Gezsempatik, Kahve Mekanları, Mekanlar, Yurtdışı Gezileri

Aç Gelip Tok Dönmek İsteyenler İçin Sofya Yeme İçme Önerileri

24 Saatte Sofya Nasıl Gezilir? başlıklı yazımızla 1 günde Sofya‘da nereleri gezdiğimizi neler yaptığımızı masaya yatırmıştık. Aranızda “Peki bu kızlar ne yedi ne içti, aç biilaç mı dolaştı, hiç mi karnısıları acıkmadı.” diye merak edenler, merak etmekle de kalmayıp gıybetimizi yapanlar olmuş. Gönül isterdi ki “Seni bana sımsıkı sarılı görenler olmuş.” yazaydım şurada, ama işte mukadderat. Olayımız yeme-içme. Sofya‘ya gittiğinizde aç kalmayasınız diye çırpındık, açın bakayım ağzınızı yavrularım, bakın uçak geliyo 🙂 . Sofya yeme içme önerileri karşınızda..

yesempatik-sofya-yeme-icme-mekan-bulgaristan-fabrika-daga-kahvalti

1-Fabrika Daga – Rainbow Factory (Kahvaltı&Tatlı&Kahve)

Sofya‘ya günün erken saatlerinde ulaşıp otelimize yerleştikten sonra ilk işimiz kahvaltı için Fabrika Daga‘ya gitmek oldu. Foursquare‘de yüksek puan alan ve hakkında güzel yorumlar bulunan mekan aslında bir 3. nesil kahveci. Ama tatlıları ve kahvaltısı da epey nam salmış. Sofya sokaklarındaki yol yapım çalışmalarının azizliğine uğrasak da, petlanton gibi hoplaya zıplaya atlaya, keklik gibi seke seke gitsek de, mekana varınca ne doğru bir tercih yaptığımıza iyice inandık. Dışarıdan öyle güzel  görünüyordu ki, fotoğraf çekmek istedim. Kadrajıma giren çiftin müsaadesini alarak tabi.

yesempatik-sofya-yeme-icme-mekan-bulgaristan-fabrika-daga-kahve

Bir kaç poz çektim, Asyalı zilli beni yanına çağırdı haspam. Bana bunları yollar mısın dedi. He babov dedim, yollayaram. Mailini aldım, yolladım. Ve benim “Yakışıklı ve iyi huylu çocuklarla çıkmayı başarabilen, çirkin, huysuz, antipatik Asyalı kızların olayı nedir biri bi anlatabilir mi Allah aşkına!” şeklindeki yakarışım burası için de geçerli oldu. Efendim cillop gibi çocuklar, yanlarında BİM Poşedi gibi duran, uykusuz, aksi, nalet Asyalı kızlar..  Bu ırkçılık değil, bu dış görünüşe şeyapma değil! Şu olayın sebebini bilen varsa beni bi aydınlatsın lütfen, yoksa girdiğim depresyondan çıkamayacağım :/ .

yesempatik-sofya-yeme-icme-mekan-bulgaristan-fabrika-daga

İçeriye girer girmez kendimize camekandan kahvaltı seçmeye koyulduk. Menüleri hazırlayıp görücüye çıkartmaları gerçekten çok iyi bir düşünce. Yoksa kim Bulgarcayı sökecek de ne yazdığını anlayacak da sipariş verecek!

yesempatik-sofya-yeme-icme-mekan-bulgaristan-fabrika-daga-kahvalti-yumurta

İçinde yumurtalı ekmek ve tavada kızartılmış yumurtanın da bulunduğu bu tabak gözüme güzel göründü (4.50 Leva= 9 TL). English Breakfast Tea (3.50 Leva= 7TL) , bırekfıstlarımızın yegane kurtarıcısı! Ya canım ben kahve ile de kahvaltı yapıyorum ama çay varsa menüde beni kimse tutmasın lütfen 🙂 .

yesempatik-sofya-yeme-icme-mekan-bulgaristan-fabrika-daga-blogger

Kahvaltımızı yapınca yol yorgunluğumuzu da bir nebze atınca, mekana da alışınca biz yine başladık makara kukaraya. Efendim yerimizi değiştirip daha fotojenik kısma geçtik önce. Sonra strudel ve kahve siparişi verdik. Strudel efsane güzeldi.

Fabrika Daga-Strudel

Viyana’dakileri döver valla -umarım Viyanalılar beni dövmez:/- . Kahve ise öyle sevimliydi ki. İlk kez panda latteart ile karşılaşıyorum. O sevimli panda ölmesin diye içemedim:) . Şaka şaka, afiyetle içtim, çok da güzeldi.

Fabrika Daga-Latte

Yolunuz Sofya‘ya düşerse kahvaltı&tatlı&kahve molası için istikamet Fabrika Daga olsun. Güncel etkinliklerle ilgili broşürler ve ülke haritaları bile var ücretsiz alabileceğiniz. Bu bilgi de şuracıkta dursun. Afiyet olsun!

2-Sense Rooftop Bar (Kokteyl&Öğle Yemeği)

Kahvaltıyı destekli yapınca bir müddet yeme içme olayını askıya alıp Rus Kilisesi ile Meşhur Alexander Nevsky Katedrali‘ni gezdik. Saatlerce güneşin altında hayranı olduğumuz katedralin önünde türlü şebelekliklerle fotoğraflar videolar çekindik. Yavaştan bizim kablolardan yanık kokusu gelmeye başladı. Gezinin diğer kısımlarında bize yine yer yer lazım olacak beynimizi kısa devreden kurtarmak ve minnak ayaklarımızı dinlendirmek üzere Sense Rooftop Bar’ın yolunu tuttuk. Sense Otelinin terasında yer alan bu mekan panaromik bir Sofya Manzarası sunuyor size.

Sense Rooftop Bar

Benim artık “Alexander Nevsky Katedrali’ni Koruma ve Yaşatma Derneği Onursal Başkanı” olduğumu duymayan kalmadı zaten. Bu güzel mekandan caanım katedrali bir de tepeden seyrediyorsunuz. Kadehimi Sofya için kaldırıyorum 🙂 .

Bu arada kokteyl siparişleri hep bir sorunsal bende. İçeriğine bakıp sipariş ettim mi tadı güzel olsa da görsel çok pespaye oluyor. Ben yine daldım içeriğine göre sipariş verdim. Bana geldi silindir bardakta buzlu bişi.

Bizim Hilal öyle bir kokteyl sipariş etti ki üüüüüüüüü, sabahlar olmasın. Sanki passion fruit var babasının evinde. Ay deli olacam, bunun kadeh bir güzel, bir süslü, bir havalı; benimki “Bağcılar Gençlik Apaçinella Nargile Cafede” masaörtüsü altından verilen fişne-votka!

Sense Rooftop Bar

Neyse bu dram böyle sürer gider ama benim koca yürekli arkadaşım sağolsun bana hevesim geçene kadar içirttiği için bir nebze de olsa ferahlama geldi nihayet. Kokteyller çok başarılıydı. Tanesine 15 Leva verdik yani 30 TL, değer doğrusu.. Ortam ve manzara itibariyle, bir de kokteylin kalitesini düşünecek olursak az bile. Karnınız aç ise yanına bir kaç tapas da söyleyebilir, giriş kattaki Çin Restoranı menüsünden de birşeyler seçebilirsiniz öğle yemeği kafasıyla, tavsiye olunur..

3-Chucky’s Coffee (Kahve)

Malum, gidilen kentte ille bir kahveci buluyoruz. Deniyoruz. Mutlu oluyoruz. Kahve dükkanlarının ayrı bir havası ve ayrı bir kafası var. O havayı o kafada solumaya bayılıyorum. Ayrıca yaptığım bir gözleme göre kahvecilerde çalışanlar işini daha severek yapıyor. Biraz keyif işi gibi. Bi tanecik barista, hem temizlik elemanı, hem servis elemanı, hem de barista işte. Kepengleri de o açıyor sabah. Güzel bir müzik koyuyor, müşterilerle ilgileniyor, azıcık ilgi gösteren olursa kahve çekirdeklerini ve demleme yöntemlerini anlatıyor.. Chucky’s in tatlı baristası da öyleydi. Geçen seneki İstanbul Kahve Festivali’ne katılmış arkadaşı, bardağını getirmiş dükkana koymuş, onu gösterdi bana. Hava sıcaktı, 2 cold brew söyledik. Lezzeti biraz seyreltik geldi, yani su oranı fazla. Buz da koyunca hepten yumuşadı tat. Ama kötü değildi tabi.

Chucky’s Coffee

Hilal kuzusuyla dinlenip telefonlarımızı şarj ettik. Çiçekçiden satın aldığım ay çiçeğim bana güzel fotoğraf karesi çıkartmamda yardımcı oldu. Çekirdeklerden satın alabilirsiniz bu arada. Şimdilik o işe girmiyorum. Çünkü girersem gittiğim her kahveciden kahve alamaya çalışacağımı biliyorum. Artık olabildiğince el bagajıyla gezdiğim için minimalize ediyorum hacmen bazı şeyleri, hem de maddi boyutu var tabi. Muhtemelen el değirmeni alıp bir kaç da kahve demleme ekipmanı alırsam kendime kimse durduramaz beni. Kahveci anlatırken kendime bağladım konuyu yine, idare ediniz efendim 🙂 .

Vitosha Bulvarı

Bulvar boydan boya mekanlarla dolu. Seç, beğen, al! En çok tercih edilen mekan Happy Grill&Bar. Biz Happy ziyaretini Plovdiv‘e bıraktığımız için Sofya‘da farklı yerler denemeye çalıştık. Yerel yemekler hazırlayan mekan bulmak için çok sıkmadık kendimizi. Hani öyle tutmaç çorbası, cartlak kebabı, kerebiç tarzı bir yöreselliği zorlamadık yani 🙂 .  Belki bir sonraki ziyarette düşünürüz. Bulvar üzerinde gözümüze kestirdiğimiz 2 mekana oturduk. Şöyle ki :

4-Sidewalk Cafe (Yerel Bira)

Günah benim, suç benim. Kurdum bırak bu düş benim. Zevk benim, keyif benim! Aha da oturuyorum, hoop oturdum bile Sidewalk Cafe‘ye 🙂 .  Yol üstünde kuruyemişçiden aldığımız çerezler zulada zaten. Üzerine birer yerel bira sipariş ettik.

Kamenitza‘yı ikimiz de sevdik. Beach’ten hamburger yemeyip evden kete, meyve getiren Türk kızları gibi evet çaktırmadan çerezlerimizi yedik yerel biranın yanında. Ohh canımız sağolsun 🙂 .

5-Raffy Bar& Gelato (Akşam Yemeği&Kokteyl&Dondurma)

Sofya‘nın popüler mekanlarından biri olan Raffy’ye oturduğumuzda artık Sofya‘nın yerlisi olmuştuk.. Bizde bir rahatlık, bir yayılmacı politika, bir aymazlık bir hanımsendecilik ki sormayın.. Şoradaki diğer Sofya yazımızda anlattığımız üzere, artık edepsizliğimiz ayyuka çıkmıştı. Ayapkapları çıkarttık, çorapla basıyoruz yere.. Dün 12 saat otobüs yolculuğu, bugün 10 saat şehir içi koşturmacası derken o çoraplar artık ne hale gelmiştir varın siz düşünün.. Bir anda etrafımızdaki masalar boşaldı. Koskaca mekanda yalnız kalmıştık. Olsundu, varsındı. Biz tüm Bulgaristan’a yeterdik. Abartılı şakamızı da yaptığımıza göre sadede gelelim. Hilal kuzusu epey kallavi bir yemek siparişi verdi.

Ninü ne dese beğenirsiniz? Ben aç değilim, sadece kokteyl içeceğim. Nasıl yani? Ninü nasıl aç olmaz? Nasıl nasıl? Heyy garson, sen bana güzelinden bir mojito getir, ben şimdi okuyucunun cemi cümlesini aydınlatacağım:

Bir Yesempatik Ninüsünün Akşam Yemeğinde Aç Olmama Sebepleri Nelerdir?

  • Sokak pazarında zirilyon tane lezzetle kendini tıkaması: Kara Camii’nin az ilerisinde bir de ne göreyim, 3-5 teyze toplanmış, organik ürün satıyor. Hoop bir kase yaban mersinini mideye indirirsin.

Malum, bizde çok pahalı bu meyveler, bulduk mu affetmiyoruz. Yaban mersini çok gariban görsel veriyor, onun yerine bu berryleri çekiyoruz. Hilal’im de berrylere yürüyor.

 

Meyveleri hüpletirken bir de ne göreyim! Balkabağını enine kesip fırınlamışlar, dilim dilim satıyorlar.

Ne kadar da ilginçli, hemencik aldım, tadına baktım. Şekeri çok az ama köz tadı kokusu buram buram geliyor. Müthiş de bir fotoğraf veriyor, daha ne olsun..

Fiyatı da öyle uygundu ki, yani 2 TL ya var ya yok.

  • Yaya alt geçitlerindeki pizzacıdan pizza yemeden geçmemesi: Yemek buldun ye, dayak buldun kaç! İlk dilimin günahı olmaz! Sempatik pizzacı en tazesinden bir dilim pizza verdi. Yine çok ucuzdu. Afiyetle mideye indirdim, pişman değilim.

  • Çerezciye girip, bana biraz şundan biraz da bundan demesi: Demekle de kalmayıp gezerken elini torbalara daldırıp daldırıp yemesi. Kendininkiyle yetinmeyip Hilal’inkine de sulanması. Başka sözüm yok sayın yargıç..

İşte tüm bunları yapınca insan bir anda tıkanıveriyor. Sanırım benim ağzım hiç durmuyor, ya yemek yiyorum ya da konuşuyor, şarkı söylüyorum 🙂 . 

Günün sonunda Alexander Nevsky Katedrali‘nin avlusunda gerçekleşen “Sofia Breathers Festival”e atıyoruz kendimizi. Aperol Spritzlerimizle güzel geçen günümüzün kritiğini yapıyoruz.

Dönüşte markete uğruyoruz tabi. Bir takım çikolatalar, gofretler, krakerler. Annem için Bulgaristan‘ın meşhur kaşkaval peynirinden alıyorum gayet uygun fiyattan. Bir de gözüme kestirdiğim uzun ince çekirdekli zeytinlerden atıyorum sepete. Seyahat dönüşü evde aç bekleyen bebeleri doyurmak gerek 🙂 .

Sofya‘da yeme içme çok uygun. Bütçenizi sarsmadan en güzel mekanlarda yiyip içebilirsiniz. Alexandroupoliden sonra Sofya da benim için sırf yeme içme için gidilebilecek yerlerden biri oldu.

Hayat yiyince, gezince, gülünce güzel!

