetçi bir komiklik çabası içine girsen, sizde zaten o olaylar normal karşılanıyor. Boşuna mı adınız “Özgürlükler Ülkesi”?

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-ev-kanalturu

Velhasılıkelam senin yerel esprilerine güleceğim diye kendimi nasıl kastıysam yarım saat fotoğraf çekemedim : D . Bot kaptanı amcaya da çemkirdiğime göre artık bir takım tarihi yapılardan bahsetmenin zamanı geldi (Öğretmenlik yaparken de bu taktiği uygulardım, çocuklar geyik yapıyoruz oh ne güzel derken patara kütere hücrenin organellerine getirirdim konuyu, masum beyin hücreleri o şokla absorbe ederdi hızla benim verdiğim ulvi bilgileri : D ).

NIUEWE KERK

Bence mimari yapıların adını “yeni” koymamalı. Neden mi, çünkü eskiyor. Bizim Yeni Camii de ha keza.. Tamam Oude Kerk (Eski Kilise) cemaatinin sayıca artmasından sonra inşa edildiği için yeni kilise adı verilmiş olabilir ama artık o da tarihi bir bina sonuçta.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-niuwekerk

Dam Meydanı‘nda yer alan Nieuwe Kerk 14. yy‘da inşa edilmiş, geçirdiği yangınlardan sonra bugünkü haline 1650‘lerden sonra ulaşmış.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-kilise-nieuwekerk

Yapı günümüzde kilise boyutundan ziyade bir sergi alanı olarak kullanılıyor. Biz gittiğimizde “World Press Photo 16” sergisi vardı.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-sergi-wordpress

I Amsterdam Kartımız olduğu için kiliseye ve sergiye indirimli girdik yalnızca 2,5€ ödedik. Böylelikle gidilen yabancı şehirde en az bir sergi gezme hedefimize de ulaşmış olduk. Uslu bir çocuk olup sergimizi de gezdiğimize göre artık çok merak edilen Red Light District konusunu açalım yavaştan.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-fotograf-sergisi

RED LIGHT DISTRICT

Zurnanın zort dediği yere geldik. Pek çok elementi tanıdık, pek çok elementi gördük. Peki ya Red Light District? 14. yy‘da Amsterdam limanına demirleyen denizcilerin hatun talebine istinaden kurulmuş, yol boyunca uzanan camekanlar içerisinde seksi kıyafetler&çamaşırlarla dans ederek müşterilerini çağıran hayat kadınlarıyla dolu bir mahalle burası. Kırmızı ışıklı camekanlar kadınları, mavi ışıklı olanlar ise transları temsil ediyormuş. Her memleketten abla var, kimisinin fiziği güzel, kimisi ise gerçekten kötü durumda. Ayrıca çok zayıfından aşırı tontiğine kadar da bir kilo tayfı söz konusu (Tamam her topal atın bir kör alıcısı vardır, sakin olun). Ben açıkçası şu hatun da çok güzelmiş diyemedim hiç. Hoş bizim abiler ve arabikler tipe de bakmıyor çok, camekandan hatun seçebiliyor ya, Gandalf’ı koysan ona bile yürüyecek.. İşte bunlar hep yokluk, abazanlık.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-redlightdistrict

Adı neden Red Light District derseniz, zamanında bu işi yapan ablalar, ben şu anda ilişkiye müsaitim babında kırmızı ışık yakarmış, Kırmızı Fener Sokağı adı da oradan geliyormuş.

Red Light District‘te camekanlardaki ablaların yanısıra pek çok erotik shop, coffeeshop, erotik temalı sinema ve tiyatrolar, seks şovları sahnelenen mekanlar da var. Tabi soracaksınız gittin mi diye, hayır. Tercih meselesi canlar, ben almıyım, alana da mani olmıyım. Bastırılmış duyguların fışkırması için çok müsait bir yer Amsterdam. Ama öyle anlatılan kadar çılgınlıklar, coşukluklar, apırmalar, sapırmalar yeri değil emin olun. Gerçekten su yerine bira içiliyor, coffeeshoplarda belli oranlarda uyuşturucu serbest, mantar (magic mushroom) ve uyuşturucu madde içeren (muhtemelen marihuana) kekler de pek meşhur. Amma ve lakin bunlar benim zerre ilgimi çekmeyen şeyler. Zaten sokaklar buram buram ot kokuyor, bazı coffeeshopların önüne sis çökmüş gibi resmen. O koku midemi çok bulandırdı açıkçası.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-red-light-district

