Genel, Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

DONUYORUM ÖYLEYSE VARIM: KOPENHAG HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER..

“Abi Nordiklerde napıcam hava soğuk, insanlar soğuk, üstüne üstlük bir de pahalı ki, gitmesem daha iyi, ben almıyım… “ Bu cümleyi kuralı çok olmamıştı ama kendimi bir anda Kopenhag bileti alırken buldum. Muhtemelen renkli sokakları bilinçaltıma işlemişti, ben de şuursuzca onun kontrolüne girmiştim..

Bereket versin ki nasılsa pahalı diye seyahati uzun tutmamayı akıl edebilmişim. Yoksa maazallah doğmamış çocuklarıma yüklü bir borç bırakabilirdim 🙂  THY kışın ortasında güzel bir indirim yapmış, ben de gidiş dönüş biletimi 350 TL ye almıştım.

Aman efendim, low cost havayolu firmaları candır, yemek de yemeyiverelim, film seyretmek zorunda mıyım uçakta, evimde seyrederim diye kendimi avuturken bir de baktım ki ben nispeten uzun uçuşlarda yemek yemeyi ve film seyretmeyi çok özlemişim.

Bu bünye uçakta yemeğe hasret, mangolu musa susamış 🙂

Medeniyetin beşiği, gelişmişlik timsali bir ülkeye giderken benim de standartlarımın bir nebze düzelmesi iyi oldu. Neyse, Sezerciğe bağlamayayım. Pegasus’a dönüş yapmam bir indirim duyurusuna bakar, hepten de çemkirmeyeyim 🙂

Malum gitmeden evvel biraz araştırma yapıyoruz. Severek takip ettiğim Oitheblog ve arkadaşlarım Bavulumdaki Hikaye ile Zeynep Cansoylu benden evvel Kopenhag’a gitmekle kalmayıp özene bezene pek cici yazılar yazmışlardı. Onların çok faydası oldu. Sadece 2 günümün olması, Malmö‘de konaklıyor olmam, havanın geç aydınlanıp erken kararması ve gerçekten çok soğuk olması benim mazlum 2 günümü daha da miniltmişti. Ama ona rağmen aldığım keyfin, yaşadığım mutluluğun tarifi yok. İyi ki gitmişim diyorum şimdi..

SAHİ, KOPENHAG NE ANLAMA GELİYOR?

Efendim Tüccar Limanı anlamına geliyor. Çünkü eskiden buraya tüccarlar gelirmişti felan. Açıklayamadı 🙂

KOPENHAG HAVAALANIN’DAN ŞEHİR MERKEZİNE NASIL GİDİLİR?

Bunun pek çok yolu var. Dayınızın kızı Kopenhag‘da yaşamasına rağmen kocişkosunu sizi havaalanından almaya ikna edememişse sizi şöyle alalım:

  1. TREN: Terminal 3’ten 10 dk’da bir kalkan treni kullanarak 15 dk sonra central station da olabilirsiniz.
  2. METRO: M2 istasyonundan yaklaşık 5 dk’da bir kalkan metro ile 13 dk gibi bir sürede merkeze (Norreport durağı) ulaşabilirsiniz. (Tren ile metronun ücreti aynı)
  3. OTOBÜS: 5A numaralı otobüs ile yaklaşık 25-30 dk’da şehir merkezine ulaşabilirsiniz.
  4. TAKSİ&UBER: O kadar paranız varsa benim bu gariban blogumda ne işiniz var 🙂 İlle de binicem taksiye vurucam kırbacı diyorsanız yaklaşık 250-300 DKK yani 170-200 TL gibi bir bedel ödeyerek şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Yok ben taksiye her yerde karşıyım, yaşasın UBER diyorsanız bu fiyatların 1/5 oranında daha indirimli halini tahayyül edebilirsiniz.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIM

Yürüyerek gezmeye müsait bu şehir. Pek büyük sayılmaz. İyi bir planlama ile rotanızdaki yerlerin tamamını yürüyerek gezebilirsiniz. Zaten ulaşım bedelleri epey pahalı. İsteseniz de istemeseniz de yürüyeceksiniz 🙂 Ben bir tek Superkilen Park için Norrebrø‘ya giderken otobüs kullandım.

Superkilen Park

Otobüs bileti alırken ineceğiniz durak önemli. Kaç zone geçecekseniz ona göre bilet alıyorsunuz. Hani öyle ben yanlış indim, geri pineyim de gideyim kafalarına giremezsiniz çok. 1 zone fiyatı 12 DKK, 2 zone fiyatı 24 DKK diye gider böyle..

