Genel, Gezsempatik, Hayat üzerine.., Yurtdışı Gezileri, Yurtiçi Gezileri

Çok Gezersen Evde Kalırsın!

Çok gezersen evde kalırsın! Son zamanlarda bu sözü çok duymaya başladım.. İyi de ben evde kalmamak için geziyorum zaten.. Boş boş odamda pinekleyip kim ne yapmış stalklamanın bana ve evrene ne faydası var? Yeni yerler görüp, yeni lezzetler tadıp, yeni kültürler ve o kültürlerin içindeki insanları tanımanın ne gibi bir zararı olabilir “koca bulamamak” dışında? Çok gezersem evde kalırım.. Evlenirsem kapı dışarı çıkamam.. Çocuk olunca üüüüüüü gezmeleri unutayım.. Peki ama neden? Ne güzel gezgin çiftler var etrafımda, mini mini bebeleriyle gezen aileler.. Bunlar insan üstü yaratıklar mı? Hem kanser hastası umut ve iyi niyetle tüm vücudunu sarmış kanseri yeniyor da, doğduğu gün çırçıplak çöp konteynerına bırakılan bebek, ağlıyor ağlıyor ama ölmüyor, hayata tutunuyor da, bacağı dan engelli adam bisikletle dünyayı geziyor da ben niye “dizimi kırıp evde oturmak” zorundayım..

Lviv-Town Hall

Zaten gezmek için geç kalmışım.. Şöyle en Avrupadasından bir Erasmus patlataydım zamanında, hafta sonu hızlı trenlere atlaya atlaya zaten bi 10 ülke cepteydi. Dünyanın dört yanından arkadaş edinmeler de cabası. Sonra kişilerin evlenmesiyle onların ülkelerine de gitmek felan..

Brüksel-Grand Place

Bak konu yine evliliğe geldi.. Gelsin, gelecek.. Bu bir kere doğamızda var, şimdi burada yalnız yaşar yalnız ölürüm kimseciklere ihtiyacım yok artizlenmelerine de gerek yok. İnsan sosyal bir varlıktır. Elbette hayatın pek çok yerinde diğer insanlarla iletişim kurması paylaşım yaşaması gerekmektedir. Sosyoloji dersine giriş taksimini bir kenara bırakacak olursam: Ben de evlenmek istiyorum.. Ben de biri ile hayatımı birleştirip onunla gezmek istiyorum.. Bir müddet gezemememin sebebi de bu.

Baktım o insan yok, bir şekilde arkadaşlarımla gezmeye devam ettim. Çeyizse en kralından bende de var. Yani şöyle söyleyeyim, akşam aniden eltimgiller gelse yeminle sunumsuz yakalanmam. Bir tabak çanak bir bardaklar var ki üüüü. Mis gibi yemek de yaparım. O da tamam. Ama benim asıl çeyizim yaşanmışlıklarım. Gezip, görüp deneyimlediklerim..

Sofya-Alexander Nevsky Katedrali

Her seferinde farklı bir algım, farklı bir gözüm açılıyor sanki. Daha hoşgörülü olmanın adımlarını atıyorum. Git gide gereksiz şeylere para harcamaktan kaçınıyorum. 3 güne 25 kiloluk valizle giderken artık bir haftalık seyahat için kabin bagajına sığabiliyorum. İşin kötü tarafı da seyahat yaptıkça doyuma ulaşılacak birşey değil.

Bozcaada

İnsanın gezdikçe gezesi gördükçe göresi geliyor. Bir geziden dönmeden öbürünü planlarken buluyorum kendimi. Tabi ben tam olarak “gezgin” ruhuna ulaşabilmiş değilim. Öyle 3 günlük gezilerle ne derece gezgin olunabilir, tartışılır. Bir yerde uzun soluklu kalınıp, old town ın dışına çıkıp, bu insanlar ne yapıyor, akşam sofrasında ne yiyor onu görebilmek gerek. Valizden de kurtulup sırtçantasıyla gezmek gerek. Yani kaplumbağa gibi evini sırtında taşımak..