Bunca şeyden bahsettikten sonra diyeceğim şu ki, galonlarca içilen alkole, otlu sigaralara, mantarlı keklere rağmen bir tane vukuat, taşkınlık, rezillik, kavga-dövüş görmedim! Kimsenin kimseye askıntı olduğunu görmedim. Taciz görmedim, sataşma görmedim, laf atma duymadım. İster inanın ister inanmayın, gezdiğim 4 gün boyunca 1 tane öpüşen çift görmedim. Hiç mi denk gelmez! Yok işte.. Pek tabii olabilirdi de, bunu neden anlatıyorum, Amsterdam’ı ahlaksızlıklar ülkesi olarak görmeyin diye. Herkes kendi halinde, işinde gücünde. Tiki kız yok mesela Amsterdam’da. Herkes rahat kıyafetler tercih ediyor. Tabii bu gözler şık kıyafeti ve topuklu ayakkabısıyla bisiklet kullanıp, bisikletini park edip gece kulübüne giren hoş bayanları da gördü ama kimsenin yüzünde tonla makyaj yok. Yemeyip içmeyip alınan marka ürünleri göze sokma çabası yok. Red Light District’te dahi rahatlıkla çocuklarınızla gezebilirsiniz. Ön yargıları bir kenara bırakınca Amsterdam’ın tadı daha güzel çıkıyor.

COFFEESHOP

Gelelim bir diğer merak unsuruna. Yukarıda bir miktar çıtlattığımız üzere, Amsterdam’da izinlerini almak kaydıyla coffeeshoplarda belli oranlarda uyuşturucu madde satışı serbest ancak alkol yasak. Pek çok yerde şubesini gördüğümüz Bulldog’lar bu işin tekeli gibi olmuş neredeyse. Space cake denilen kakaolu (ben diyeyim kakaolu, siz anlayın neli olduğunu) kekler ile kafayı bulanların hikayeleriyle dolu internet. Biz sadece coffeeshop önünden geçip gittik, o esnada soluduğumuz hava bile rahatsız etti. O yüzden detaylı bilgim benim de yok gençler, üzgünüm. Kısmet değilmiş..

NOT: Ben Amsterdam’ı tanımak, keşfetmek istiyorum diyorsanız bu işlere bence hiç girmeyin. Kafanız 1 milyar 500 milyorken şehri gezip tadını çıkarmanız mümkün değil. Yine gezersiniz ama yığılıp kaldığınız yerde, hayal dünyasında olur bu olay. Benden söylemesi. Öyle her yasağa da özenmeyin, yeter ama yaa. Dağılın uleynhhh!

BİSİKLET MESELESİ

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-ev-seyahat

Amsterdam demek bisiklet demek, bisiklet demek Amsterdam demek! Genci, yaşlısı, kadını, erkeği, çoluğu çömbeleği hatta 7 aylık hamilesi bisiklet kullanıyor. Evet evet yanlış duymadınız, hamile diyorum, hem de minimum 7 aylık hamile bir kadını bir eliyle göbeğini tutup öbür eliyle bisikleti kullandığını gördüğümde beynimin kullanılmayan %99’u çalışmaya başladı bir anda. Var olan benliğim, bilincim bu olayı algılamaya yetişmedi a dostlar. Nasıl yani, nasıl yaa, nasıl olur ki, ama nasıl nasıl nasıl????? Oluyormuş. Çünkü bisiklet kullanmak bir yaşam stili. Çünkü bisiklet kullandıkça daha da özgürleşiyor ruhlar, ne benzin parası, ne egzozun yarattığı hava kirliliği, ne de trafik. Hiçbiri yok.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet