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Related posts
24 Saatte Sofya Nasıl Gezilir?
26 Eylül 2017
Genel, Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

24 Saatte Sofya Nasıl Gezilir?

Herkesin içinde bir “uzaklara” gitme arzusu. Herkes stresli, herkes derbeder, herkes, çilekeş, off İstanbul tümden keşmekeş, eee o zaman ne duruyorsun kardeş? Bak komşu Bulgaristan ve onun başkenti Sofya seni bekliyor. Bulgaristan deyince, Sofya deyince suratlar 5 karış; hocam sen hayırdır? Neyini beğenmiyorsunuz anlamıyorum be insan evlatları! Tamam bi Barselona değil size Flamenko sunamaz, tamam bir Venedik değil, aşkitonla gondol keyfisi yapamazsın, tamam bi Paris değil, Eiffel’i kadraja sığdıracam derken 2 kilo “yağdan” kaybetmezsin, tamam bi Amsterdam değil coffeeshop havası atamazsın, okey. Ancak o da kendi çapında bir ülke, kendi çapında bir başkent.

Her yeni şehir yeni bir heyacan değil mi zaten? Yeni bir dil, yeni bir alfabe, yeni bir para birimi, yeni bir kültür.. Tüm bunlar beni heyecanlandırmaya yetiyor. Tamam sizden sırf Bulgaristan‘a gitmek için vize alma “koca yürekliliğini” beklemiyoruz. Zaten hepiniz minik birer gezgin kesildiniz başımıza -ben de bu sınıftayım- muhakkak kenarda köşede üç-beş şengeniniz vardır. İstanbul’da yaşıyorsanız da bırakın uçağı otobüsle bile gidebilirsiniz. Aracınızın sigortası varsa ve ehliyetiniz de uluslararası ehliyetse -bayramda seyranda Kapıkule sınırında saatlerce beklemeyi göze alıyorsanız- araçla da gidebilirsiniz. Benim gibi ekonomi yapayım, otobüs yolculuğu zaten makara kukarayla geçer diyorsanız sizi şöyle alalım:

İstanbul’dan Sofya’ya Otobüsle Nasıl Gidilir?

Çok kolay, Google’a bu cümleyi yazdığınız anda sizi otobüs firmalarına yönlendiriyor. Huntur, Metro Turizm, Alpar Turizm.. Saatlerine bakıp size en uygun geleni tercih edebilirsiniz. Biz bunlardan en çılgınlı olanı seçtik -neden böyle yaptığımızın mantıklı bir açıklaması yok- sağ salim gittik ve döndük.

20.30’da bindik Bayrampaşa Otogar‘dan. Gecenin bir yarısı Kapıkule Sınır Kapısına‘na ulaştık. Canım arkadaşım Hilal ile güle oynaya, geyik yapa yapa gittik. Öyle sağda solda duyduğumuz gibi bagajlarımızı didik didik aramadılar. Ya bazıları çok abartıyor, ya da bu işler tümüyle gümrük görevlisinin psikolojisi ile doğru orantılı. Bayram öncesi gittiğimiz için sınırda epey bekledik, ama pasaport kontrol hızlı geçti. Zorluk çıkartmadılar.

Ah bir de 9 saattir sınırda beklemekten gözleri dönmüş Alamancı kardeşler otobüsümüze saldırmasaydı daha iyi olacaktı. Aç susuz beklemekten şekerleri düşmüş olacak ki, vay efendim nasıl önümüze geçersiniz diyerekten “tatsızlık” çıkarttılar. Sonuç: kız ben sana demedim mi karşıki dağlar cenderme cenderme! Jandarma gelip müdahale etti ve olay çözüldü. Gezme arzunuzu baltalamamak adına çok detaya girmiyorum ama en azından gitmek istediğiniz zamanı buna göre seçebilirsiniz. Bayramda seyranda değil de sıradan bir hafta sonunu tercih edebilirsiniz.

Sofya’da Nerede Konaklanır?

Sofya‘nın en güzel özelliklerinden birisi ucuz olması. Oteller öyle uygun ki. Nasılsa bir gece konaklayacağım, en kral yerde kalayım da diyebilirsiniz, nasılsa bir gece konaklayacağım, seyahat daha da ekonomik olsun, temiz bir yatak bana yeter de diyebilirisiniz. Paşa gönlünüz bilir. Ben Brüksel’de EasyHotel‘de konaklamış ve çok memnun kalmıştım. Sofya‘da da yine EasyHotel‘i tercih ettim. Şehir merkezine yürüyerek 15 dk mesafede. Temiz yatak ve özel banyo tuvalet dışında ek bir hizmet yok -wireless ı saymıyorum tabi- . Oda ve tuvalet çok dar. Ama bizim için hiç problem değildi. Çünkü kişi başı 50 TL’ye konaklayınca bize saray gibi göründü 🙂 . Otogardan taksiye bindik, kazıklanmamak için de sorduk ne kadar tutar diye, 5 Leva civarı dedi. Gayet makuldü.

Sofya’da Taksi Kullanımı

Yine gitmeden evvel yaptığım araştırmalarda taksicilerin dolandırıcı olduğundan bahsediliyordu. Biz 4 kere kullandık, hiçbirinde de o tarz bir taksiciye denk gelmedik. Taksilerin yan camlarının üzerinde fiyat tarifesine dair çizelgeler asılı. Binmeden evvel bakabilir, size uygun gelen taksileri tercih edebilirsiniz. 0.69 Leva ile 0.89 Leva aralığı olağan görünüyor. Binerken de aşağı yukarı ne kadar tutacağını sorarsanız daha etkili oluyor bence. Bizden size tavsiye..

Sofya’da Hangi Para Birimi Kullanılır?

Cevap veriyorum: Leva. Tişikkirlir. Avrupa Birliğine üye olup da kendi para birimini kullananlar candır! Bkz. Macaristan. Aksi taktirde insana tokat gibi çarpan 4 ile çarpma mevzuu nice koçyiğitlerin belini büküyor, biliyoruz. Ben para konularında biraz tedarikli davranmayı seviyorum. Şöyle ki, Çemberlitaş’ta bir dövizci var, sağolsun çok denişikli para birimlerini gayet kabul edilebilir fiyatlarla dönüştürebiliyor. Mis gibi gittim bir miktar Leva aldım, bilmediğin ülkeye ilk gittiğinde dövizci arama sorunsalı ve kazıklanma korkusunu ortadan kaldırmış oldum. Ben gittiğim vakit yani 26 Ağustos’ta 1 Leva 2 TL’nin bi tık altındaydı. Şu an bakıyorum 1 Leva 2.0859 TL olarak görünüyor. Gitgide paramız değer kaybediyordu :/ . Ama her halükarda paranızın çoğu cebinizde kalıyor, çünkü ekonomik seyahatin başkenti Sofya!

Sofya’da Kahve Siparişi Verilirken Hangi Dilde Konuşulur?

🙂 Seviye ilkokul seviyesine düşmesin diye Ali Cengiz oyunları peşindeyim ama yavaştan okuyucu terliği fırlatacak gibi 🙂 . Cevap: Bulgarca. Bulgaristan’da Kiril alfabesi kullanılıyor. İlk başta karmaşık gibi görünse de biraz üzerine düşüldüğünde sökülebiliyor, Çince değil sonuçta 🙂 . Bizim için geziye damgasını vuran kelime “teşekkür ederim” anlamına gelen “blagodarya” oldu. Benim şirin arkadaşım Hilal daha ilk günden Bulgarların gönlünü fethetti. Herkeslere buket buket “blagodarya” dağıtıyor zilli. Millet mest oldu tabi. Ben hala “thank you, thanks” diye çırpınıyorum. Hani bi turiste yardımcı olursunuz da “tişankkıv idirığng” gibi bi şebeleklikle teşekkür eder de biz hayran kalırız ya çabasına, o hesap! Bu seyahatte insanların kendi dillerinde teşekkür etmenin kıymetini daha iyi anladım.. Bu farkındalık için blagodarya sevgili Hilal’cim 🙂 . Daha fazla gündelik hayat Bulgarcası için şurayı tıklayabilirsiniz.

Sofya Sokakları..

Bir şehirde sanırım beni en çok etkileyen şey sokaklar.. Ara sokaklara dalıp eski evleri, graffitileri bulmaya bayılıyorum. Otelin bir nebze şehir merkezinin dışında olması bir avantaja dönüştü ve çok tatlı sokaklardan geçtik.

Boydan boya murallarla, graffitilerle bezenmiş yıpranmış evler, eski ama benim için çok kıymetli renkli binalar, sokak ve sokağın kendine has kokusu.. Çok seviyorum çok.. Zaten küçük bir şehir Sofya; hedeflediğiniz sembol binaları gördükten sonra ara sokaklara dalmak için illaki vaktiniz olacaktır.

Bir takım genel bilgiler verdiğimize göre artık sembol binalara geçmenin zamanıdır 🙂 .

Dün dündür, bugün bugündür, gün bugündür. Davul çalar gümbür gümbür bu dügün bizim dügündür. Otur sıfır 🙂 .

Alexander Nevsky Katedrali

Eyy devasa katedral. Belki de Sofya‘ya gitme sebebim sensin! Üstad Cem YILMAZ’ın “Ali Baba ve 7 Cüceler” filmini en az 50 kere seyretmişimdir. Giriş sahnesinde kadraja giren bu dev, renkli katedrale bir gün gideceğimi biliyordum. Ali Şenay‘ın arabasının lastiklerinin çalındığı sahneyi hatırlarsınız. Böylesine büyük bir meydanda, böylesine büyük bir katedralin fotoğraf çekmek isteyenler için harika pozlar vereceği daha gitmeden belliydi.

Hilal şöyle dedi: “Sanırım Alexander Nevsky Katedrali’ni görmeden Sofya’ya geldiğimi anlayamayacağım.” O yüzden elimizi çabuk tutup kahvaltı sonrası ilk işimiz bu katedrale ulaşmak oldu. Yaklaştığımızı hissettik ve içimizden gelen tarafa doğru yöneldik. Tüm ihtişamıyla karşımızda belirdiği anda Hilal’le çığlık atarak katedrale koşmaya başladık.

Zaten son zamanlarda mint yeşili ile kafayı bozmuş durumdayım -ayakkabı ve çantadan anlaşılacağı üzere- inadına yaparmış gibi katedralin kubbelerini mint yeşiline boyamışlar 🙂 . Yer yer altın sarısı da var. Etrafını bir kaç kere tavaf ettik, her açıdan ayrı güzel. Gecesi ayrı, gündüzü ayrı güzel. Güzel oğlu güzel işte! Şimdi azıcık tarihinden bahsedelim.

Alexander Nevsky Katedrali çok iyidır çok hojdır ama benena!” diyebilirsiniz, siz de haklısınız! Her ne kadar muhteşem bir mimari yapı olsa da, insanı büyülese de, bağrınıza basasınız gelse de 1877-1878 yıllarında yapılan 93 Harbi olarak da anılan Osmanlı-Rus Savaşı‘nda ölen Rus askerleri anısına yapılmış. Hani bizim öldürdüğümüz :/ . Ama işte sevgili arkadaşlar, böyle yaparsak da ülke gezemeyiz, geçmişimiz savaşlar ve mücadelelerle dolu.. Birbirinin yakasına yapışan Avrupalılar bile birlik kurdular da el ele kolkola değiller mi şu an? O yüzden bence “çok da şeyapmamak lazım”.

Katedral Avrupa’nın en büyük Ortadoks ibadethanelerinden biri. Aynı anda binlerce kişi ibadet edebilir. Ama duyduğumuza göre cemaat iyice pazar ayinlerini savsaklamış; “Boris Bey, pazar ayininde göremedim sizi.” 🙂 .

Katedralin etrafında turlamak bile keyif verici. Antika pazarı da burada yer alıyor. Biz döviz bürosu aramaya bi gittik, gidiş o gidiş, döndüğümüzde pazarı topluyorlardı, bişeycikler alamadık :/ . Ama bereket versin ki gittiğimiz gün, yani 26 Ağustos’ta “Sofia Breathes Festival” vardı. Gündüz şirin bir kupa aldığım festival alanında gece Hilal ile Aperol Spritz’lerimizi yudumladık.

Ben çok merak ettiğim hatta İtalya’dan dönen arkadaşımdan istediğim Aperol’ü de ilk kez tatmış oldum. Meğersem öksürük şurubu gibi bişeymiş 🙂 . Ama rengi beni benden alıyor, malum renkleri seviyoruz 🙂 .

Aziz Nikolas Rus Kilisesi

Ufacık tefecik içi dolu turşucuk gibi, renkli ve şaşaalı bir kilise olur kendileri. Şirin bir bahçenin içinde, asaletiyle süzülüyordu adeta..

1914 yıllında inşa edilen kilise yine Rus hayranlığının bir göstergesi. Altın sarısı, mint yeşili ve beyazın zarif bir dansı gibi.

Rus Kilisesi

Umut Sarıkaya’nın “İran Edebiyatı Övme” karikatürü gibi ben de bir coşkuyla Rus Kilisesi‘ni övdüm sanırım 🙂 . Önündeki dilenci bazı fotoğraflarımı sabote etse de bir takım fotoğraflar çekinmekten kendimi alamadım. İç kısmı epey ufak ama yine de bir girip göz atmakta fayda var.

Sveti Sedmochislenitsi Kilisesi (Sofu Mehmet Paşa Cami, Kara Camii)

Sofya‘ya gitmeden bir takım araştırmalar yapmama rağmen “Hadi Ayşegül Katedrali’ne gidelim.” diye yollara düşmedim hiç. Hep yürüdüm, yollar o yapıları karşıma çıkarttı. Her seferinde eski bir tanıdığı görmüş gibi sevindim, “Aaaa Hikmet Amca Camii, sen burada mıydın yahuu, ilahii, meh meh meh.” kıvamında. Neyse bu yapı da böyle karşıma çıktı.

Dünyalar tatlısı salkım söğüt ağaçlarının yanı başında ilginç mimarili Svet.. -böyle zor olacak, ben iyisi mi Kara Cami diyeyim- Kara Cami minaresindeki taşların renginin koyu renkli olmasından alıyormuş adını. Eee tabi kiliseye çevrilince minare hak getire.. Kilisenin içine girmedim ama bahçesinde nikaha gelenlerin komikli rüküşlü kıyafetlerini seyretmek pek güzel oldu doğrusu 🙂 .

Saint George (Rotunda) Kilisesi ve Serdika

İşte karşınızda Sofya’nın en eski yapısı! Balkan Yarımadasında’ki en büyük ve kayda değer Roma yerleşim birimlerinden biri olan Serdika’nın içinde yer alan kilisenin adı kubbe yapısından geliyor. 4. yy’ın başlarında inşa edilen yapının çok bozulmadan bugünlere ulaşabilmesi Sofyalılar için bir lütuf bence. Ama keşke etrafı böyle beton yığınlarıyla kaplı olmasaydı :/ Binaların arasında sıkışmış kalmış yavrum, kıyamam..