Peru-Cusco-Moray

Daha uzak diyarlarda daha uzun süreler kalabilmek elbette benim de hayalim. Ama bunun için şartlarım olgunlaşmış değil. Manen de hazır değilim. Çünkü ben seyahatlerimden dönüşte evime adım attığımda ne kadar özlemiş olduğumu da görüyorum. İnsan tuvaletini özler mi? Özler arkadaş, en çok da taharet musluğunu! Herkese herşeye hoşgörüm var ama bir bu konuyu aklım almıyor, neyse..

Peru-Cusco

Döndüğüm gün yatağıma girip yastığıma başımı koyduğumda hissettiğim huzurun tarifi yok! Sevgili başım! Bak seni alıp da nerelere nerelere götürdüm, içini türlü anı ile doldurdum, yeni imgeler gösterdim, şaşırttım seni. Şimdi güzelce dinlenebilirsin..

Aidiyet

Ben aitim. Evet dünyaya ama önce kendi yaşam alanıma aitim. Ben bunu sağlayabilmek için de çok emek verdim. Neden bu vakte kadar ilmek ilmek dokuduğum yaşamımı çöpe atayım ki.. Tamam, çürüyen kısımları bıçakla keserim, ama leziz kısımları da harcamanın alemi yok. Herkesi kucaklıyorum, herkese bir şans veriyorum. Ama dibimde bır bır bır yabancı bir dilde konuşulmasından da rahatsızlık duyuyorum. Daha dün Lviv’de yanı başımda 8 kişilik bir hanımlar grubu vardı, az kalsın kafamı duvarlara vuracaktım artık, boğuluyorum sandım. Kadınlar her yerde aynı ama farklı bir dilde dedikodu da hiç çekilmiyor be kardeşim..

Pek çok arkadaşım çok sevmesine rağmen ülkemizi terk etti, kendilerine cici cici hayatlar kurdular.. Ama onlar da eminim memleketlerini özlüyorlardır.. Öyle olmasa gözleri dolu dolu olmazdı bir Zeki Müren şarkısı duyduklarında.. Burunlarına gaipten bir simit kokusu geldiğinde iç geçirmezlerdi..

Budapeşte-Liberty Bridge

Bir insanın ülkesinde yaşayamaz hale gelmesi ne acıdır.. Trafiği ile keşmekeşi ile stresi, çekememezliği, adam kayırmacılığı, arkan yoksa arkanı kollamak zorunda bırakmacılığı ile her günün bir zulüme dönüşmesi itiyor bence bizleri biraz da gezmeye.. Uzaklaşmak istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki gittiğimizde tüm bu kötülükleri arkamızda bırakacağız..

Lütfi Kırdar Kongre Merkezi-Contemporary Sergisi

Geri dönünce sana manalı bakan ilk suratla moraller yine bozuluyor. Sen onca emek sarf et para harca, maaşını 4 günlük seyahatte bırak dön, herşey bir kaç saniyede sıfırlansın… İşte bu sebepten gidiyor o güzel “beyinler”.. Ben hala buralardayım.. Hala sokaklardayım.. İstanbul’u karış karış geziyor, eski evleri kare kare fotoğraflıyorum.

İstanbul-Tarlabaşı

Çook uzaklara gidemesem de dizimi kırıp evde oturmuyorum! Evde kalma pahasına, evde kalmıyorum! Belki daha iyi bir insan olmanın yolunu bulur ve etrafımdakilere de güzel enerjiler yayabilirim diye.. Belki bir gün bir yerde iyilik kazanır diye.. Belki boş işleri bırakıp hayatın bir gülücük kadar kısa olduğunu fark ederim diye.. Sahi.. Hayat bir gülücük kadar kısa ise, neden gülümseyerek değerlendirmiyoruz onu..

Yazı burada bitiyor aslında ama çok da toz pembe bulut halinde bırakmayayım. Polyannacı değilim. Sadece güzel şeyler yok hayatta, farkındayım. Herkes eşit şartlarda dünyaya gelmiyor, evimizden çıkmazsak bunları nasıl göreceğiz peki?