Vızır vızır yanınızdan geçip gidiyor bisikletliler. Tek dikkat etmeniz gereken hangi yolda yürüdüğünüz. Bisiklet yolunda durmamaya özen göstermelisiniz ve karşıdan karşıya yayalar için ayrılan kısımdan geçmelisiniz. Bunlara dikkat ederseniz hiç sorun yaşamıyorsunuz. Bkz. ben. Bisikletliler çok anlayışlı olmayabilir, ilk kez Avrupa’ya çıkan adam “Yayaya büyük saygı var, kırmızıda geçseniz bile duruyorlar, sizi ezmiyorlar.” diye sevinir ya, bu eşsiz bilgiler bisikletlilerde işe yaramıyor. Çatara patara çarpabilirler, temkinli olun bence siz. Kurallara uyduğunuz sürece başınız hiç ağrımayacak emin olun.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-park

Ulaşımın büyük çoğunluğunu bisikletle gerçekleştirilen Amsterdamlılar o kadar da sütten çıkmış ak kaşık değilmiş meğerse. Seneden 20.000 ile 30.000 arasında bisiklet hırsızlığı oluyormuş. O yüzden de eski ve 2. el bisiklet kullanımı daha yaygınmış. Mantıklı. Bisikleti koyduğu yeri unutanlardan tutun da, bıraktığı yerde bulamayanlara kadar bir sürü vaka. Gidip de dönmemek, dönüp de bulamamak var 😀 .

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-ev-bisikletli

Bisiklet kiralama Amsterdam’da yapılacak şirin bir aktivite gibi görünse de bu konuda çok iyi değilseniz hevesinizi Büyükada’da alın derim ben. Çünkü çok hızlı kullanıyorlar bisikleti, siz bir taraftan haritaya bakayım, diğer taraftan da yolumu tutayım derken, Road Runner kılıklı bisikletli Amsterdamlıları kızdırabilirsiniz. Tamam eskiden atalarımız bir eliyle ata tutunup diğer eliyle ok fırlatıyorlarmış ama o kadar da ohannesburger meziyetleriniz varsa zaten hiç beni kaale almayın.

BLOEMENMARKT

“Hollandalılar laleyi bizden gördü, Osmanlı zamanında lale soğanlarını götürüp çoğalttılar, işi büyüyüp ticarete döktüler, turizimini yaptılar.” Nasıl? Tanıdık cümleler değil mi? Bu söylenenlerin doğru olması, Hollandalıların aklını kullanıp lale konusunda dünya devi olduğu gerçeğini değiştirmiyor ne yazık ki. Nazar etmeyelim ne olur, çalışalım bizim de olur!

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-lale

Gönül ister ki tulip denilince akla ilk Türkiye gelsin.. Artık Lale Devri zamanı nasıl kinlendiyse halk, belki de lalenin sözünü bile duymak istemedi onlar fakru zaruret içindeyken hanedanın  kaplumbağa sırtına mum koyma sistemiyle aydınlatılan Sadabad’da zevk-ü sefa içinde yaşaması nedeniyle.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-bloemenmarkt

Bloemanmarkt‘ta çeşit çeşit laleleri ve soğanlı bitkileri bulabilirsiniz. Hediye olarak da düşünebilirsiniz. Bu bölgede çok güzel hediyelik eşyacılar da var.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-cicek-pazari

Bir taşla iki kuş vurmak istiyorsanız çiçek pazarına muhakkak uğrayın derim. En azından gözünüz gönlünüz açılır. Çiçek güzeldir.

REMBRANDTPLEIN

Yollarda aylak aylak yürürken Amsterdam’ın bir diğer önemli meydanı Rembrandtplein‘e varmışız bir anda. Ünlü Hollandalı ressam Rembrandt‘ın 1876 yılında heykelinin inşa edilmesiyle onun adını almış meydan. Ayrıca ressamın Gece Nöbeti (Night Watch) isimli resminin dökme bronz heykellerle 3. boyut kazanmış hali heykelin hemen önünde yer alıyor. Gülümseyin çekiyorum. Çünkü ne kadar beklersem bekleyeyim, burayı boş bulamıyorum. Kadrajımdan ne istedin ey abla! Neyse, turistlerin klişe poz çekme özgürlüğü engellenemez : D .

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-rembrandtplein

Yavaş yavaş müze gezme vakti geldi artık. İstikamet Hermitage Müzesi!