Norrebro’nun renkli caddeleri..

Kopenhag kartı alırsanız şehir içi ulaşımı ücretsiz bir şekilde sağlayabilirsiniz ama o da pek ekonomik sayılmaz. Şayet müzelerin çoğuna zaten gidecekseniz kart kendini amorti ediyor, şehir içi ulaşım da yanınıza kar kalıyor.

Bisiklet kullanımı çok yaygın.

Ayrıca en mantıklı yöntemlerden birisi de bisiklet kiralamak. Ben bisiklet kullanamadığım için detaylarına giremiyorum ama ilginiz varsa tam da yerine geldiniz bence.

KOPENHAG’DAN MALMÖ’YE NASIL GİDİLİR?

Her ne kadar Malmö İsveç sınırlarında bir şehir olsa da konum açısından Kopenhag‘a çok daha yakın. O yüzden Malmö’de yaşayan arkadaşım her daim Kopenhag üzerinden Malmö‘ye geçtiğini söylüyor (Türkiye’den Malmö’ye direkt uçuş yok). Çünkü Kopenhag Havaalanı‘ndan direkt Malmö‘ye geçmeniz mümkün ve çok basit.

Biletinizi kiosklardan alıp durakta bekliyorsunuz, üzerinde Øresund yazan trene biniyorsunuz ve bir kaç durak sonra “Tebrikler, Malmö’desiniz!”. Yaklaşık 25 dakika sürüyor havaalanından.

Kiosklarda İngilizce alternatifi mevcut.

Eğer şehir merkezinden Malmö‘ye gitmek istiyorsanız önce København H (Merkez Tren Garı) gidip havaalanı trenine aktarma yapmanız gerekiyor. Bu da yaklaşık 35 dakika gibi bir süre demek.. Aşağı yukarı yarım saatte 1 ülkeden başka bir ülkeye gitmenin fikri bile eğlenceli 🙂

Øresund Köprüsü‘nin bir kısmı deniz üzerinde, diğer kısmı da deniz altında tüp geçit şeklinde. İsveç sınırına girdiğinizde pasaportlarınızı hazır etmeyi unutmayın. Vize kontrolü yapıyorlar. Ayrıca bilet kontrolü yapıldığını da söylemeliyim. Her daim biletinizi alın ve kaybetmemeye çalışın. Tek yön bilet 110 DKK (75 TL) [Fiyatı özellikle yazdım, biletinize sıkı sıkı sarılın diye 🙂 ] .

110 kroncuk 🙂

Her ne kadar Malmö‘de yapılacak sahiden pek birşey olmasa da (ki bunu en sevilmeyen şehirlere gidip öve öve bitiremeyen bir Ninü olarak söylüyorum..) bir taşla iki kuş tadında, sadece yarım saat tren yolculuğu ile 2 ülke görebilirsiniz.

Malmö

Ayrıca Øresund Köprüsü‘nden geçmek de pek keyifli, hani metro kompartmanları içinde koşup “Bakın şu anda Danimarkadayım, bakın şimdi İsveç’e geçtim.” gibisine şebeleklikler yapabilirsiniz. Tümüyle içinizdeki çocuğu öldürme oranınızla ilintili..

DİKKAT! Malmö Merkez’de inmek istiyorsanız tercih edeceğiniz durak Malmö C olmalı. Sonra İsveç’e ayak basar basmaz adı sanı duyulmamış bir durakta inip de kaybolursanız sorumlusu biz değiliz 🙂 Tren saatlerini şuradan kontrol edip, kendinize uygun saatlere bilet alabilirsiniz.

SOĞUK MESELESİ…
Ben zaten çok üşüyen bir insanım. Yaz günü dahi “fanila”sını çıkarmayan, terliksiz yere basmayan, resmen “çorapla uyuyan” (biliyorum sağlıksız ama üşüyorum napim), en ufak yelde bir yerleri tutulan, açık kapı ve pencerelerin azılı düşmanı, dizinde battaniye ile adeta babaanne gibi yaşayan bir insanım. Üşümem normal görünebilir, ancak… Bu öyle böyle bir soğuk değil! İstediğin kadar kat kat giyin, katmanları delerek vücuduna ulaşıyor soğuk. Adamı resmen dövüyor!