Sanırım insanın 1 şehirde sadece 1 günü olunca böyle yapıları görüp, fotoğrafını çekmekten öteye gidilemiyor. Büyük kayıp mı? Bence değil.. Çünkü heybeti ve güzelliği ile tüm tarihi yapılardan rol çalan bir Alexander Nevsky Katedrali varken diğerleri bir nebze sönük kalıyor haliyle. İlginizi ve vaktinizin çoğunu en sevdiğiniz yapıya&mekana veriyorsunuz. Sonuçta bu keyif işi.. Turla gitmiyoruz diye hava atıp sonra tur “uyuzluğuyla” moda mod saatli mecburiyetli hareket etmenin alemi yok (hiç yoktan yine ayar verdik iyi mi 🙂 ).

Sofya Heykeli (Sweta Sofia)

Otelimizden çıkmışız, dümdüz, upuzun cadde boyunca yürüyoruz. Arada aralara dalıp bir kaç kare poz çalıp caddemize geri dönüyoruz. Hava acayip soğuklu, korkuyoruz. Balkanlardan gelen soğuk hava kütleli bir kaç lüzumsuz espri derken derken.. Aaaaa bu bizim Sofya değil mi ayol! Bir elinde defne dalı diğer kolunda baykuş olan bildiğin seksili bir heykel.

Sofya Heykeli

Kutsal mutsal dediler ama hatun taş yani.. Ay çok kötü bi espri oldu hemen ciddiyetimi takınıyorum. Bulgaristan‘da 45 yıl süren komünist dönemin yadigarı Lenin Heykeli kaldırılarak dikilmiş Kutsal Sofya Heykeli. Tabi Lenin Heykeli kaldırıldıktan 10 yıl sonra oluyor bu olay. Defne dalı yüceliği, baykuş ise bilgeliği sembolize ediyormuş.

Baykuşun kendine yüklenen bu yücelikten haberi var mı bilmem. Miskin miskin tünediği dalında sonar atıp duran bir hayvancığın sırtına büyük yük yüklüyorlar bence. Neyse. Üşengeçlik yapmıyor, bir kaç açıdan fotoğrafını çekiyoruz ezilme tehlikesini göze alarak. Ama işte içine çamaşır giyseymiş daha iyi olurmuş bencileyin.. Tanrı bizi kutsasın mı affetsin mi bilemedim 🙁 .

LARGO

Nezavisimost Meydanında yer alan, Sofya Heykeli‘nin yakınlarında yer alan bu büyük bina kompleksi Bulgaristan komünist rejimin etkisindeyken yapılan komünist parti binası aslında. Zaten mimariye ilgisi olanlar o soğuk ve keskin hatlı duruşundan bunun Sovyet kafasıyla yapılmış bir bina olduğunu aşağı yukarı kestirecektir.

3 kmlik o koridorlarının dili olsa da konuşsa, anlatsa bize parti sırlarını.. Desek de nafile, şimdi meclis binası olarak kullanılıyor bir kısmı. Ben güzelce selfimi çekinirim, cici cici pozlarımı veririm, gerisine karışmam. Köşe yapısı olması nedeniyle o devasalığına ve hantallığına rağmen yine de sevdim, tanısan sen de seversin bence 🙂 .

TZUM

Largo‘yu karşına aldığında solunda kalan yapının kulağına 3 kere Tzum, Tzum, Tzum diye fısıldamışlar, adını Tzum koymuşlar anlayacağınız. Hani ritmi ile sizi büyüleyen koridorlar vardır ya, yani periyodik olarak tekrar eden sütunlar, kemelerler.. Hani tam gün batarken gölgesi düşer ya o yapıların. Tam da gün batıyordu.. Elimde yoldan bir yerden satın aldığım ayçiçeğimle geziyordum. Birden gölgem boyumun 15 katına çıktı..

Tzum

Çok değişik bir andı. Koskoca koridorda bir ben vardım. Yalnızlığımın farkına vardım. Ama arkamda güneş vardı işte, korkmazdım. Bir güç çekti beni içine.. Gel dedi.. Gidiyorum.. Hiç kimse yok, arkadaşımı da arkamda bıraktım gidiyorum.

Bir anda solda bir aralık gördüm, oradan bir anda bir sıcak rüzgar geldi, vurdu yüzüme. Beni çağırdı bir güç. Yürüdüm. Dev bir kemer. Arkadaşım koştu yetişti bana. Merdivenler çağırdı beni indim. Yürü dedi yürüdüm. Sonra bir müzik sesi geldi derinden. Bu sefer de müziğe doğru yürüdüm.

Ulusal Tarih Müzesi

Müzik beni tarihi bir yapının önüne getirdi. Mimarisine hayrankaldığım bu yapı aslında Ulusal Tarih Müzesiymiş. Müze kapısının önünde bir grup müzisyen müzik yapıyordu. Demek ki duyduğum müzik sesi buradan geliyordu. Usulca boş bulduğumuz yerlere oturduk. Hilal benden biraz uzak kalmıştı. O kadar duygulu çalıyorlardı ki, çalınan parçayı anlamasam da bir acıyı tasvir ettiğini hissedebiliyordum. İçim cız etti, ben başladım ağlamaya.. Hani hönkürerek ağlamak istersin de kimse duyup farketmesin diye kendini kasarsın ve göz yaşları şıp şıp damlar ya, işte öyle. Müziğe mi ağladım, kendime mi ağladım bilmiyorum. Ama işte o akşamüzeri tam da güneş batarken, bir avuç dinleyicisine yüreklerini açıp müziğini içinde hissettiren o güzel insanlara selam olsun. Parça bitince bir tanesi mikrofonu eline aldı ve anlatmaya başladı. Konuşan ve bir kaç arkadaşı Suriyeliymiş, diğer müzisyenler de dünyanın dört yanından bir araya gelmiş müziğin etrafında toplanmışlar. Memleket hasreti zor şey olsa gerek. Hasretle yazılan parçalar işte böyle yüreğe dokunuyor.

Sofya’da duygu dolu dakikalar..

Benim Ulusal Tarih Müzesi ile anlatacaklarım güzel mimarisi ve yaşadığım bu anıdan ibaret. Ama kendi kendime söz verdim bir sonraki gidişimde bu müzeye vakit ayıracağıma dair. Sofya‘ya bir daha gitmeyi düşünüyorum evet. İlk ben miymişim? Tamam, tamam, tezahürata gerek yok 🙂 .

Banyabaşı Camii (Seyfullah Efendi Camii)

Müzik dinletisi bitti derken bir anda arkamdan ezan sesi yükseldi. Akşam ezanı okunuyordu. Güneş yavaştan batarken günün turistik boyutunun da bittiğini de haber ediyordu sanki.

1566 yılında inşa edildiği söylenen Banyabaşı Camii, şu anda Sofya‘da ibadete açık tek cami. Avrupanın en eski camilerinden biri olan Banyabaşı Cami ile ilgili Evliya Çelebi Seyahatnamesinde “Sofya’da en güzel minaresi olan cami” şeklinde yazmış diye bir söylenti var. Artık bütün ciltleri okuyup da bu cümle hatırında kalan varsa bize bi destek çıksın 🙂 .

Yeterince tarihe bulandığımıza göre artık kendimizi Vitosha Bulvarına atmanın zamanı geldi bence. Yol üstünde ilginç görüp fotoğrafladığım bu yapının Adalet Bakanlığı binası olduğunu öğreniyorum. Başım göğe erer gibi falan oluyor 🙂 .

Vitosha Bulvarı

Hani bizim İstiklal Caddesi varya heh onun daha genişini düşünün desem şurada, 65 yaş üzeri okuyucu direkt kalpten ölür, 25-35 aralığı acımaz çarpı işaretine abanır da kapatır siteyi. O yüzden ne yapıyoruz, bu “şakıl” benzetmelerden iskarpin içine beyaz çorap giymiş abi görmüş gibi kaçıyoruz 🙂 . Bu canım bulvar adını Vitosha Dağı’ndan alıyor, zaten bulvarın bir ucu bu dağa bakıyor, epey uzun olduğunu tahmin etmişsinizdir. Bir sürü mekan, mağaza, hediyelik eşya dükkanı sağlı sollu dizilmiş. Gençler birbirleriyle şakalaşıyor, gülüşüyorlar. Bu arada gülün epey popüler olduğunu öğreniyoruz ama milliyetçilik yapıp “Bizim Ispartamız ne güne duruyor canım!” deyip gülün bütçemizi tırtıklamasına müsade etmiyoruz. Gelgelelim hediyelik eşya dükkanlarına girmekten de geri durmuyoruz. Gayet sevimli hediyelikler bulabileceğiniz mağazalar mevcut, seçin, beğenin, alın. Yazlığa diye yola çıkıp Bulgar’a kaçtığım için bana çemkirekli yaklaşan anneme sus payı niyetine hediyelerimi işte bu mağazalardan birinden alıveriyorum el çabukluğuyla. Bimilyoncu kafası burada da var, işte bunlar hep az gelişmiş ülkelikten..

Bulvarda birer “drink” alıp sonra hunharlarca karnımızı doyuruyoruz. Üzerimizde yine bir emmilik var, bir kaç saat gezdik Sofya‘ya alıştık ya, hemen bir havalara girmeler, artistlenmeler, ayakkabıyı çıkarıp direkt çorapla yere basmalar, bize tip tip bakanlara, “turistim ben be!” bakışları savurmalar.. Nice çirkinlikler, yellozluklar, hanımsendecilikler..

Vitosha Bulvarı

Geyik bir kenara, Vitosha Bulvarı çok keyifli ve hareketli. Sofya’nın kalbi burada atıyor diyebiliriz. Cici karnınızı doyurmak ve birşeyler içmek için tercih edilesi..

Velhasılıkelam..

  • Sofya küçük ve kendi halinde bir başkent. Hani tüm kardeşler “ekmek parası” peşinde büyük kentlere göç eder de sen köyde kalırsın ya, öyle birşey.
  • Yine evsizler dikkatimi çekiyor. Dünya üzerinde herkesin bir evi olmalı bence, olabilmeli.
  • Sokaklar bomboş, trafik az, genel olarak insanlar güler yüzlü, çalışanlar zaten şeker, bal!
  • Muhakkak bir yerlerde Türkçe konuşan birilerine denk geliyorsunuz.
  • Çok şirin kitapevleri var. Ama Bulgarca bir kitabı okuyacak kadar Bulgarcam olmadığından almadım:) (Yazar burada “Evet Bulgarcam var ama o seviyede değil.” mi demek istiyor, yukarıda da tek teşekkür etmeyi biliyorum diyordu. Adeta kendi ile çelişiyor..) .

Largo

Diyeceğim şu ki, müsaitseniz annemler bu hafta sonu size gelecek diyerekten komşu Bulgaristan‘ın kapısını çalmakta fayda var. Ülkeleri haritada görmek ile bizzat görmek arasında büyük fark var. Ama öyle ama böyle biraz vakit geçirmek, sokaklarında yürüyüp havasını solumak, suyunu içmek, insanıyla diyalog kurmak kişinin pek çok açıdan bakış açısını değiştiriyor. Artık Bulgar göçmeni bir arkadaşla konuşurken daha güzel dallanıyor muhabbet, memleketlerinin havasını getirmişim gibi daha bir içten selamlıyorlar beni.

Schengen vizeniz varsa Bulgaristan‘ın başkenti Sofya‘yı bir görmeli. Emin olun bir kaç gün yetecektir. Atıl bir hafta sonuna ülke keşfetmece oyunu ile mana katabilirsiniz.

Sofya’da ne yenilir&içilir diye merak ediyorsanız burayı tık tık!

Az beklenti, çok mutluluk!

Bir sonraki keşifte görüşmek üzere..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Related posts
Genel, Kahve Mekanları, Mekanlar, Restaurantlar, Yurtdışı Gezileri

Meraklısı İçin Budapeşte Yeme İçme Notları

Yaşamak için yiyenlerden misiniz yoksa yemek için yaşayanlardan mı? Eğer seyahatlerinizde sembol binaları ve tarihi yapıları görmek kadar gittiğiniz şehrin/ülkenin yerel tatlarını da merak ediyorsanız, güzel lezzet noktalarını keşfetmek istiyorsanız doğru yerdesiniz efenim..

Central Market Hall-Langos

Macaristan’ın güzel başkenti Budapeşte‘ye geldiniz.. Bizim bir evvelki yazımızdaki detaylara dikkat ettiniz, rahat rahat gezdiniz (Budapeşte Hakkında Bilgiler yazımız için burayı tıklayabilirsiniz.) . Karnınız acıktı. Bir yandan da bu Macarlar ne yer ne içer, neye hislenir, neyle beslenirler diye merak ediyorsunuz. Vakit kısıtlı, deneme yanılma yöntemi hem midenize, hem cebinize hem de kıymetli vaktinize zarar. Sırf sizler aç kalmayın, kazıklanmayın diye kendimi feda ettim.

Soprano Fagyi

Kobay oldum anlayacağınız, sizler için denedim, ölmedim. Siz bu satırları okurken ben Budapeşte‘de aldığım o “tatlış” kiloları vermek için çırpınıyor olacağım.. Kıymetimi bilin 🙂 . 

MACAR MUTFAĞI NE MENEM BİRŞEYDİR?

Bizim mutfağımıza benziyor kendileri. Yer yer pişi benzeri “langos” çıkıyor karşımıza, kimi zaman da haşlama bozması “gulaş”.

Genel manada yemeklerinin ağır olduğunu söylemeliyim. Fazla yağlı, bol etli ve alabildiğince un misali olabildiğince paprikalı.

Paprika

Kültür olarak bize çok benzer yanları olduğu gibi yeme içme konusunda da ortak lezzetlerin bulunması, Macar mutfağı ile ilk buluşma esnasında ışık görmüş tavşan şaşkınlığına sebebiyet vermedi bende. Bu da şehre uyum sürecinde insana kolaylık sağlıyor.

Düşünsenize kilometrelerce yol arşınlamış ayaklarınızın kara suyu çıksın diye tuzlu suya yatırmışsınız patlıcan gibi 🙂 . Açsınız, sipariş veriyorsunuz, önünüze cami avlusuna bırakır gibi dev bir böceği bırakıyorlar, ölür müsünüz öldürür müsünüz 🙂 . Tamam değişik lezzet tutkunuzu anlıyoruz ama “Ayhh şekerim düştü Şemsi, gözüm dönüyor, acım ac!” diye çemkiren bir hatununuz varsa, börtü böcek de bi yere kadar!

AAA NEREYE GİDİYORSUNUZ, DAHA TATLI YİYECEKTİK?

Hayattan tatlıyı alın, geri neyi kalır ki? “Şekersiz 21 güncüler” beni şeytan taşlar gibi taşlamazsa iki çift lafım var. Budapeşte leziz tatlılar bulabileceğiniz güzel bir kent. “Görümcemle tatlı keyfisi” konulu Facebook fotoğrafları paylaşabileceğiniz çok güzel tatlıcılar bulabilirsiniz (Tatlıcı olmadı sanki, sıcak lokma ve halka dökülen aynı anda da içinde çiğ köfte satılan bir dükkan canlanıyor insanın gözünde, biz iyisi mi cafe diyelim efendim) .