HERMITAGE MÜZESİ

Saint Petersburg’taki Hermitage Müzesinin bir kolu olan Hermitage Amsterdam, Amstel Nehri kenarında, 1691 yılında klasik üslupla inşa edilen bir binada konumlanıyor.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-hermitage-muze

Amsterdam’ın Altın Çağı denilen en şaşaalı devirlerinde ünlü ressamlar tarafından yapılan toplu portreleri bu müzede inceleme şansı bulabilirsiniz. 30’dan fazla dev grup portreleri bize aynı zamanda 17. yy Hollanda’sının seçkin kişilerinin yüzlerinde dönemle ilgili de ipuçları sunuyor bence.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-hermitage-museum

Rembrandt Van Rijn‘in The Anatomy Lesson of Dr. Deijman”, adlı eseriyle bir anatomi dersinin detaylarını bütün çıplaklığıyla eserine taşımış. Beyin cerrahlarının algıda seçiciliğine takılacağını düşünüyorum.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-hermitage-anatomy-lesson

Nicolaes Eliasz Pickenoy‘un ünlü “The osteology lesson of Dr. Sebastiaen Egbertsz” (1619) tablosu da Hermitage Amsterdam‘da. Onu da üniversitelerde anatomi dersi veren hocalara armağan ediyorum.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-hermitagemuseum-tablo

Dev toplu portrelerin ışıklandırıldığı büyük salonu kuşkusuz ki Hermitage Amsterdam‘ın en etkileyici kısmı. Eğer Amsterdam’a 2 günden fazla vakit ayırıyorsanız bu müzeyi de listenize ekleyin derim.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-hermitage-painting

I AMSTERDAM LETTERS

Museumplein (Müzeler bölgesi) de Rijksmuseum‘un önünde boncuk gibi yan yana dizilmiş I Amsterdam Letters. I Amsterdam Letters’ın konumu gerçekten müthiş. Arkada Rijksmuseum, ön tarafta bir gölet.. Müze ve harflerin su üzerindeki yansıması muhteşem fotoğraflar çekmenize yardımcı oluyor.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-iamsterdamletters

Utanmayınız, bol bol fotoğrafını çekiniz, türlü şebeklikler yapınız, hakkınızdır! Ben harflere tırmanma olayına girmedim, zira zaten zirilyon tane adamla aynı anda fotoğraf çekiniyorsunuz, adınız Merve diye yapışıp sahiplendiğiniz “M” harfi tek başına manasızlaşıyor, elinizdeki tek “M” harfiyle de Malatya’ya mı gittiniz, Malabadi Köprüsü’nden mi atladınız anlaşılmıyor. O yüzden türlü şımarıklıklar yaptıktan sonra efendi gibi gelin benim durduğum yerden fotoğraf çekinin, iddia ediyorum en güzeli bende ablacım. Daha iyisini bul getir ben senden alayım : D .

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-iamsterdam

Ayriyetten maximum yapmak bir turist farzıdır, yapın, yaptırın. Tıpkı benim gibi : ) . Ben mesela havada duruyorum, şahitlerim var. Allaaaaaaaaaaaaah!!! Uçan Sabriye selam olsun!

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-gezgin-ev-fotograf

VAN GOGH MUSEUM

Yıllar evvel İstanbul Modern’deki “Van Gogh Alive” sergisinde kendimden geçmiştim. Işıklısına koşa koşa giden ben sahicisine mi gitmeyecektim, peeeeh! Mis gibi kuyruğumu da bekledim; pılımızı pırtımızı kutulara tıkıştırmamızı isteyen, zorla montlarımızı vestiyere verdirten görevlilere de çemkirmedim. Kuyrukta beklerken ürettiğim “Bi Starry Night’ınızı alırım.” olağan üstü başarılı (!) esprimle müzeye giriş yaptım. Bir de ne göreyim, meğersem o meşhur tablo bu müzede değilmiş. Hayal kırıklarım kalbime battı kanattı, tuttu fırlattı kalbimi, ezdi üstünü çiğnedi. Bu muhteşem eserin New York’taki Modern Sanat Müzesi’nde olduğunu geç de olsa öğrenmiş oldum. Neyse artık biz de patates yeriz : ( .