Rosenberg Kalesi

Yer yer aptallaşıyor insan, algılama kapasitesi düşüyor, ben nerdeyim, ne yaptınız bana, geldik mi gibi abuklu subuklu laflar ettiriyor. Günün sonunda sıcak bir yere ulaştığınızda buzlarınızın çözünmesi en az 1 saat alıyor. Dakikalarca manasız manasız etrafa bakınıp hücrelerin normal insan standartlarına dönmesine şahit oluyorsunuz. Yani bu öyle bir soğuk ki mitokontri bile itiraz ediyor, abi enerji üretecek enerjim kalmadı, ne haliniz varsa görün diyor 🙂

Botanik Parkta donma keyfisi 🙂

İşte bu öyle bir soğuk ki, ilkokulda camdan atlarken kırdığınız kolunuz da, ağaçtan düştüğünüzde incittiğiniz ayak bileğiniz de yeniden ağrımaya başlıyor, yıllar evvel varlığını unuttuğunuz bir iç organınız dahi üşüyerek “ben buradayım” diyor!
Bu öyle bir soğuk ki afedersiniz burnunuzun içindeki ifrazat donuyor. Daha fazla çirkinleşmeden soğuk konusunu kapatayım desem de, her satırda yeniden açılacağına emin olabilirsiniz. Çünkü bu gezimde en çok kullandığım iki kelime “soğuk” ve “güzel”di.

MADEM O KADAR SOĞUK, NE GİYELİM? KONU KOMŞU SORARSA NE DİYELİM? 

Lahana formülü en kullanışlı yöntem! Katman katman giyiniyoruz, gerektikçe katman katman soyunuyoruz. Soyunurken müzik açıp açmamak tercihinize kalmış 🙂 Varsa termal içlik ve bilimum ekipmanınız, işte tam da yerine geldiniz. Ünlü bir Çin atasözü der ki:
“İçlik giyende piçlik olmaz!”
Farkındaysanız kış mevsiminde gidiyorsanız falan demiyorum, çünkü zaten hep kış 😂😂 Yazın en cafcaflı döneminde 17 dereceye yükseldiği hakkında rivayetler aldık ama yazın giden arkadaşlar da yine ince mont giyme ihtiyacı hissettiklerinden bahsetmişlerdi. Velhasılıkelam, gittiğinizde muhtemelen hava soğuk olacak.

Soğuğa teslim 🙂

Benim gittiğim 24-26 Şubat tarihlerinde hava güneşliydi ama sıcaklık 0 ile -6 °C aralığında seyretti. Bu bir bakıma iyi oldu, çünkü pek güzel renklere sahip olan bu şehri, sis, pus, yağmur, çamur, kar, tipi olmadan bol bol fotoğrafladım. Hee yer yer parmak uçlarımdan donma başlayıp ileriye doğru devam edecek gibi de oldu ama onda da 1 fincan sıcacık kahve imdadıma yetişti..

Espresso House yaygın bir kahve zinciri..

Kıyafet diyorduk, konu nerelere geldi.. Şapka, atkı, eldivene ek olarak size tavsiyem güneş gözlüğü de kullanmanız. Ya da “acımız büyük gözlüğü” falan takabilirsiniz, en azından rüzgarı keser 🙂

Donmasam iyi kızım aslında 🙂

Çok da işinize karışmak istemiyorum ama, sadece bereye güvenip yola çıkmayın, kapşonlu ve uzunca bir mont tercih edin. Kapşon soğuğu sahiden iyi kesiyor.

Tabi arada kapşonu açıp, şapkayı çıkarıp sağlığınız pahasına fotoğraf çekinmeyi de unutmayın 🙂

Ben ayrıca dağcılık yapanların kullandığı polar ağız bantlarından da öneriyorum, hani böyle arkadan cırt cırtlı boyunluklar var ya ağzınıza da dolayabileceğiniz, onlardan.. Çünkü sıcak tutsun diye muhtemelen yün şal&atkı tercih edeceksiniz, onlar da ağız bölgesinde insanı gıdıklıyor, şuursuzca nefes alıp vermeye çalışırken yündü tüydü yutabiliyorsunuz. Ben ne yutucam, bir arkadaşım anlattı 🙂

DANİMARKA’NIN PARA BİRİMİ NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Danimarka, Avrupa Birliği’ne üye olmasına rağmen artistik yapıp kendi parasını kullanan çok kral bir ülkedir. Sahiden de çok kraldır, çünkü böylesine değeri yüksek bir para birimi anca krallara layıktır. An ibariyle 1 Danimarka Kronu (DKK) 0.68 TL dir. Az gibi durduğuna bakmayın. Çünkü en basit bir kahve 45 DKK. Düşünsenize bizde 9 TL. Onlarda 31 TL. Aslında şöyle bir hesaplayınca Euro da son dönemde çok arttı. Barselona’da Camp Nou’ya girmek için 25 Euro yani 128 TL gibi bir para ödediğimi düşünecek olursam, Danimarka’da Amelienborg Sarayı’na giriş ücretinin 110 DKK yani 75 TL olması, çok da aşırı pahalı değilmiş sanki ya. Tam olarak ne hesapladım gerçekten bilmiyorum. 40 yapar deyip gideyim birisi ne olur arkamdan hesaplasın 🙂