KÜRTÖS KALACS (Makara Tatlısı)

Şekere bulanmış hamurun ateş üzerinde çevirilerek pişirilmesiyle elde edilen güzel bir tatlı. Tam bir sokak lezzeti!

Kürtös Kalacs-Makara Tatlısı

Biz bunu sabit bir mekanda değil de Varosliget şehir pankında Macaristan’ın kurtuluşu şerefine tertip edilen festival alanında yemiştik.

Detaylı da bir video çektim. İşte bunlar hep Youtube hep kanal! Kanalıma abone olasıcalar sizii 🙂 . 

İÇİMİZ YANDI HOCAM BİZİ Bİ SULASANA!

SORU: Budapeşte’de ne içilir?

CEVAP: UNİCUMYaklaşık 40 çeşit baharattan yapılan, zamanında mide ilacı olarak tasarlanmış bir Macar likörü! İlle birşeye benzetmek isterseniz Jaegermaister’e benzetebilirsiniz, zira onda da ilaç bu, şifa bu geyiği mevcuttur. Buzlukta bekletilmiş, şık shot bardaklarında sunulur.

Şişesinin üzerinde haç işareti vardır. Bir rivayete göre eskiden ilaç niyetine kullanıldığı için üzerinde haç vardır falan da filan! Yeterli mi efenim?

SORU: Budapeşte‘de ne içmeden dönülmemelidir?

CEVAP: Tokaji şarabı. Macaristan’ın Tokaj bölgesindeki bir tepede özel olarak yetiştirilen, dalında küflenene kadar bekletilip öyle toplanan, dünyada başka yerde bulamayacağınız çok kıymetli bir tatlı şarap. Tatlılık oranı puttonyos ile ölçülür, 5 puttonyosa göre 6 puttonyos daha tatlıdır. Tokaji şarabı ile ilgili daha çok bilgi almak isterseniz şurayı tıklayabilirsiniz.

GEREKSİZ SORU: Budapeşte’de ne içerseniz karaciğeriniz sizi terk eder?

MÜNASEBETSİZ CEVAP: PALİNKA! Bu Palinka denilen meredi ben de sizler gibi bloglarda okuduydum. Merak ettiydim. İçmeden gelme klişelerine inandıydım. Ama unutmayın ki herkes hata yapar! Ben bir gazla palinka sipariş ettim, garson kız bana acıyan gözlerle baktı. “Bana acımanızı istemiyorum.” dedim. “Bunu sen istedin!” dedi. “Elinden geleni ardına koyma!” dedim. Al sanaa! Al sana Karakan, hadi hadi yandan, Karakan bir numara! Ama palinka değil! Sadece bir yudum aldım, karaciğerim şöyle buyurdu: “Ada ben ayrılmak istiyorum!” . Bende geri vites yok! Gidene bay bay! O gün bugündür karaciğerimin yerine BİM poşedi koydum onunla geziyorum 🙂 . Alkol oranı aşırının aşırısı yüksek, Allahını seven üzerime enginar atsın!” demek istemiyorsanız bulaşmayın efenim. Hee, ben zaten limon kolonyasını da severim diyorsanız, siz bilirsiniz efenim..

SONUÇ: Palinka ile yatan kör kalkar!

Yeterince acıktıysanız, Budapeşte gezim boyunca deneyimlediğim mekanları arz ederim.

1-Menza (Gulaş ye!)

Budapeşte‘ye gidip gulaş yemeden olmaz dediler. Yaptığım araştırmalarda oklar Menza‘yı gösteriyordu. Bunca gezgin yanılamaz herhalde dedim, Menza‘nın yolunu tuttum. Modern dizayn edilmiş  hoş bir cafe&restaurant. Çorbadan daha çok yemeği andıran, haşlanmış et, et suyu ve kök sebzelerle pişirilen meşhur yemek gulaşı sipariş ettim.

Gulaş

Aşırı yağlı, rengi de kırmızı. Ama gerçekten lezzetli olduğunu söylemeliyim. Çok da doyurucu. Hasta adama içir iki günde ayağa kalkar! Bizim yüzüne bakmadığımız haşlamayı allamış pullamış sunmuşlar. Başarılı da olmuşlar. Marketinglerinesağlık! 

Bir rivayete göre gulaş Osmanlı’nın Macaristan’da hüküm sürdüğü zamanlarda yeniçeriler için yapılan “kul aşı” çorbasıymış, adı oradan geliyormuş. Kafama yattı, böyle bir çorbayı içip ya savaşa çıkılır, ya da duvara tırmanılır zaten 🙂 . Macaristan dışında yer miyim? Bayramda o bana mesaj yazmadığı sürece yazmam. Yazarsa da “senin de” diye cevap veririm o kadar 🙂 . 

http://www.menzaetterem.hu/

2-Déryné Bisztro (Dana yanağı ye!)

En sevdiğim mekanlar listesine ilk 5’ten girdi kendileri. Ortam muhteşem.

Michelin tarafından önerilen bu mekan biraz Fransız esintili. Yemeğinizi yerken size canlı jazz yahut klasik müzik eşlik ediyor.

Bizimle ilgilenen garson Budapeşte’de gördüklerim arasında en sıcakkanlı ve yardımseveriydi. Brüksel’deki Drug Opera’nın bahşiş koparma hedefiyle komiklikler şakalar yapmaya çalışırken yapmacıklaşan sinir bozucu şef garsonu gibi değildi.

Dana yanağı, ızgara kök sebzeler ve patates püresi sipariş ettik. Dana yanağı gerçekten muhteşemdi, tadı hala damağımda. Açık mutfak sistemine sahip mekanda, video çekme talebimizi nezaketle kabul ettiler.

Yakında Youtube kanalımda Budapeşte vlogumu da paylaşacağım. Budapeşte‘de ödediğimiz en yüklü hesaplardan biriydi ama feda olsundu! Herşeyiyle hak ediyor! Pazar günleri brunch için de düşünebilirsiniz. Yalnız gitmeden evvel rezervasyon yaptırmanızı öneririm.

http://bistroderyne.com/

3-Gelarto Rosa (Gül şeklinde dondurma ye!)

Instagram’ın bana armağınıdır Gelarto Rosa. Muhakkak gitmeliyim diye kaydetmiştim. St. Stephen’s Basilica‘ya yakın konumuyla muhteşem lezzet birleşince tadından yenmiyor!

Tadından daha da güzel olan kabul etmeliyiz ki verdiği görsel. Sen ne güzel birşeysin öyle!

Kontrast oluşturacak renkler seçtim, dondurmamı elime aldım, sokağa attım kendimi.

Fotoğraf çekmelere doyamadım. Yaratıcı sunumları seviyorum. Lezzetinin de güzel olması bonus olmuş. Bence muhakkak denemelisiniz..

http://gelartorosa.com/en/

4-New York Cafe (Ambiansı yaşa, kahve iç!)

“The most beautiful cafe of the world!” müş kendileri. Adının hakkını veriyor mu, evet veriyor. Adeta bir saray yavrusu.. Tavan işçiliği, altın varakları, yüksek tavanı, devasa pencereleri..

New York Cafe

Evet çok güzel. Gidilmeli mi? Evet gidilmeli. Ama.. Birşeyler olmadı sanki bu cafede.. Bir kere yoğun talep gördüğü için sıra oluyor ve istediğiniz yere oturmanıza müsaade edilmiyor.

New York Cafe

Yerinizi değiştirmek istediğinizde suratlar düşüyor, homurdanılıyor. Ben mesela klima vuruyor diye yerimi değiştirmek istedim, geldi elindeki menüleri klimanın üzerine dizip çözüm üretti aklınca 🙂 . Hani soba borusundan kurum damlıyo desem, gelecek yoğurt kabı bağlayacak telle, o derece 🙂 .

En güzel yerlere sizi almıyorlar otel müşterilerine ayrılmıştır diyerek. Evet burası saray gibi ama sizi o sarayın hizmetçisi gibi hissettiriyorlar. “Payam vay amca, tuvistim ben.” diyesiniz geliyor. “Parası neyse veririz uleyhn!” diye garsona uçasınız geliyor. Tutuyorsunuz kendinizi. Neyse menüden şakıllı şukullu bir tatlı ve kahve seçtim. Tatlı orta halliceydi, çok bir esprisi yoktu. Kahveden de bir beklentim yoktu.

Ambiansın tadını çıkarın, birşeyler için yeter. Bir de güneşin vurduğu saatlerde gitmemeye çalışın, ben çok fotoğraf çıkaramadım bu cafeden.

Çok güzel olmasına rağmen gönül bağı kuramadım. Yırtılmış deri koltuklarının üzerine şal örtülen Déryné Bistro daha samimiydi.

http://www.newyorkcafe.hu/menu.html

5-Butter Brothers (Kruvasan ye!)

New York Cafe’nin “dı most biyudiful”luğunu dövecek kadar “dı most dıielişıs kroisan ov dı vöorld” bence Butter Brothers. Muhteşem ötesi kruvasanlar yedim orada.

Butter Brothers

Kahvaltı için hiç düşünmeden gidiniz, çeşit çeşit kruvasanlardan yiyiniz.

Cevizli sarma gibi olanı da güzeldi, domatesli, biberli, peynirli olanı da.

Çalışanları da tatlılık abidesi. Yesin onları Ninüsü! 

Adres: Budapest, Lónyay u. 22, 1093 Macaristan
Telefon: +36 30 456 4019

6-Hummus Bar (Humus ve falafel ye, limonata içme!)

Vejetaryenlerin hayatını kurtaran bir yemek biliyorum: falafel! Yanında humus da olunca tadından yenmez. Hummus Bar geniş menüsüyle damak zevkinize uyacak bir lezzet sunabilir size diye düşünüyorum. Ama Arabik olan herşeye antipatik yaklaşıyorsanız o konuyu terapistiniz ile çözmenizi öneriyorum 🙂 .  

Menüde “hummus with Turkish salad” diye bir seçenek vardı. Türk salatası ne ola ki diye merak edip sipariş ettik. Humusun üzerine menemen koyup getirmişler 🙂 . Ben önce bi hakir gördüm ama acayip lezzetliydi, tadını unutamıyorum. Bir de karışık tabak seçtik, onda da 6 tane falafel, nohut ve mantar vardı. Falafel ahım şahım değildi ama genel manada leziz bir tabaktı.

Bunlar tamam. Ancak gaflette bulunup limonata söylemeyin. Garip bir suyun içine limon damlatıp getirmişler gibi.

Tavşanın suyunun, suyunun, suyunun, suyunu çıkartmışlar, onu da damıtıp esansını çıkartmışlar da uçurmuşlar sonra o yağmur olup toprağa düşmüş gibi. Öyle işte. Karışık tabak 1590 HUF bu arada. 

http://hummusbar.hu/

7-My Little Melbourne (Kahve iç!)

Gittiğim şehrin kahvecileri de benim için önemlidir kafasındakiler için öneriyoruz: My Little Melbourne!

Misminicik bir kahveci. Kahveleri güzel. Camındaki yazılar güzel.

“Lattesiz çıkmam ağbi, kapuçinodan bıkmam ağbi” diye bir sloganım vardı. Onun hakkını vermek üzere latte sipariş ettim. Yanına da kruvasan. İyice Avrupalı oldum çıktım 🙂 .

http://mylittlemelbourne.hu/

8-SMUZ (Renkli latte sipariş et, onun 897 tane fotoğrafını çek!)

Ben bu cafeye resmen bayıldım. Hem bir çiçek ve dekorasyon dükkanı hem de cafe. Bana yine instagramın kazandırdığı bir mekan oldu. Fotoğraflarını daha gitmeden çok sevmiştim.

SMÚZ

Renkli latteleri ve hoş sunum tabakları ilgimi çekmişti. Kırmızı ve mavi latte siparişi verdik. Bir de limonlu cheesecake ve ıspanaklı kiş. Kişin lezzetine bayıldım. Cheesecake de güzeldi.

Kahve gıda boyasıyla yapıldığı için içmedim. Tabi bu durum size saçma gelebilir ama bazen de sanat sanat içindir, içmek için değil :).

Çok güzel fotoğraflar verdi mekan bana. #tbt lerimin kraliçesi olacağı daha şimdiden belli… Üstüne üstlük çalışanaları da çok yardımsever.

SMÚZ-Latteart

Hani yapılacak listenizi bitirirsiniz de kendinizi güzel bir mekanla ödüllendirmek istersiniz ya, hiç düşünmeden SMUZ‘a gidin ve bir kaç saat geçirin orada. Parlamento binasına çok yakın, bu bilgi de şurada dursun, belki lazım olur :). 

http://www.smuz.viragneked.hu/

9-Ruszwurm (Somloi galuska ye!)

Budapeşte‘de yenilmesi gereken tatlılar arasında “somloi galuska”yı görmüştüm. Nerede yesem diye araştırdığım karşıma Balıkçı Tabyası‘nın yakınındaki tarihi cafe Ruszwurm çıktı.

Ruszwurm-Somloi Galuska

Eski cafeleri çok seviyorum. Eski eşyalar, senelerdir değişmeyen tatlı formülleri. Yıllardır devam ettirilen kalite.. Bunların menbağına düşmüşüm haberim yok! Ben bir gazla somloi galuskanın yanına “szamos kave” söyledim. Senin neyine likörlü, kremalı, çikolatalı kahve söylemek!

Kahveye bırak şekeri, süt bile koymamak gerek gerçek tadını alabilmek için (gençlik yıllarımızda az üçüncü nesil kahvecilik diye çırpınmadık..) . İkisi birlikte ağır geldi. Somloi galuska, Budapeşte‘de yediğim en güzel tatlıydı. Cevizli bir çeşit kekin üzerine çikolatalı sos, üzerine şanti, ohh sabahlar olmasın. Tabağın dibini sıyırdım dibini! Bu mekanda bir de yine meşhur olan Macar tatlısı “dobos torta” yı da denedim ama hiç beğenmedim. Belki başka yerde daha güzeldir, bilemedim.

Ruszwurm-Dobos Torta

http://www.ruszwurm.hu/

10-Espresso Embassy (Espresso iç!)

Budapeşte‘nin en iyi kahvecisi olarak nam salmış. Asyalı turistlerin istila ettiği bir mekan olmuş. Efendi gibi espressomuzu içtik, fotoğrafları çektik (Bunu içmeden duramıyoruz). “But First Coffee” falan dedik, “Sorry Not Sorry!” diye atarlanıp, “Haters Gonna Hate!” diye giderlendik! Instagramın bize verdiği yetkiye dayanarak yaptık tabi tüm bunları.