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-vincentvangogh

Vincent van Gogh kuşkusuz ki gelmiş geçmiş en iyi ressamlardan birisi. Buhranlarla dolu hayatı da oldukça ilginç. Akıllarda kulağını kesen adam olarak kalması da trajikomik. “The Potato Eaters” (Patates Yiyenler) (1885), “Sunflowers” (Ayçiçekleri) (1889),”Almond Blossom” (Badem Çiçeği) (1890) gibi önemli eserlerini ve otoportrelerini görebileceğiniz oldukça detaylı bir Vincent van Gogh sergisi içeriyor müze. Hediyelik eşya kısmında da eserlerinin baskısıyla hazırlanmış çeşit çeşit ürün bulabilirsiniz.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-sunflowers-vangogh

STADELIJK MUSEUM

Amsterdam’ın Modern Sanat Müzesi olur kendileri. Önce küvete benzeyen dış görüntüsüyle şaşırttı bizi.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-stedelijk

Sonra da modern sanatın uçsuz bucaksız okyanusunda bir tura çıkarttı. Fotoğrafta görünen pencerede efsanevi bir poz çekindim. Size de tavsiye ederim. Bu kıyağımı da unutmayın ; )  .

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-stedelijkmuseum

Amsterdam gibi bir özgürlükler şehrinde, özgürlüğün en çok manasını bulduğu modern sanat tabii ki baş tacı. Beni en çok etkileyen çeşit çeşit figür, mimari yapı, deniz canlıları, bitkileri içeren stickerları kesip müze duvarlarında kendi dünyamızı oluşturduğumuz atölye oldu. Kişilerin hayal gücüne hayran kaldım. Ben de kendimce bunu yaptım. İçimizdeki çocuğun da gönlünü aldığımıza göre bu Amsterdam gezisi %90 hedefine ulaşmış demektir.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-modern-sanat

AMSTERDAM’DA BAKKAL

Onca gezdik, yorulduk; hiç mi susazmadık? Hiç mi canımız bonbon, jelibon, kraker, cips, çokonat, kokonat çekmedi? Tabii ki çekti ve Amsterdam’ın önemli market zincirlerinden Albert Heijn’leri tercih ettik genelde. Tabii market gezisi sadece fiziksel ihtiyaçlar için yapılmadı, yereli daha iyi tanımanın bir yolu da marketleri incelemektir.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-albertheijn

Market gezisi sonunda anladım ki Amsterdamlılar tembeller. Evet tembel. Ne yemek yapacaksa o yemeğin tüm malzemelerini içeren setler satılıyor. Tembel dedik ama haklarını da yemeyelim. Bu büsbütün pratiklik! Zaten Amsterdam’da çok fazla yemek pişirme kültürü yokmuş, az biraz hevesi olanların da hevesleri kırılmasın diye ellerinden geleni yapmışlar.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-albertheijn-market

O minicik evlerin pek çoğunda mutfak bile yok. Dışarıda çeşit çeşit yemek alternatifi var sonuçta. Dünyanın tüm mutfakları Amsterdam’da, hayatımda belki hiç gidemeyeceğim ülkenin yemeğini yer avunurum ben de : ) . Market konusunu saptırmadan meramımızı anlatalım. Arkadaşlar; bakın, birazdan Vondelpark‘a gideceksiniz (tabii ki de gideceksiniz, vururum) öyle el elde baş başta, sallım süllüm, salına da salına da gitmeye kalkışmayın. Orası Türkiye park ve bahçeler müdürlüğü değil, öyle belediyenin işlettiği, duyulmamış markaların iki katı fiyatına satıldığı dandirik büfeler yok. Edebinizle gidin Stadelijk Müzesi‘nin yanındaki AlbertHeijn‘den sandviçinizi, içeceğinizi, kuruyemiş, bakliyat ve hububatlarınızı alın, sonra da Vondelpark‘ın mükemmelliğinin harikalığının tadını çıkarın! Yapın bunu! Çok güzel oluyor.

VONDELPARK

Museumplein‘e olabildiğince yakın konumuyla Vondelpark, yapılacak müze gezisinin sonunda kendinize vermeniz gereken bir ödül bence. Yukarıda baskı kurduğumuz üzere, adında muhakkak “j” bulunan bir isme sahip malum marketten nevalenizi aldıktan sonra Vondelpark‘a gidebilirsiniz. Kaç saat orada takıldık, ne yaptık ne ettik hatırlamıyorum ama vücudumda ikamet eden negatif enerji bile dayanamadı bıraktı kendini toprağa!