GELİŞMİŞLİK KONUSUNA GELİŞİGÜZEL BAKIŞ VE DANİMARKALILARIN SICAK KANLILIK&SNOBLUK ANALİZİ ÜZERİNE (Tez konusu bulamayanlara fikir oluyomuş 🙂 )
Malum Danimarka gelişmiş bir ülke. Hani biz gelişmekte olan bir ülkeyiz ya, gittim, gördüm, orda gelişmişi var. Ben onların gelmişini, gelişmişini, 7 Nordiğini kıskana kıskana öldüm. Arkamdan “hasetten gitti “diyeler, mezar taşıma “az daha gelişeydik ne olurdu” yazalar 🙂 Neden, çünkü çok fazla vergi alınan bir ülke olmasına rağmen, bunların sahiden de yol, su, elektirik, eğitim, refah şeklinde döndüğü, sosyal hakların göz kamaştırdığı, insanların sakin ve kibar olduğu bir ülke.

Evlerin böylesine renkli olduğu bir ülkede insanlar acaba nasıldı?

Beni biliyorsunuz aman da samimiyet, canım da güleryüz diye kendimi parçalarım. Bu Nordik soğukluğu beni bozar mı diye korkmadım değil. Ama gördüm ki boşuna korkmuşum. Ben geziyor ve yeni yerler görüyor olmanın sonsuz mutluluğuyla ağız dolusu kadar güldüm, onlar da bana aynı tatlılıkla karşılık verdiler. Çok tatlış ve kibardılar.

Atelier September’dı o tatlış mekan:)

Hatta epey cool ve hipster bir mekanda tam 5 kere masa değiştirdim adeta Pierre Loti’de masa kapıyormuşçasına, ses etmediler, yüzlerini düşürmediler, çemkirmediler, artiz artiz bakmadılar.. Daha ne diyeyim..

BİR YAŞAM TARZI OLARAK BİSİKLET
Soğuğa rağmen en yaygın ulaşım aracı kendileri. Bisiklet kullanımı teşvik ediliyor çevre kirliliğini önlemek adına. O soğukta, karda kışta buzda ısrarla bisiklet kullanıyorlar ya helal! Ama bi Amsterdam değil bisiklet konusunda. Orada resmen hayati tehlike altında yayalar 🙂 Amsterdam gezi notlarım için şurayı tıkırdatabilirsiniz..

BİR ŞİŞE SUYA SERVET ÖDEMEMEK İÇİN..
Anavatandan çantanızda pet şişe, su matarası, SuCo gibi materyallerle geliyorsunuz, bulduğunuz çeşmeden doldurup afiyetle içiyorsunuz. Çünkü müjdemi isterim, Kopenhag‘da çeşme suyu içilebiliyor 🙂 Yok, şişe taşıyamam derseniz yalnızca 1 kez kazıklanın, onu da 7 Eleven’dan alın ki nispeten ekonomik olsun. Sonra yine o şişeyi doldurmak suretiyle su ihtiyacınızı giderirsiniz. Açıkçası ben kahve içmekten suyu hatırlamadım bile, elbette doğru değil, hatta kahve içince daha fazla su tüketmek gerekir ama pet şişedeki su çantada buz tuttuğu için, içerken yemek borunuz donmasın diye söylüyorum 🙂

TERS KÖŞE: EKONOMİK ALIŞ VERİŞ ALTERNATİFLERİ
Kopenhag araştırmalarımda gözüm öyle korktu ki pahalılıktan, muhtemelen çektiğim fotoğraflar yanıma kar kalır, bişeycikler alamadan dönerim demiştim. Ama yanılmışım.. Evet hediyelik eşyalar epey pahalı, bir magnet 5-6 Euro; 2 magnet, 1 mini kupa, 1 rozet ve 2 kartpostala 25 Euro ödemiştim. Ama Kopenhag’da yüreklere su serpecek, insanı alış veriş manyağı edecek, pek ilginç, sevimli ürünler satan Flying Tiger ve benzeri mağazalar var. Bunlara kısacık tatilimde defalarca girdim, çikolatalar, baharatlar, doğum günü konseptli materyaller alıp durdum. Ünlü Strøget Caddesi‘nde de şubesi var, hem ziyaret hem ticaret 🙂

Tiger de canımı ye!