Beni Instagram’dan takip etmek isterseniz şorayı tıklayın. Sayfa 30 saniye içinde açılmazsa beni çaldırın kapatın, ben size dönerim 🙂 . Döncem ben size 🙂 . Yani ben olsam beni takip etmezdim, daha tbt yapmayı bilmiyorum! Perşembe günleri güncel post paylaşıp geri kalan günlerde tbt yapmaya çalışıyorum. Konuyu çok yanlış anlamışım 🙂 . Dudullu’da gezinirken Budapeşte postu giriyorum, iyi gezmeler falan yazıyolar, bozamıyorum (Şaka şaka, daha hiç gitmedim Dudullu’ya ama böyle daha çarpıcı oluyor 🙂 ).

http://espressoembassy.hu/

11-Central Market Hall (Üst katında langos ye! Paprika al!)

Gittiğimiz kentlerde pazar gezmeyi severiz. Pazar candır. Pazar halktır, yereldir, tazedir, güzeldir, samimidir!

Central Market Hall

Meşhur sokak lezzeti “LANGOS” un en güzel yapıldığı yer olarak Central Market Hall‘ün üst katındaki büfe işaret ediliyordu. Cumartesi günü yola düştük gittik. Bir de ne görelim! Daha öğle vaktinde pazar kapanmış! Pazar günü de tümden kapalıymış. Aşırının aşırısı üzüldüm :/ . Pazartesi öğlen dönüş uçağımız vardı. Ben son güne birşeyler sıkıştırmayı sevmiyorum açıkçası. Elde valiz zor olur diye düşündüm. Ama yine de gittim. Ne güzel bir karar olmuş. Tazecik meyveler -mesela bu yassı şeftalinin mis gibi kokusu vardı- paprika dükkanları, sebzeler, üst katında büfeler, hediyelikçiler, şarküteri standları..

Tam bir pazar işte. Ben bu sefer yalnızca 8 kiloluk el bagajıyla seyahat ettiğim için hediyelik ve yiyecek götürme olayına girmedim. Belçika’daki market çılgınlığımızı şu yazımda anlatmıştım malum. Ama son anda paprika almaya karar verdim. İyi ki de almışım. Geldiğim günden beri ne yemek yapılırsa yapılsın içine paprika koyuyor, üzerine paprikalı yağ kızdırıyorum.

En son muhallebinin üzerine paprika serperken yakaladı annem beni, 2 maç seyircisiz oynama cezası verdi 🙂 . Diyeceğim o ki paprika deyip geçmeyin, yiyip geçin 🙂 . Paprikayı da bizden gördü Macarlar hebele höbölösüne girmiyorum hiç. 

http://budapestmarkethall.com/

LANGOS

Kimi bölgelerde “pişi” de denen hamur kızartması var ya bizim; Macarlar onun daha genişini yapıp, ortasını yassılaştırıp üzerine ekşi krema sürüyorlar. Rendelenmiş peynir de ekleyip mideye indiriyorlar. Güzel bir lezzet. Biraz ağır ve yağlı yalnız. Çıtırık kızlarımıza aşkitolarıyla paylaşmalarını öneriyoruz! 

Pazarın üst katında yer alan Langos isimli büfe -acaba neden şaşırmadım 🙂 – saat 09.00’da açılıyormuş. 45 dakika önlerinde kıvrandık da acıyıp vermediler bize yemek ühüüüüüüüü. Saat geldi, bize iyi davransınlar diye en kallavi en pahalı langosu seçtik (Budapeşte‘de yemek için verdiğimiz en büyük para oldu). Üzerinde “I love Hungarian Food” yazan ancak bana göre şöyle yazması gereken “I love Hungarian food but I don’t like tourists, go f’ck yourselves!!!” yazması gereken bir abi var gücüyle somurtarak siparişimizi hazırladı.

Langosu daha evvelden Karavan’da denemiştik, bu sefer güzel fotoğraf ve video almayı hedeflemiştik, riske atamazdık. En mırnav ses tonumuzla “Amca, videyo çekebilir miyiz amca, yooluuur, nüsfen, nüsfeeen.” diyerek ikna ettik. Muhtemelen Macarca küfür etti, bereket versin ki biz Macarca bilmiyoruz közsönöm dışında 🙂 . Biraz abartmış olabilirim, ama siz de pek güleryüz beklemeyin.

Central Market Hall-Langos

Sonuç olarak bu devasa langosu (Langoş olarak okunduğunu da anayurda döndükten sonra öğrendim tıpkı Tokaji’ye Tokayi dendiğini sonradan öğrenmem gibi.. Hep sonradan sonradan..) bitiremedim tabi, yarısını yiyebildim. Foodporn oldu resmen. Her zaman daha fazlasını isteyenler düşünebilir 🙂 . 

12-Istvan Cukraszda (Becsi kremes ye!)

Hummus Bar‘ın hemen yakınında yer alan bu minik ve eski mekanda meşhur Macar tatlısı kremesten yiyiverdim iki arada bir derede. Milföy arasında dolu dolu krema!

Kremes

Ama öyle şanti bayağılığında değil, süt süt, leziz leziz bir krema. Denemeden geçmeyelim abilerim ablalarım!

http://istvancukraszda.hu/fooldal

13-Magveto Cafe (Basamaklara oturup cappuchino iç!)

Yazı hukuk kitabı kalınlığını aldı biliyorum ama bu güzel mekanlardan da mahrum kalmanızı istemiyorum:/ . Büyük Sinagog‘u ararken yol üstünde karşımıza çıkan bu cafe kelimenin tam manasıyla bizi kendine çekti.

Hani insanların bilgisayarlarını açıp çalıştığı, kitabını alıp okuduğu cafeler vardır ya, tam olarak öyle (Hani hepinizin gizliden gizliye açmak istediği o malum cafe formatı 🙂 ) . Huzur dolu, sakin sessiz bir mekandı. Biz çok yorulmuştuk gezerken, tatlı bir mola oldu.

Tiyatro koltukları gibi amfi görünümü verilmiş basamaklarda yahut pencere pervazında oturup bir cappuchino yudumlamanın hazzına paha biçemem. Aklınızda bulunsun 😉 . 

http://cafe.magveto.hu/

BONUS: Soprano Fagyi (Upuzun bir dondurma ye!)

Yol üzerinde denk geldiğimiz bir mekan daha! Özelliği ne diye soracak olursanız fast food zincirlerinde satılan köpük dondurma kafasında bir dondurma. Ama onu farklı kılan upuzun olması!

Lezzeti vasat, bi Gelarto Rosa dondurması değil. Ama güzel görsel veriyor. Bazen #sunumönemlidir :)))) . 

Adres: Budapest, Károly krt. 25, 1075 Macaristan

Ninücüm var mı başka gezilecek mekan derseniz, var efendim. Ama onu da sonraki yazıya saklayalım. Daha ruin pub konusuna hiç giremedik bile :).

Size doyum olmaz ama bana müsaade..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Related posts
Budapeşte Dersine Giriş: Budapeşte Hakkında Bilgiler
5 Temmuz 2017
Genel, Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

Budapeşte Dersine Giriş: Budapeşte Hakkında Bilgiler

Bazı yerler var ki 5 kat daha fazla merak eder 8 kat daha fazla gitmek istersiniz. Bazı yerleri Google ‘ın 25. Sayfasına kadar araştırırsınız. Bazı yerlerde paranızın 1/8 i ile sodasız su alıp 3/7 si ile magnet almak istersiniz. Ve bazı yerleri daha gitmeden çooook ama çooooooook seversiniz. İşte o bazı yerler, Buda ve Peşte’ler! Hazırsanız Budapeşte Dersine Girişiyoruz  🙂 .

GİRİŞ

Tuna’nın bir yakasında Buda, diğer yakasında Peşte. Ve bu iki sevdalı yari birleştiren vuslat kokan köprüler (Burası bir anda lahmacun koktu sanki, pencereyi açınız :/) . Efendim Budapeşte gezmelere doyamayacağınız, bir an olsun sıkılmayacağınız, her an için manalı aktiviteler bulabileceğiniz (Tabii ki de binaların tepesine parmağınızı koyup çektiğiniz über turistik fotoğraflardan bahsetmiyoruz.), gecesi ayrı güzel, gündüzü ayrı tatlı, şirin mi şirin bir Orta Avrupa ülkesi.

Hem bizden biri gibi, hem de değil gibi. Uzansan dokunacakmışsın gibi ve dokunsan ağlayacakmış gibi, ama aynı zamanda ağlamıyorum yavrum gözüme toz kaçtı da gibi (Yazar burada neden geldim İstanbul’a şarkısını söylerken “hönkürerek” ağlar.) . Çok hayal kurdum, hayallerimden de güzeldi.

Fisherman’s Bastion-Balıkçı Tabyası

Bundan sonra bana “Fahri Budapeşte Elçisi” diyeler, bu böyle biline! Tiz Budin Kalesine elçi yollana, kellesi kopmadan gelirse ona kelle paça ısmarlana! (Yazının adını ders gibi koyunca bir anda dersi kaynatma çabası içine girmem manidar oldu 🙂 ).

MACARCALARCA!
Çok iyisiniz, hassınız, cansınız ama afedersiniz de o ne biçim dildir! Ö’den ööğgh geldi, z’den de zzzzzıt Erenköy yani! Bir dil bu kadar mı birşey ifade etmez. Sanırım beni en çok geren bu oldu. Her yerin bir de Macarcasını not aldım, 2 iş çıktı bana. Çok çalıştım anne çook! Ondan böyle çiçek gibi pürüzsüz gezdim. Bana beden dili yetmez diyorsanız mesela Kahramanlar Meydanı‘na Hösök Tere dendiğini ve metrolarda böyle geçtiğini unutmayın.

Kelebekler uçuşurken ortamı bir anda germemi napıcaz? Ama bizde yalan yok ne yapalım? Araya da bizimle aynı olan bir kelime sıkıştıralım: Mesela Büfe 😊. “Utca” sokak demek, “etterem” restaurant, bir de “közsönöm” var ki onu size öğrettiğim için de bana “teşekkür” edeceksiniz 🙂 . 

yesempatik-budapeste-gezi-seyahat-liberty-bridge

YERLİLER
Aklınıza hemen Afrika geldi di mi 🙂 . Yerel deseydim daha artistik olabilirdi. Ama biz halk insanıyız, varoşun sesiyiz 🙂 . Şükürler olsun ki Macaristan’da Macar var! Belçika’da Belçikalı bulamadığım için epey içerlemiştim, burada yüreğim ferah bir şekilde gezdim. Nasıl insanlar? Senin benim gibi insanlar, bence birbirimize benziyoruz (Yazar adeta Macar kısmetlerini arıyordu.). Olur yani bu iş.. Öhöm, dersimize geri dönelim, Macar halkı bizim Müslüman olmayanlarımız gibi diyeyim. Orta halli memur ailesi kıvamında, yer yer demode kıyafetli kişiler -hatta bazen de rüküş- görsek de küreselleşen dünyanın cilveleri olsa gerek, orada da şu siyah üzerine beyaz çizgili spor ayakkabı meşhur, gençler orada da şort üzerine göbeği açık sosyal mesajlı yahut karpuzlu/ananaslı atletler giyiyor.

yesempatik-budapeste-gezi-seyahat-macaristan-macar.jpg

Budapeşte’de bir düğün

Ama bana bir nebze mesafeliler gibi geldi. Fön çektirmek için gittiğim kuaför fön bitmek üzereyken turist misiniz dedi, evet dedim ve muhabbet bitti.

Çekiniyor yavrum sormaya, münasebetsizlik ederim diye korkuyor. Bayrampaşa’da bi kuaför olsa kimin kızı kimin oğluna kaçtı onu bile anlatır, müşterinin anne kızlık soyadına kadar öğrenirdi.

SONUÇ: Macarlar sıcakkanlılıkta Hollandalıları geçemedi!

MONEY MONEY MONEY İŞTE MEYDANEY
Macaristan Avrupa Birliğine üye ama kendi para birimini kullanıyor. Takdir ettim. Tamamen duygusal sebeplerden ötürü.. Çünkülüm insana tokat gibi çarpan 4 ile çarpma olayı yok, hatta çarpmıyorsunuz, bölüyorsunuz. Benim gittiğim dönemde yani Haziran 2017 ‘de 1 TL 73 HUF (Hungarian Forint) idi.

Ben gitmeden evvel Çemberlitaş’tan 53.000 HUF aldım, geri kalan paramı Euro olarak götürüp HUF’a çevirdim meşhur New York Cafe‘nin karşısındaki dövizcide. En az kur farkı orada. Yalnız orada çalışan ablanın libidosu epey yüksek, kur farkı olmasa bile bu abla önüne gelene kur yapıyor, hadi yine iyisiniz, akşam nevalesini çıkarttınız 🙂 .

Size bir uygulama önereceğim, resmen hayat kurtarıyor. xe isimli bu uygulama ile istediğiniz para birimlerini işaretliyorsunuz, aynı anda hepsini birbirine çeviriyor. Biz hep bunu kullandık. Uygulamayı yüklemek için. Google Play app store
NOT: Para birimi Euro olmadığından ve TL onların para birimi karşısında çok ezik durmadığından Budapeşte seyahati kendiliğinden ekonomik oluyor. Brüksel’de orta ölçekli bir mekanda ana yemeğe 17 Euro verirken Budapeşte’de Michelin tarafından önerilen muhteşem mekan Déryné Bistro’da 12 Euro‘ya dana yanağı yiyebiliyorsunuz.

Déryné Bistro

Bir kaç pahalı mekan dışında genel olarak yeme içme işlerini çok uyguna halledebilirsiniz.

SUSAZDIK MI?
Sizi “normal” su için pembe kapaklılara alalım.

Parlamento Binası

Mavi kapaklılar sodalı, yeşiller naneli, sarılar limonlu, kahverengiler çikolatalı.. Tamam çikolata kısmı biraz abartılı oldu ama diğerleri doğru, pembe kapaktan şaşmayın siz yine de.
SİGARA İÇENLER DİKKAT!
Sigara öldürür! Off, bunu zaten biliyorsunuz, ben size ha deyince sigara bulamayacağınızdan bahsedecektim. Sadece özel izin almış belli başlı yerlerden satın alınabiliyor tütün mamulleri, boşuna bakkal amcaları “bi dal cuvara versene” diye darlatmayın.

HAVAALANINDAN ŞEHİR MERKEZİNE RAHATLIKLA VE EKONOMİK ULAŞIMIN BAŞKENTİ BUDAPEŞTE
Başlık yeterince açık oldu sanırım gençler, dağılabilirsiniz 🙂 . O kadar kolay ki toplu ulaşım, size taksiyle giderseniz şo kadar, servise pinerseniz bo kadar diye ahkam kesmeyeceğim. Efendi olun havaalanından tikıtlarınızı alın (Tikıt ne ayol, bilettir o, tikıt olsa duramazsın 🙂 ). Hemen havaalanı çıkışındaki 200 E’ye binin, Köbonya Kispest durağında inin, oradan 3 numaralı metroya binip artık Allah ne verdiyse merkeze yaklaşın.