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-vondelpark

Önce güzel bir yürüyüş yapıp sonra çimlere yayıldık. Nevalemizi de yaydık, keyifle yedik içtik. Bir yanda bisikletliler, bir tarafta yürüyüş yapanlar, çimlerde uzanıp yatanlar, gitar çalıp dans edenler, hiçbir şey yapmadan öylece orada duranlar… Hani bazen insan hiçbir şey yapmak istemez. Dikildiği yerde bir ağaç olsun ister. Vondelpark o kadar doğa ile iç içe ki, ağaç olmak istiyorsunuz. Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine! Üstad Nazım Hikmet bu dizeleriyle ne de güzel anlatıyor aslında.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-vondelpark-nilgunkarakas

Hani özgürlük, özgürlük diye diye kendimizi paraladık ya, özgürlük keyif verici madde kullanım özgürlüğü değil sadece, ülkende bulunan yeşil alanlarda rahat rahat gezinip vakit geçirebilme özgürlüğüne de paha biçemem ben, çünkü yokluğunu yaşıyoruz. Göletin dibinde hınzır bir ördekle geçirdiğim o şirin dakikaları mumla arıyorum. Amsterdam çok güzel, Amsterdam can, Amsterdam mahalle baskısından değil, insana duyulan saygıdan ötürü muntazam!

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-vondelpark-ozgurluk

AMSTERDAM’DA HEDİYELİK EŞYA

Hiç korkmayın, kafanıza takmayın, Amsterdam tam bir hediyelik cenneti, tatil dönüşü aç kurtlar gibi sizden hediye bekleyen 1. halka aileniz ve bir takım hatırlı arkadaşlarınıza birbirinden güzel hediyeler alabilirsiniz.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-tahtaayakkabi-hediyelik

Tahta Ayakkabılar

Hollandalıların Clog dediği bu tümüyle el yapımı tahta ayakkabılar eskiden kullanılıyormuş ancak artık daha ziyade turistler tarafından satın alınan bir hediyelik objeye dönüşmüş. Asla kullanamayacağım bu ayakkabıları almak yerine tahta ayakkabı figürlü magnet, anahtarlık almayı yeğledim ben. Kullanışlı olabilsin diye ev terliği formatına dönüştürülenleri de tercih edebilirsiniz. Ayrıca şehre serpiştirilmiş dev tahta ayakkabılarla fotoğraf çekinmek bir Amsterdam mecburiyetidir. Utana sıkıla ben de bir fotoğraf çekindim elbet, klişeme sağlık!

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-tahta-ayakkabi-clog

Laleler, Laleler, Laleleeerr

Yukarıda değindiğimiz üzere Hollanda lale sektörünü domine eden, dünyadan binlerce turisti lale turizmi ile ülkesine çekmeyi başarabilen bir ülke. Özellikle Bloemenmarkt‘ta çeşit çeşit laleleri ve onların soğanlarını bulabilirsiniz. Bir file lale soğanı alıp ikişer ikişer arkadaşınıza dağıtıp size Hollanda’dan hediye getirdim arkadaşlar diyebilirsiniz, kimse yadırgamaz. Ama “Yok ben ucuza kaçmiim, Ezgisu da bana Tanzanya’dan kurukafa getirdiydi.” diyorsanız sizi şöyle alalım.

Magnet & Biblo & Karküresi

Yurtdışı seyahatlerinin vazgeçilmezi magnet. Buzdolabı üzerinde koloni kurup kardeş kardeş yaşayan magnetler, magnetlerimiz.. Kim sevmez ki? Amsterdam evleri, tahta ayakkabı, yel değirmeni, marihuana dokundurmalı, seks çağrışımlı çeşit çeşit magnetten muhakkak zevkinize göre birşeyler bulabilirsiniz. Hollada’da birlikte görmeye alıştığımız mavi ve beyaz renkli zarif biblolar; öpüşen çift biblosu, yel değirmeni, inek, çan şeklinde biblolar.. Ve Amsterdam evleriyle harmanlanmış karküreleri.. Ben bu saydıklarımın hepsinden de aldım.