Hobi malzemeleri, ev dekorasyon ürünleri, mutfak malzemeleri, hediyelikler, şekerlemeler, falanlar filanlar.. İllaki hoşunuza gidecek birşeyler bulursunuz. O yüzden ne yapın edin, bu mağazalara uğrayın. Böylelikle hediye almadan döndüğünüzde kaynana dili ile sizi darlayan pek yakın aile fertleri ve yangında ilk kurtarılması gereken arkadaş güruhunu hediyeye doyurabilirsiniz. Hocam, Nordiğin “BİMİLYONCUSU” bile karizmatik!

HYGGE FELSEFESİ ÜZERİNE..

Danimarkalıların dünyaya armağan ettiği bir güzellikler silsilesi bence.. Kelimenin tam karşılığını bulmak güç olsa da, sıcacık bir soba, şömine başında, elde bir bardak kahve, leziz çikolatalar yahut çörekler, ayakta rahat yün çoraplar, mum ışığı eşliğinde dostlarınla, ailenle yapacağın huzur dolu bir sohbet mesela Hygge..

Elmalı tarçınlı çörek ve kahve.. Mutluluk efendim..

Böylesine soğuk ve karanlık bir ülkede, küçük şeylerden mutlu olmanın kitabını yazmışlar. Yani sahiden de yazdılar kitabını, hatta şu anda tüm dünyada Bestseller listesinde 🙂 Bu felsefe Danimarkalıların ruhuna işlemiş durumda.. Zaten sadeliği seven Danlar, Hygge kafası ile az ve öz eşya ile kendine sıcacık ve mutlu bir yaşam alanı yaratmayı başarmışlar.. Benim gibi romantik ruhlu bir balık burcunun zaten hygge kafasını sevmemesi mümkün değil. Sanırım yaşam şartları zorlaştıkça insan kendi kendine bir çıkış yolu buluyor, huzura mutluluğa ermek için.. Düşünsenize soğuk bir memlekettesiniz, 2 saat dışarıda kaldınız resmen dondunuz, biri size kapısını açsa, şöminenin başına oturtsa, elinize sıcacık bir kahve tutuştursa ve mis gibi kokan tarçınlı bir çörek verse yanında, mum ışığının hafif rüzgarla ettiği danstan dahi keyif almaz mıydınız? Yaz gelsin diye tuttururken kışı o kadar cazip hale getirdim ki, tutmayın benii, Nordiklere gidiciiim 🙂

Çok da kitabi bilgiye boğmak istemem sizi ama, yazıyı minikten sonlandırırken belki lazım olur diye bir kaç önemli bilgiyi şuracığa bırakayım..

DANİMARKA HAKKINDA MADDE MADDE..

  • Bir İskandinav ülkesi olan Danimarka’nın başkenti Kopenhag’dır.
  • Resmi dili Danca’dır, nüfusunun %90’ınını Danimarkalılar oluşturur.
  • Eğitim sistemi çok gelişmiştir, okuma yazma oranı %100’dür. Ayrıca eğitim ücretsizdir.
  • İrili ufaklı 400’den fazla adacıktan oluşmuştur. Grönland en büyüğüdür.
  • Danimarka Anayasal Monarşi ile yönetilmektedir.
  • Ülkenin sadece Almanya ile kara sınırı vardır.
  • LEGO bu ülkede üretilmiştir, “iyi oyna” anlamına gelir.
  • Çocuklar için yazdığı masallarla ünlenen Hans Christian Andersen, Skype‘ın kurucusu Janus Friis Danimarkalıdır.
  • Walt Disney’in Disneyland’ı kurarken TIVOLI’den etkilendiği düşünülmektedir.
  • Dünyanın en mutlu insanlarının Danimarka’da yaşadığını doğrulayan araştırmalar vardır.
  • Vikinglerin diyarı Danimarka’da okullarda yüzme dersi zorunludur.
  • Tuborg ve Carlsberg Danimarka’nın sevile bira markalarıdır.

Velhasılıkelam, donduran soğuğuna, cep yakan pahalılığına rağmen Kopenhag çok güzel bir şehirdi. Renklerine, evlerine, sokaklarına, kahvelerine, doğal güzelliğine doyamadım.

2 gün yetmedi, yetmez. Yine olsa yine giderim. Ve sizlere de gönül rahatlığı ile tavsiye ederim. İzin probleminiz varsa, her ne kadar yetmese de hafta sonu dahi Kopenhag‘a gitmelisiniz.

Yeni yollarda yine görüşmek dileklerimle..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