Bereket versin ki bizim kalacağımız yer tam da 3 numaralı metro duraklarından birine yakındı. Dönüş yolu da havaalanına giderken dahi arada Central Market Hall‘e gidip kahvaltı yapma lüksüne sahip olabildik.

NOT: Artık “ Evropa’da turnike neyim yok, bedavadan da gezilebilir, ama işte kontrole yakalanmazsan, meh meh meh!” şeklinde bayat espriler yapmıyoruz, çok eksikliğini hissederseniz yazının burasında böyle bir diyalog hayal eder, kıs kıs gülersiniz kendi kendinize 🙂 . Herşeyi bizden beklemeyin (gözlüklü emoji).

ŞEHİR İÇİ ULAŞIM
Şehri ağ gibi sarmış metro ve tramvay hatları, bunu destekleyen düzenli otobüs seferleri ulaşım konusunda yüzünüzü güldürüyor. Size sadece ineceğiniz durağın Macarcasını öğrenmek ve hangi yönden bineceğinizi kestirmek düşüyor. Biz ilk gittiğimizde 10lu ulaşım bileti aldık. Biletler okutuluyor, arada bir de kontroller oluyor. Kontrollerin gece yoğunlaştığını söylemeliyim. 2. Gün 72 saatlik ulaşım kartı alıp paşalar gibi gezdik (Toplu ulaşımda çığır açtık, bakınız paşa bile özel aracını bırakıp metroya biniyor 🙂 ). Evet turist olmak ayaklar su toplayıncaya kadar yürümek demektir. Ama unutmayalım ki bazen tramvaylar başlı başına bir aktivite olabiliyor.

Mesela 2 numaralı tramvay panaromik bir şehir turu için ideal. Ayrıca öyle şirinler ki insanın vatmana “Abi şu sarı tramvayı versene bi tur kullanıp geri getireyim.” diyesi geliyor.

Biz Budapest Card almadık. Çünkü ücretsiz müze sayısı çok azdı ve ücretsiz giriş hakkı verdiği termal, popüler olan değildi. Siz ilgilenirsiniz belki diye linki şuracığa bırakıyorum.

NOT: Pek çok ülkede yaşananın aksine, Budapeşte’ye ulaşım kartlarını havaalanı ulaşımı için de kullanabiliyorsunuz. Sonra da efendim neden Budapeşte’yi seviyorsun? Sevilmeyecek gibi değil ki..

BUDAPEŞTE’YE NE ZAMAN GİDİLİR?
Bana kalsa her zaman gidilir. Çünkü belli ki her mevsimi ayrı güzel. Benim gittiğim Haziran ayı hava bahar havası kıvamındaydı. Bir gün yağmur dışında genelde sıcak ve aydınlıktı. Budapeşte bir anda bastıran yağmurlarıyla meşhurmuş. Ben bagajsız gittiğim için şemsiye götürmemiştim ama bir tane satın almak zorunda kaldım. Şemsiyesiz büyük problem.

Ama ince bir yağmurluğum vardı, baya işe yaradı. Siz de kara kışta gitmiyorsanız yanınıza yağmurluk almanızda fayda var. Şu meşhur termal havuzlara gitmedik, hava sıcak, havuz sıcak, kafamıza tam oturmadı. Kışın gidildiğinde muhakkak denenmeli bence, sonuçta kışın ortasında sıcacık havuza girmek harbiden de haber değeri taşıyor 🙂 .

yesempatik-budapeste-gezi-seyahat-kopru-blogger

Citadella

ANAFİKİR: Bahar ayları gezmek için ideal, yürüye yürüye şehrin altını üstüne getirebiliyor, o güzel köprülerden yürüyerek geçebiliyorsunuz.

Varosliget-Şehir Parkı

Ve Margaret Adası’nda çimlere yayılıp gökyüzünü seyredebilmek için çimlerin üzerinin karla veya suyla kaplı olmadığı bir mevsim daha güzel olmaz mı sizce de 🙂 .

BUDAPEŞTE’DE HANGİ MESLEK SAHİPLERİ AÇ KALMAZ?
Kesinlikle heykeltıraşlar! Bu kadar mı adım başı heykel olur!

Heykeli dikildiğinde göre önemli bir zat belli ki cümlesini 21. kez kurduktan sonra düşündüm de bir ülkede bu kadar çok önemli adamın olması normal mi?

Ya da bi de beni tek çek derecesine “Azıcık şurada durayım da bi heykelimi yapıver.” mi demişler acaba.. Kafamda deli sorular..

BUDAPEŞTE’DE KAVGA ÇIKARTMAK İÇİN NE YAPMALISINIZ?
Kadehleri tokuşturmanız yeterli! Savaş zamanı düşman askerleri keyifle kadeh tokuşturup durduklarından Macarlar gıcık kapmış, travmatik bir etki yaratmış onlarda. Kadehinizi tokuşturmayın efendim. Şerefe diyin geçin!

HOCAM BUDAPEŞTE’YE TORPİL GEÇİYORSUNUZ, ONA HEP 5 VERİYORSUNUZ!
Hayır! Kendince can sıkıcı özellikleri de var Budapeşte‘nin. Mesela minik sinek sürüleri! Bir anda bulut gibi üzerinize gelebiliyor ve rahatsız edici olabiliyor. Ayrıca börtü böcek pek yaygın, epeydir görmediğiniz bir böcek türüyle karşılaşırsanız şaşırmayın.

GÖZLEMLER
• Şehir genel manada epey düzenli. Sokaklar, semtler arasında büyük kopukluk, uçurumlar yok. Benzer mimari özellikteki güzel, tarihi yapılarla örülmüş. Her birinin hem kendine has hoş detayları var, hem de bütün ile uyum içerisinde. Bizdeki gibi muhteşem bir yapının yanında bir inşaat faciası ile karşılaşmıyorsunuz, tuttum bu olayı.

St.Stephans’s Basilica

Çok fazla evsiz var. Pek çoğu akli dengesini yitirmiş durumda. Bir tanesi yere kapaklanıp kendi kendine bağırarak birşeyler söylüyordu, muhtemelen af diliyordu ya birinden ya da tanrısından.. Elden birşey gelmiyor, yanından geçip gidiyorsun, bu  da insanın içini burkuyor..
• Belli bir yaşın üzerindeki insanlar otobüslerde, tramvaylarda bilet kontrolörü olarak istihdam edilmiş. Bu kişilere böyle bir görev verilip toplumdan soyutlamamaları durumunu takdir ettim, malum belli bir yaştan sonra kişiler kendini “ işe yaramaz” hisseder ve depresyona girerler.
Trafikte aşırı kibar sayılmazlar. Yer yer ışık ihlalleri de yapıyorlar. Avrupa’dayım diye yaya geçidinden yaylana yaylana geçmeyin, özellikle yan yollardan bağlananlar yayaya yeşil yansa bile kale almayıp yoluna devam ediyor.
Restoranlarda servis biraz yavaş. Biz bu konularda sanırım daha iyiyiz. Yer yer somurtkan çalışanlar da gördüm. Tıpkı Avrupa’daki konumu gibi bazı diğer konularda da arada kalmış Budapeşte, biraz öyle, biraz böyle gibi.

Central Market Hall

Çok fazla kola tüketimi var. Elinde 2 buçuk litrelik kolalarla gezip su niyetine içenleri görünce epey garipsedim. Butik bira üreten bir tesiste bile kasa kasa kola vardı. Şaşırttı ve üzdü.

AVM kavramı yaygın. Türkiye’deki ile tıpatıp aynı. Özünü yitirmeden çağa ayak uydurmak maharet gerektiriyor galiba, yoksa tüm ülkeler birbirine benzemeye başlıyor.
Festivaller çok güzel ve organizasyonları başarılı. Masaların kenarında çöp poşetleri var, yemeğini yiyen kabını kacağını çöpe atıyor, tertemiz bırakıyor. Bizdeki gibi ayrıca temizlik görevlileri yok. Ona rağmen bizde çöp yığınları oluşuyor :/ . Medeniyet işte azizim.
Macarların yediği darbelerden, ülkenin habire istila edilmesinden, müzelerde vay Ruslar böyle tokatladı, yok Türkler böyle ezikledi diye ağlanmalarından içim şişti. Ulen azıcık adam olaydınız o zaman. Tamam çok sevdim ülkenizi ama duygu sömürünüz de bi bitmedi yani (Yazının başında yağ var bal vardı, yazının sonunda bastım paprikayı, verdim odunu!) . Gelen vurmuş giden vurmuş. Ne çektin be Macaristan!

Velhasılıkelam; Macaristan’ın başkenti Budapeşte güzel şehir vesselam!

Bu dersimiz giriş niteliğinde olup, yeni yazılarımızla detaylandıracağız.

Budapeşte‘ye aç dimağları bilgi ile sulayacağız.

 

Eğer bu yazıyı beğendiyseniz kanalıma abone olm…. Ne kanalmış.. Herkes de vlogger oldu, aman canım herkes de blogger oldu (En azından yazar herkez demiyor, herkes de derken de’yi ayrı yazabiliyordu 🙂 ).

yesempatik-budapeste-gezi-seyahat-manhole

Bugünlük dersimiz bu kadar, yarın mukavva, elişi kağıdı ve uhu getirin; Safranbolu evi yapacaz 🙂 .

Bi de babanıza söyleyin aidatları getirsin artık, Hikmet sen cezalısın 1 top kağırt getir!

Çıkarın kağıtları sözlü yapıcam!

St.Stephans’s Basilica

Tamam tamam, seviyorum sizi..

Yeni bir derste görüşünceye kadar;

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Yeni Başlayanlar İçin Belçika Hakkında Bir Takım Bilgiler yazım için tık tık..

Related posts
Meraklısı İçin Budapeşte Yeme İçme Notları
7 Ağustos 2017
Genel, Mekanlar, Restaurantlar

Nusret Burger Kanyon Açıldı!

Et tuzlama videosuyla dünyada bir anda popülaritesi artan, Etiler’deki Nusr-Et Steakhouseun ortağı ve şefi Nusret Gökçe, Ankara, Bodrum, Dubai’de açtığı Nusr-Et Steakhouse şubelerinin yanında Bebek ve Nişantaşı’ndaki Nusret Burger şubelerine Kanyon’da bir yenisini ekledi. 6 Haziran 2017 tarihinde kapılarını konuklarına açan mekanı açılışının ertesi günü ziyaret ettik.

yesempatik-nusret-burger-kanyon-saltbae-blogger

Tahmin ettiğimiz üzere bir süre sıra bekledik. Gittiğimiz saat itibariyle yine de avantajlıydık. Bizden sonra deyim yerindeyse izdiham yaşandı. Şaka şaka o kadar da değil 🙂 . Girişte nazik bir personel isminizi alıp oturma olayını organize ediyor. Boşalan masalar itinayla dolduruluyor 🙂 . Siparişini veren bi koşu gidip Nusret ile selfie çekiniyor. Zaten açılışa özel hazırlanan burger menüsüne selfie de dahil!

Nusret Burger Kanyon’da Fiyatlar Nasıl?

Peki bu burger menüsünde ne var derseniz fotoğrafını şuracığa bırakıyorum.

yesempatik-nusret-burger-kanyon-saltbae-menu

Nusret Burger, patates, içecek, havuç dilimi ve selfie 50 TL! Bence gayet uygun. Özellikle steakhouse a gidip 4 haneli hesaplar ödeyen arkadaşların çıkarttığı haklı yaygaraların da etkisiyle algıya yerleşen “Nusret çok pahalı!” travmasını unutturacak cinsten. Ve her kuruşunu sonuna kadar hak ediyor. Tonla para verip doymadan ve lezzet namına birşey bulamadan kalkılan mekanları düşününce bir de, daha da hoş geliyor kulağa Nusret Burger‘e gitme fikri.

Hizmet nasıl?

Çalışanların nezaketi ve güleryüzü takdire şayandı. Malum popüler mekanlarda çalışanlar kraldan çok kralcı olur “Ööoeef, nerden geldiniz yeaaa.” dercesine bir yüz ifadesiyle gezinirler ortalıkta artiz artiz. Bu arkadaşlar öyle değil. Kalabalığa rağmen herkesle tek tek ilgileniyorlar. Nusret‘in gözü çalışanların üzerinde. Hepsini kaşla gözle koordine ediyor. Yer yer müdahale ediyor. Herşey kontrol altında!

yesempatik-nusret-burger-kanyon-saltbae-mekan-istanbul

Nusret Burger

Gelelim burgere.. Servis tahtasına inci gibi dizilmiş Nusret burgerler masamıza gelince bizde ağızlar sulanmaya başlıyor. Görüntü gerçekten iştah kabartıyor.

yesempatik-nusret-burger-kanyon-saltbae-hamburger

Bir burger nasıl olmalı?” sorusunun cevabını vermiş, nokta koymuş gitmiş.. Özel yapım güzel bir burger ekmeği, karamelize soğan, dana bacon, cheddar peyniri ve…. Kalınlığıyla önce gözümüzü doyuran köftesi.. İçinde muhafaza ettiği suyuyla ve lezzetiyle bizi büyülüyor.

yesempatik-nusret-burger-kanyon-saltbae-yemek

Son bir hamleyle ikiye kesilip ızgarayla buluşturulmuş burger -ki steakhouse burgerlerinin en belirgin özelliğidir- telli duvaklı gelin olmuş, ata binmiş, gönlümüze doğru yol alıyor! Yanında ikram edilen patates ev yapımı olmadığı için beğenimi kazanamadı. 

yesempatik-nusret-burger-kanyon-saltbae-cheddar

Havuç Dilimi

Bir Nusret klasiği, yemek sonrası üşenmeyip Gaziantep İmam Çağdaş‘tan gelen havuç dilimi ile yemeği sonlandırıyoruz. Havuç dilimi hazırlamakla görevli bir arkadaş -adamın tek görevi bu :)- kimin yemeği bitti diye gözlemliyor, hoop diye masasına gidiyor gözüne kestirdiğinin. Şov başlıyor..

yesempatik-nusret-burger-kanyon-saltbae-imam-cagdas-havucdilimi

Havuç dilimi açılıyor, arasına dondurma konuluyor, içine yedirilip ters çevriliyor. Üzerine biraz bastırdıktan sonra havuç diliminiz hazır efendim! Gerçekten lezizdi. Ama son lokma altın vuruş gibiydi. O son lokmayı iyi ki yemişim 🙂 . 

yesempatik-nusret-burger-kanyon-saltbae-dondurma-havucdilimi

Selfie

“Bi fotoğraf çekinebilir miyiz?” Tabii ki canım, çekinebilirsiniz. Nusret bıkmadan usanmadan fotoğraf çekiniyor insanlarla. Kimseyi kırmıyor, kimseyi es geçmiyor. Mekanda yemek yemeyip dışarıdan gelenlere de “Hanım hanım önce burgerini ye, hesabını öde, sonra fotoğraf çekersin.” demiyor. Çocuklarla daha da özenli ilgileniyor. Namını duyup gelen turistlerle de sohbet ediyor. Masaları geziyor, geri dönüşler alıyor, yemek sırasında bekleyenlerin yanına gidip onlarla selfie çekiniyor..

yesempatik-nusret-burger-kanyon-saltbae-ünlü-kral

Diğer taraftan koşup mutfağa giriyor, şeflere birşeyler söylüyor, sonra tekrar et dolabının önüne geçiyor, kontrol ediyor herşeyi.. Tam manasıyla işinin başında.

yesempatik-nusret-burger-kanyon-saltbae-saltlife

Son aylarda Salt Bae unvanıyla dünyayı kasıp kavuran; ünlü oyuncular, futbolcular, sanatçılar ve siyasi liderlerle bir araya gelen Nusret‘in bunca şöhret sonra böylesine kolay ulaşılabilir olması belki insanlara samimi geliyor. 

yesempatik-nusret-burger-kanyon-saltbae-ünlüler

İlginç bir gözlem..