Peynir ve Stroopwaffle

Bu iki lezzet Amsterdam’ın sembolü olmuş adeta. Hem peyniri hem de stroopwaffle ı hediyelik olarak düşünebilirsiniz. Daha detaylı bilgiyi ise Amsterdam Yeme İçme İşleri adını verdiğimiz yazımızda bulabilirsiniz.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-peynir-gouda

X X X mi? O da nesi?

XXX Amsterdam’ın 1. yy’dan beri sembolü. Bu X’lerin Amsterdamlıları kutsadığına inanılıyor. Biri yangından, biri selden, diğeri de vebadan. Zaman içerisinde kraliyet hanedanının armasında da yer verilen bu 3 X günümüzde turistik anlamda başka bir boyuta taşınmış durumda. Çünkü bu X’leri görenlerde cinsellik çağrışımı yapıyor. Üzerinde XXX bulunan, aklınıza gelebilecek envai çeşit hediyelik eşya da bir alternatif olabilir.

Kısa Kısa..

  • Herkes çatır çatır İngilizce konuşuyor, rahat olun. Sırf Red Light için kalkıp te Amsterdam’a giden Mahir kadar İngilizce bilen (yani bilmeyen)  abiler dahi sorun yaşamıyor.
  • Hava soğuk. Yazın gitseniz bile serin oluyormuş. Ben mayısın son haftası gittim. 2 gün yağmur çamur, iki gün de hafif güneşli tatlı bir bahar havası vardı. Ama genel olarak soğuk bir memlekete gittiğinizi unutmayın ve muhakkak yanınıza şemsiye&yağmurluk alın.
  • Giyim kuşam konusunu çok abartmamanızı tavsiye ediyorum. Spor ve rahat kıyafetler Amsterdam’ın ruhuna daha uygun. Paris’e gitseniz anlarım ama Amsterdam’da prenses tarzı elbiseli, babetli kız out, saçını taramamış sweetshirt giymiş kız in, haberiniz olsun!
  • Yarım yamalak öğrendiğiniz flemenkçenizle nispeten uzun cümleler kurmaya kalkmayın, biz denedik, olmadı. Yani onlar da Flemenkçe cevap veriyor, minimum 1 dakika manasız bakışıldıktan sonra yeniden İngilizce sipariş veriliyor. Kendimden biliyorum.
  • Kalvarstraat denilen caddede alışverişseverleri mutlu edecek cinsten pek çok mağaza var. Özellikle spor ayakkabılar bizdekinden çok daha uyguna geliyor. Hele bir de kampanyaya denk geldiniz mi tadından yenmiyor. Türkiye’de 507 TL’ye satılan bir spor ayakkabıyı orada 59 £’ya gördüğümde önce bir aşırı sevinç yaşadım, sonra 40 numara olduğunu fark edince de gözyaşlarımı tutamadım. Siz siz olun, ayağınız 40 numara olsun : D .
  • Fırsat bulursanız Anne Frank Huis’e, Beijnhof’a, Heineken Experience’e de gidin. Bunlara vaktim kalmadı.
  • Çin Mahallesine uğrayın. Hem mimari yapı renkleniyor, hem de ilginç mekanlarla karşılaşabiliyorsunuz. Ama dikkatli olun, Red Light District bile daha güvenli geldi bana.

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-chinesetown

  • Kısa kısa deyip konuyu iyiden iyiye uzatan Yesempatik‘i sevin, okuyun, okutun. Penguen iyidir..

Velhasılıkelam, Amsterdam rüya gibi bir şehir vesselam.. Ben gerçekten çok sevdim. Yine olsa yine giderim. Tutmayın küçük enişteyi! Gidin arkadaşlar, ona buna kulak asmadan, korkmadan, çekinmeden, güle oynaya gidin. Bana da ordan kart yollayın, gelirken de bi goudanızı alırım; ) .

yesempatik-amsterdam-gezi-rehberi-seyahat-gezgin-kanal-bisiklet-nilgunkarakas

Amsterdam’ın lezzetli taraflarını da pek yakında Amsterdam Yeme İçme İşleri adlı yazımda anlatacağım. Takipte kalınız.

Yeni bir keşifte görüşmek üzere..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Haarlem maceraları için sizi bu yazımıza alalım..

Amsterdam’da ne yenilir ne içilir diyorsanız sizi de böyle alalım..

Related posts