İstanbul-Cihangir

Ben zaten hiçbir zaman sosyoekonomik seviyesi müreffeh olan bir statüde büyümedim. Ortahalli olunca bi alt segmente de yakın oluyorsun doğal olarak. Bir de üniversiteyi Erzurum’da okuyup bölgedeki şehirleri ve köyleri de gezme imkanı bulunca, çok farklı insanlarla karşılaştım.

Bir sınıf öğretmeni arkadaşım koskoca sınıfta 1 adet kalemtraş olduğunu, onun da öğretmenler masasında durduğunu, ihtiyacı olanın kullanıp tekrar yerine bıraktığını söylemişti. O köye yardım ve oyuncak kampanyası başlatmıştık. Çocuklara oyuncaklar hazırlayıp paketlemiştik. Yolu bile olmayan o çamurlu köyden ayrılırken bir kız çocuğu paketi açmış, tuğlanın üzerine koyulmuş kalasa paketten çıkan fincan takımını dizmeye başlamıştı bile.. Yüzündeki mutluluğun tarifi yok..

İstanbul-Pierre Loti

Büyük şehir bir girdap gibi yutuyor insanı, faydalı işler yapmak git gide zorlaşıyor. Bir de yoz yapı benim hevesimi kırıyor. Ben masumeyete saygı duyduğum kadar cin olmadan adam çarpmaya çalışanlardan da tiksiniyorum. İstanbul’dan gelen turisti yolunacak kaz gibi gören, BİM’den aldığı reçeli kavanozun tepesine kırmızı pötikareli paçavrayı bağlayıp “organik” reçel diye kakalayan “çakallabella” köylüye saygı duyamıyorum mesela. Ya da açım abla diye dilenen çocuğa gel karnını doyurayım dediğinde bana parasını ver deyince tepem atıyor. İstanbul’da dolandırıla dolandırıla kimseye güvenemiyor, kandırıla kandırıla elimizde bir kalkanla geziyoruz.

İstanbul-Çukurcuma

Kim haklı kim haksıza girmiyorum ama herkesin kendine göre bir sebebi var. Zamanında kendisi yere düşünce kimse kaldırmamış diye o da bir başkasına yardım etmiyor.. Yahut sara krizi geçiren adama yardımcı olmaya çalışırken cüzdanı yürütüldüğünden böyle birini görünce fıydırıp gidiyor. Bu böyle uzar gider, hepimizin bildiği şeyler. Ama biraz daha yardımsever ve güleryüzlü olsak şu dünyada bir kelebek etkisi yaratamaz mıyız sahi?

Lviv-Rynok Square-Christmas Market

Ben Tarihi Yarımada’da çalıştığım için öğle arasında bile turistlere denk gelebiliyorum. Daha bana kimse yol sormadan elinde haritayla sağa sola bakınan şaşkın turistlere yardımcı olmaya çalışıyorum. Ben yurtdışındayken de çok yardımsever kişilere denk geliyorum. Bana da yardım etsinler diye yapmıyorum bunları ama bir şekilde gelip güzellikler beni buluyor ve güzel insanlar.. Canım sıkkın iken ben daha demeden anlayan bana ilaç gibi gelen güzel yürekler.. İnsan kazanıyorum.. Bundan daha güzel ne olabilir ki?

NOT: Çeyizim tamam dedim ama Porlandın Morocco serisi büyük desenli servislerinden bordo, mor, sarı eksik hala, şu an %40 indirim varken biri alsın sevabına yollasın, beni yalancı çıkartmasın 🙂 .

DİKKAT! Bu bir reklam değildir..

Ve Fakat.. Mis gibi duygusal yazıyı geyikle sonlandıran Ninü’yü alkışlarla uğurluyoruz 🙂

Lama bana bakıyor, ben lamaya bakıyor.. En son lama bile bakmıyor.. Yok yok evde kalmayı hak etmişim ben 🙂 .

Yeni iç dökmecelerde görüşmek üzere..

İşte bunlar hep 30’a 2 ay kaldı diye..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