Nusret Burger’de otururken sağı solu da kestik haliyle. Bir de ne göreyim! Möhtemelen moda blogger ı olan, Uzakdoğulu (artık ben diyeyim Çin, sen de Güney Kore, kesin Korelidir o, Çinli olsa duramazdım:) ) bir abimiz (abi deme lazım olur) o ilginç kostümüyle tam 3 kez içeriden dışarıya havalı havalı çıktı. Sanki onun da görevi oydu 🙂 . Gözler üzerinde tabi, kafayı sağdan sola soldan sağa savura savura çıkıyor. Bir an acaba parayla mı tuttular diye düşünmedim değil 🙂 . Hani bi salın da alem blogger görsün gibisine 🙂 . Tarkan bizde, Kenan Doğulu bizde, Ajda Pekkan hepsi bizde abicim 🙂 . 

Özetle..

Kanyon‘daki Nusret Burger şubesi benden geçer not aldı. Lezzet, kalite, fiyat, hizmet performansları başarılı. Leziz bir burger ve peşine de kallavi bir havuç dilimi yemek için tercih edilesi.. Gidiniz, yiyiniz efenim..

yesempatik-nusret-burger-kanyon-saltbae

yesempatik-nusret-burger-kanyon-saltbae-tuz-salt

Nusret Burger Kanyon ile ilgili deneyimlerimi vlog olarak Youtube kanalımda paylaştım, şuradan tık tık efenim 🙂 . Aman efendim, canım efendim, ağzımızın tadı bozulmasın efendim 🙂 .

Yeni keşiflerde görüşmek üzere..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Related posts
Tarihi Yarımada’da Bir Etçi: Baldır Sirkeci
6 Şubat 2016
Nişantaşı’nda Saklı Bir Bahçe: Tribeca
21 Haziran 2015
Genel, Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

Yeni Başlayanlar İçin Belçika Hakkında Birtakım Bilgiler

Herşey buğulu bir pazar sabahı kruvasanımı yiyip Americanomu yudumlarken bir anda aklıma düşen Belçika arzusuyla başladı. Pikapta Edith Piaf plağı çalıyor.. Ona da sordum, git dedi.. Bir saniye.. Tabii ki de böyle olmadı! Çünkü nereye gideceğimiz nereye ucuz bilet bulduğumuzla ilgili bir olay 🙂 . Pegasus’un bir anda %30 indirim yapmasıyla sunumsuz yakalanmama rağmen bu fırsatı kaçıramazdım. Hemen kredi kartıma kurdele bağladım ve harekete geçtim. Zaten sevgili Benim Diyet Yemeklerim ile bir yerlere gitsek diye konuşuyorduk aramızda, çok iyi denk geldi. Ayrıca kruvasan yiyip Edith Piaf dinleyerek bir karar verseydim muhtemelen Belçika değil Fransa olurdu 🙂 .

Grand Place

BELÇİKA KİMDİR, NECİDİR? KIZ İSTESE VERİLİR Mİ? BANKA KREDİSİNE KEFİL OLUNUR MU? (Doyulur mu, doyulur mu; Canan’a Kıyılır mı?)

Belçika‘nın yüzölçümü 11.779 kilometrekaredir. Yıllık yağış miktarı 800 milimetrekaredir. Şaka şaka böyle devam etmeyeceğiz tabii ki. Böyle devam edersek eğer Coğrafya Hocanız Mualla Hanıma gösterdiğiniz muameleye maruz kalırız (O muamele nedir diye soracak olursanız, zavallıya kocanız sizi aldatıyor ana fikirli acımasız bir mektup yazıp, mektubu “Bir Dost” rumuzuyla sonlandırıp kapısının altından atılması trajedisidir).

Şimdi ciddiyetimizi takınıyor ve Belçika ile ilgili bir takım lüzumlu lüzumsuz bilgi veriyoruz..

  • Belçika, resmi adıyla Belçika Krallığı, Avrupa’nın en küçük ülkelerinden biridir.
  • Belçika; Hollanda, Almanya, Lüksemburg ve Fransa‘ya komşudur. Dolayısıyla hızlı trenlerle bahsi geçen ülkelere rahatlıkla geçiş sağlayabilirsiniz. 

yesempatik-belcika-hakkinda-bilgiler-seyahat-tren-ulasim

  • Hollanda ve Lüksemburg ile birlikte BENELÜKS ülke grubunda yer alır.
  • Para birimi Euro‘dur. 
  • Başkenti Brüksel’dir. Diğer kentlerine trenle ulaşım oldukça kolaydır.
  • Brüksel, Avrupa Birliği‘nin başkentidir, pek çok uluslararası kurum ve kuruluşun temsilciliklerine ev sahipliği yapar.
  • Popüler şehirleri Brugge, Gent ve Antwerp‘tir.
  • Brugge, Ortaçağ’dan günümüze zaman makinasıyla gelmiş gibi masalsı bir kenttir. Her yıl binlerce turistin ziyaret akınına uğrar.

Brugge

  • Gent, şehir merkezinde yer alan kalesiyle turistlerin ilgisini çeken, cuberdon isimli menekşeden yapılan şekerlemesiyle meşhur bir kenttir.

Cuberdon

  • Antwerp hem moda bloggerlarının mabedi hem de dünyanın elmas üretimini domine eden kentidir.
  • Tarihte pek çok ülkenin istilası altında kalmıştır. Belki de bundan ötürü ülkenin her bölgesinde farklı bir ülkenin etkileri hissedilmektedir.
  • Ortaçağ ve Art Neuveau tarzı mimari yapıları turistlerin ilgisini çekmektedir.
  • Yeme-içme konusunda en iddialı ürünleri; patates kızartması, waffle, çikolata, midye ve biradır.

Bundan iyisi, Şam’da kayısıdır. Yaşanmışlık dolu, deneyim kokan, esprikli, şakalı izlenimlerim için sizi aşağıya alalım.. (Deneyim ile izlenim eş anlamlı evet, sizi denemek için şeyettim (!)).

CHARLEROI-BRÜKSEL ULAŞIM (Charleroi Sorunsalı)

Biz bir gazla Belçika‘ya bilet aldık ama aklı başında (belki bir nebze daha zengin) insanlar gibi Brüksel Havaalanı‘na değil de adını telaffuz etmeye çalışırken can çekiştiğimiz Charleroi Havaalanı‘na almışız. İstanbul’a gitmek için İzmit’e inip trenle dönmek gibi birşey.

Acaba nasıl gidilir, ne yapılır diye araştırırken yazılarını beğenerek takip ettiğim sevgili Esra Geziyor‘un şu yazısına denk geldim. Adım adım internetten nasıl otobüs bileti alınacağını anlatıyor. Charleroi-Brüksel otobüs bileti tek yön 17 Euro, ama internetten alırsanız 14 Euro. Artan 3 Euro ile işeyen çocuk magneti alırsınız 🙂 . 

Charleroi Havaalanı-Brüksel Ulaşım

BELÇİKACA (!)

Yok öyle birşey! Fransızca konuşanlar, Flemenkçe sipariş verenler, Almanca küfredenler ve İngilizce Şarkı söyleyenler.. Ve daha nice diller.. Belçika‘nın 3 resmi dili var: Fransızca, Flemenkçe ve Almanca. Bu durum bir nebze karışıklık yaratıyor. Her tarihi yapının, sembol binanın İngilizce ile de birlikte dört farklı adıyla karşılaşabiliyorsunuz. Fransızca şiirle kandırılıp evlilik teklifini kabul edenler beni taşlamazsa bir itirafta bulunacağım: Ben Fransızca sevmiyorum! Ağırlıklı olarak Fransızca’nın konuşuluyor olması hoşuma gitmedi :/ . Amsterdam’dan aşina olduğum Flemenkçe’yi daha sempatik buluyorum. 

TA TA TAAAM! BRÜKSEL MERKEZ DAĞILSIN HERKES!

Flipco mucizesiyle tıpış tıpış merkeze geldiniz. Tebrikler, bizden 3 ay ücretsiz uydu yayını kazandınız! İneceğiniz durak Gare Du Midi, bineceğiniz vasıta muhtemelen metro! Eğer bizim gibi akıllılık edip otelinizi merkezden seçtiyseniz günlük ulaşım kartlarına dahi ihtiyacınız yok. Tek yönlü alacağınız bir kaç metro biletiyle ulaşımı kotarabilirsiniz. Onu da muhtemelen Atomium‘a giderken kullanacaksınız (ciğerinizi biliyoruz) . Bu arada metro bileti alma cihazlarında yer alan yuvarlak butonu döndürerek seçimler yapabilirsiniz; 1 ya da 2 kişilik, gidiş yahut gidiş-dönüş alternatifleri gibi. Biz bir ara tümden yerinden söküyorduk sistemini anlamak için, biz yandık siz yanmayın diye söylüyorum 🙂 .

METRO HAKKINDA

Gitmeden evvel şehrin ulaşım haritasını telefonunuza kaydetmenizi öneriyoruz. Üşengeçler için de bir örneğini aşağıya bırakıyoruz.

Metrolarda erotik ses tonuna sahip bir hatun sıradaki durak Ayşe gibisine duyurular yapıyor, bir de Fransızca söylüyor zilli, içi bi hoş oluyor insanın. Bereket versin ki ben Fransızca sevmiyorum, bende duygusal müzik yayını yapan radyo spikeri etkisinden öteye geçemiyor.

Metroların bazı duraklarında bir takım sanat eserimsiler var. Örneğin Atomium‘a gitmek üzere 6 numaralı metronun Heysel durağında bu güzel dünyayı buldum. Tam da bizler gibi gezgin ruhu olanlara göre..

Metrolarda her memleketten insan var. Bu karmaşa beni yoruyor.. Belçika‘ya gidip Belçikalı göremeden dönücem diye bir an çok korktum. Belki de göremedim zaten. Belki de Belçika zaten böyle bir yer. Belli oldu insanların neden Belçika‘ya yerleşmek istediği. Bel… Tamam tamam, bu kadar bel.. yeter 🙂 .

HEDİYELİK EŞYA PİYASASI

Hacılar, sektör Hintlilerin elinde. Hani bizde “midye dolma” sektörü Mardinlilerin elinde ya, burada da sektörler ekmek parası peşinde koşan bir takım gurbetçilerin elinde.

Peki nedir bu hediyelik eşyalar? İlk olarak karşımıza işlemesiyle nam salmış “Mannaken Pis” çıkıyor. Aklınıza gelebilecek her türlü hediyelik eşya yanında bir tanesi var ki yaratıcılıkta sınır tanımamıştır. Bu bebeğin işeyen yerlerinden tribüşon yapmışlar a dostlar! Oy ben nerelere gideyim..

Yine Belçika’nın sembolü olan Atomium konseptli hediyelikler ile Belçika‘nın yeme içme kültürünün gözdeleri çikolata, waffle, bira ve midye tasvirli hediyelikleri de rahatlıkla bulabilirsiniz.

HEDİYELİK EŞYA İLE YEME İÇME SEKTÖRÜ KESİŞİYOR!

Bakınız bu çok leziz bir gerçektir! Belçika‘nın neyi meşhur? Çikolatası.. Hoop Hikmet eniştelere 1 kutu dolgulu çikolata (mümkünse likörlü), sonuçta içip içip düğünümüzde olay çıkartan eniştemize de böyle bir hediye yakışırdı!

ODTÜ’den arkadaşın Olçum’a  (ki bu Olçum yabancı dizi izleyen ve uzaya seyahat etmek üzere başvuruda bulunmuş son derece entellektüel bir arkadaştır) Türkiye’de bulunmayan 1 adet çifte kavrulmuş lokum misali çifte mayayla alkol oranı yükseltilmiş cillop gibi bir belçika birasını orijinal bardağıyla hediye edebiliyorsun.

Yahut “Ortakoy’a gidelığm daa wafırla kumpir yiyelığm .” diye sizi darlatan Ezgisu’ya tokat niteliğinde Belçika waffle ı hediye edebilirsin yanında şu hava atma cümlesiyle: “Yeaa bizim yediklerimiz de vafıl mı EzgiSUCUĞUM, bak gerçek vafıl nasıl sade, meyve falan da koymuyorlar onlar hem.”

Bakın bir taşla iki kuş vurdunuz. Kafayı bunlara çok yormayın ki etrafınızdaki güzellikleri daha rahat görebilesiniz.

BİSİKLET YOK MU BİSİKLET?

Elbette var ama bi Hollanda değil, hem de hiç değil! Araba sayısı epey fazla. Yer yer bisikletlileri görüyoruz ama genelde Gent gibi Flemenklerin ağırlıklı yaşadığı kentlerde daha yaygın. Siz yine de bisikletlilere dikkat edin. Malum onlar sizin ışık yanmasa da nezaket gösterip duran araç sürücüleri kadar hoşgörülü değiller.

ANNE KAFAMDA POLİS VAR
Özellikle Brüksel’de elde devasa korkunçlu silahlarla bir sürü polis ve asker vardı. Belki terör saldırılarına önleyici bir hazırlık niyetiyle böyle karar almış olabilirler. Ya da insan karmaşası ve her köşe başında yer alan göçmenleri, dilencileri dizginlemek, kontrol altında tutmak içindir. Bizden daha fena durumdalar, bunu söylemeliyim. Marketlerde bile polis var, nereden biliyorum, kendisine yanlışlıkla “Çikolatalar nerde acabağ?” diye sorduk da oradan biliyorum :/ .
SÖZÜN ÖZÜ: Üniformaları görünce darbe mi oldu diye korkmayın, ölü taklidi yapınca gidiyolar.

HAVA NASIL ORALARDA, ÜŞÜYOR MUSUN?
Evet üşüyorum. Evet üşüdük. Evet valizde ne var ne yoksa alakalı alakasız üst üste giydik. Yani öyle fotoğraflar var ki “köyden yarın gelmiş Hatçe hırkası”nın üzerine deri mont felan giymişim. Paçalardan akıyor rezillik.

Gitmeden evvel hava durumuna baktık, 20 derece diyor.. Bizde bir sevinmeler, bir havalara uçmalar.. Yavrum Saynur bi koşu minili elbiseler aldı, bense efil efil, tiril tiril kıyafetler koydum valize.. (Buraya Youtube a üzüntülü müzik yazınca gelen yürek deşen müziği monte edelim). Sonra bir kere daha baktım hava durumuna ve ne göreyim? Bizim 20 dereceler olmuş 14 derece, yağmur gösteriyor. Biz bi yıkıl, bi üzül.. Ama valize yine de kalın kıyafetler koymadık. Neden? Çünkü kötüye bişey olmazdı 🙂 (Buraya Hababam Sınıfı’nın üzüntülü müziğini koyduğumuzu hayal edin). Peki ne mi oldu? Biz bi de gitmeden önce hasta olduk. Saynur benden de beter, antibiyotiğe başladı o derece.. (Buraya da ölüm marşını koyalım). Biz bi gittik hava oldu mu sana 12 derece, oradan da düştü mü 10 dereceye. Vay biz ne günah işledik :/ .

SONUÇ: Kuzey her zaman soğuktur, yağmurluksuz, şemsiyesiz, hırkasız, montsuz, atkısız gelmeyin yaz dışında.

NOT: Ben çantada yer alan şortlara inat en sevdiğim ponponlu beyaz şapkamı da almıştım yanıma (tedbiri tümüyle elden bırakmamışım) .

Sen Atomium‘da kaybol, kafam don. Gent‘e gittik, hava iyice buza bağlamasın mı? Önce ucuz yollu bi şapka bulalım diye marketlere baktık. Gent‘te Amsterdam‘dan alışkın olduğumuz Albert Heijn, Hema gibi pek çok markete rastladık. Ama ben yine asaletimi konuşturup hoş bir şapkacı dükkanına daldım. Yahu burda kesin pahalıdır diyerek (asalet bir saniyede nasıl sıfırlanır adlı çalışmam).. Belki 1 gün öncesinde markette 70 Euro harcamamış olsaydım bir anda bu kadar pintileşmezdim. Ama oruçluyken markete gitmiş gibi ne gördüysem almıştım ve sermayeyi yine yeme içmeye yüklemiştim. Neyse efendim o cici şapkacıda çok tatlış bir ressam şapkası buldum 25 Euro’ya aldım. Yemekler yenir ama bu şapka kalır işte.. Sosyal mesajı aldıysanız devam edelim 🙂 .

BELÇİKA’NIN KALKINMASINA KATKI SAĞLAYAN İKİ TÜRK KIZI: NİNÜ VE SAYNUR’UN MARKETLE İMTİHANI
Burayı sona sakladım, çünkü açıyor, acıyor, acıyor her yolu denedim bitmiyor.. Biz aslında hem market gezmeyi sevdiğimizden hem de ekonomi yapalım diyerekten Brüksel‘de Le Pain Quotidien’in yakınlarında bizdeki Migros’a benzeyen devasa süper market Delhaize‘e gittik kahvaltı öncesi (Şimdi bakıyorum da belki de tok karnına gitsek böyle olmazdı). Bir evvelki gün de Brugge‘e gitme günümüzü değiştirmişiz 15 Euro ekonomi yapıcaz diye, o derece tutumluluk! Neyse aldık bir araba, daldık reyonlara.. Nasıl güzeller, nasıl çekiciler, nasıl değişikler.. Ondan da alalım, bunu da deneyelim, bu Türkiye’de yok, bu Türkiye’de var ama pahalı.. Araba gitgide doluyordu.. Ama biz alış verişe doymuyorduk..

yesempatik-belcika-hakkinda-bilgiler-delhaize

Neler almadık ki.. Yemekler için soslar, krakerler, çikolatalar.. Lotus‘un meşhur zencefili kurabiyesinden yapılan Speculoos efsanesi.. Ben böyle güzel birşey yemedim! Nutella’yı ikiye katlar 8le çarpar 1500e böler.. Ve baby carrot.. Aklımı yitirdiğim anlar.. Bilinç kaybı.. O üçlü baby carrot ı neden aldığımı gerçekten bilmiyorum. Hem sulu, hem ağır, hem ne gerek var canım! Aldım işte, bağrıma bastım, korkusuzca x-raylerden geçirdim. Eğer beni durdururlarsa diye onlara laflar hazırladım: “Bebeğim olmadan asla!”. Şükür sağ salim anavatana getirdik bir kaç gün önce de afiyetle yedik. Başım göğe erdi yani 🙂 .

AMAÇ: Çikolataları, peynirleri süslü ve pahalı turistik dükkânlardan almaya gerek yok. Marketlere gidin ve sevilen markaları çok daha uyguna alın. Ben freeshopta adeta el yakan çikolata markalarını marketten çok uyguna aldım. Sizlere de Cot’e Dor ve Guylian‘ı gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.

ANA FİKİR: Marketleri akıllıca kullanırsanız hem ekonomi yaparsınız hem de yereli daha iyi deneyimlersiniz. Siz bizim gibi yapmayın, tadında bırakın, edebinizle alış verişinizi yapın ve çabuk kayboldun gözümüzün önünden 🙂 .

BELÇİKA’YA 10 KİLO VALİZLE GİDİP, BELÇİKA’DAN 28 KİLO VALİZE DÖNMEK..
Ben değil, bir arkadaş.. Gülmeyin. Muhtemelen sizin de başınıza gelecek! Gastronomik bir ülkeye gidiyorsunuz, hiçbirşey yapmasanız eşe dosta çikolata alırsınız. Tavsiyem olabildiğince boş valize gidip, daha çok nevaleyi valize sığdırmanız. Ben biraları bir sarmışım pantolonlara, bir ara kendimi tarihi eser kaçakçısı gibi hissettim 🙂 . Yanınızda poşet götürün. Sarın sarmalayın kırılacak şeyleri, mesela bira bardaklarını. Kw.. bardağını kırmadan getirmenin haklı gururunu yaşıyorum.. Ekstra bagaja para vermenin evlat acısı gibi koyduğunu biliyoruz.. Bile bile lades olmamak için almayın o taş gibi kalıba sahip süslü püslü kol çantanızı yanınıza, her güne 3 kombin yapmayıverin, şampuanları minik kaplara aktarın, kreminizi lens kutularına koyuverin, minik parfüm taşıyın, 100 ml’yi emin olun 3 günde bitiremezsiniz, astsolist değilseniz.. Velhasılıkelam, ben de henüz çok başarılı değilim ama bari siz öğrenin az eşyayla seyahat etmeyi. Kilolarca valiz doldurarak kendi topuğumuza sıkıyoruz valla. Etmeyin..

Nadide bilgiler, sosyal mesajlar verildi.. Kurtlar döküldü, baş kankanın verdiği sır 3 saniyede başkasına yetiştirilmiş gibi ferahlandı.. O zaman ne yapıyoruz, heyecanla yeni Belçika yazılarını bekliyoruz.. Zira buralar bir müddet çikolata, waffle kokacak.. Hamileler okumasın, sonra eşleri üzerimize yürür mazallah!

Tekrar görüşünceye kadar,

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Related posts
Festival&Workshop, Genel, Mekanlar

Bambi Cafe’de 23 Nisan Coşkusu

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı‘nda Bambi Cafe çok anlamlı bir organizasyona ev sahipliği yaptı. 1974 yılından beri yerli fast-food alanında bir öncü olan Bambi Cafe‘de pek çok blogger ve müşteri çocuklarıyla birlikte eğlenceli t-shirt boyama workshopuyla güne merhaba dedi. Benim minik yeğenim biraz rahatsız olduğu için götüremedim ama madem çocuğum yok, ben de annemle giderim, böylelikle çocuk kontenjanından etkinliğe girerim dedim 🙂 . Her yer Türk Bayrakları, kırmızı-beyaz çiçek ve balonlarla süslenmişti. O ambiansı görür görmez içim kıpır kıpır oldu.

yesempatik-bambi-cafe-23nisan-kadikoy-cocuklar-eglence

Çocuklar bir yandan Bambi klasiği limonatalarını içip diğer yandan da palyaço eşliğinde Bambi sembollü t-shirt leri boyuyorlardı. Yüzlerindeki mutluluk görülmeye değerdi..

yesempatik-bambi-cafe-23nisan-kadikoy-cocuklar

Ben onların tatlı tatlı fotoğraflarını çekerken bir de baktım ki benim şirin annem de boyamaya başlamış minik yeğenim için. Büyük titizlikle, taşırmadan boyadı. İçimizdeki çocuk yaşadığı sürece birbirimizi anlamamız daha kolay değil mi? Çocuklar herşeyi kuşatır, herkesi sevgisiyle kucaklar..

yesempatik-bambi-cafe-23nisan-kadikoy-cocuklar-atamizindeyiz

Yavaştan karnımız da acıkmıştı doğrusu. Herkesin aklına kazınmış lezzet “Kaşarlı Et Dürüm” ilk tercih oldu tabii ki.. Ben ayrıca ıslak hamburgerlerini de çok seviyorum.

yesempatik-bambi-cafe-23nisan-kadikoy-cocuklar-kasarli-durum

Hatta bir ara arkadaşlarımla gezinirken muhakkak Taksim’deki Bambi‘de ıslak hamburger molası verirdik.. Senelerdir aynı çizgide bugünlere ulaşmış köklü bir aile işletmeler zinciri. Yerli markalarımızın yabancı sermayeler karşısındaki mücadelesine en iyi örneklerden birisi Bambi Cafe, o yüzden yeri ayrı..

Hızlı ve leziz atıştırmalık alternatifi olarak akla ilk gelen mekanlardan birisi. Köftesinde ne idüğü belirsiz etlerin bulunduğu zincir burger markalarındansa bizim yerel lezzetimiz et döner ile yapılan dürümleri tercih etmek daha mantıklı elbette..

T-shirtler boyandı da giyildi bile 🙂 . Artık bol bol hatıra fotoğrafı çekilmenin zamanı gelmişti..

yesempatik-bambi-cafe-23nisan-kadikoy-cocuklar-mutluluk

Bir yandan da göz ucuyla yan masada bekleyen hediyelere bakıyordum.. İçi çikolata şekerleme dolu sepetler ve kapalı hediye paketleri. Çocuklardan daha çocuktum.. Ben böylesine heyecanlıyken onların sevincini, heyecanını varın siz düşünün.. 

yesempatik-bambi-cafe-23nisan-kadikoy-cocuklar-etkinlik-blogger

Ben bir ara kendimi kaptırıp Barış Manço’dan “Bugün Bayram” şarkısını bile söyledim. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere armağan ettiği bugünü sanırım olur da yaşar ve 90 yaşıma gelirsem bile aynı coşkuyla kutlayacağım.. 

yesempatik-bambi-cafe-23nisan-kadikoy-cocuklar-bayrak

Şirinlik abidesi çocuklara meyve ve waffle ikramının ardından hediyeleri takdim edildi ve son fotoğraflarımızı çekindik. Mutlu mesut ayrıldık Kadıköy Bambi Cafe’den..

yesempatik-bambi-cafe-23nisan-kadikoy-cocuklar-blogger

Pürüzsüz ve incelikli organizasyonuyla bize harika bir gün yaşatan, Ayşe Ece’nin güleryüzlü annesi Betül Altınbaşak’a ve bu manalı etkinliğe ev sahipliği yapan Bambi Cafe ailesine çok teşekkür ederim. Diğer mekanların da sosyal sorumluluk projelerine ağırlık vermeleri, en azından özel gün ve haftalarda çeşitli konseptlerle çocukları, engellileri mutlu edecek organizasyonlara ev sahipliği yapmaları dileklerimle..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

http://www.bambicafe.com.tr/

Related posts
Genel, Mekanlar, Restaurantlar

2017 Bahar Menüsüyle Borgo Kitchen Bar

Ortaköy ile Ulus arasında yemyeşil bir bölgede konumlana Borgo Kitchen Bar‘ı geçenlerde Adanalı Gurme, Benim Diyet Yemeklerim ve Culinistanbul ile ziyaret ettik. Girişte bizi nefis duvar resimleri karşıladı.. Bol bol fotoğrafını çekmeyi ihmal etmedik. Bana göre İstanbul’un en başarılı graffiti sanatçısı Leolunatic‘e ait çalışmalar. Özellikle agresif pandalarıyla nam salan sanatçı, mekanda Latin esintili resimlerle göstermiş kendini. Geniş iç alanda güzel ışık alan bir masa seçip bahar çiçekleri ile renklendirilmiş 2017 Bahar Menüsü’nü incelemeye başladık.. Menüyü incelerken, eşi ve babası ile birlikte mekan işletmeciliğini üstlenen Dilara Hanım’dan Borgo’nun hikayesini dinledik.

“Borgo” köy, mahalle anlamına geliyormuş. Daha ziyade bölgenin sakinlerine hitap etmek üzere açılan mekanın namını duyanlar İstanbul’un dört bir yanından gelmeye başlamış. Mekan dizaynında köklü değişiklikler ve önemli tadilatlar yapılmış. Hoş dekorasyon dokunuşlarıyla da son şeklini almış. Son zamanlarda gördüğüm en geniş iç alana sahip mekan oldu Borgo Kitchen Bar. Geniş alanına rağmen tepede uğultunun biriktiği, insanda açık ofis intibası bırakan keyifsiz mekanların aksine, gürültü değil de hoş müzikler yayılıyor Borgo‘nun atmosferinde.

yesempatik-borgo-kitchen-bar-ortakoy-ulus-yemek-saglikli

Mutfakta Kadir Has Üniversitesi Gastronomi Bölümün’den deneyimli bir şef, onun yanında yeniliğe açık dinamik öğrencileri olunca ortaya akademik ve inovatif bir mutfak çıkmış. Diyarbakırlı Şef yemeklere ille Anadolu’dan bir dokunuş eklemiş. Fine dining sunumlara yerel lezzet detaylarımızı ustalıkla yedirmiş.. Kokoreçi ördekten yapmış mesela, yahut bir ana yemeğin yanına firik pilavı eklemiş.. Menü hazırlanırken mevsim meyve ve sebzelerini kullanma konusunda ekstra hassasiyet göstermişler. Ayrıca değişen sektörel zamları müşterilere yansıtmamak adına zaman zaman menü içeriğindeki yemeklerde çeşitli güncellemeler yapmışlar.

Başlangıçlardan ilk olarak “Portakallı Zeytinyağlı Enginar”a göz dikiyoruz. Tam da zamanı enginarın, hem karaciğer için de faydalı.. Patates ve havuçta küp küp doğrama klişesinden uzaklaşıp küresel form verilmesi pek keyifli olmuş. Kerevizde iyiden iyiye alıştığımız portakal, enginara da yakışmış. Nefis bir sosu vardı, “ekmek bandım” bu elitlerin eliti lezzete, dayanamam..

yesempatik-borgo-kitchen-bar-ortakoy-ulus-yemek-enginar

“Poşe Armut” adında bir zarafet timsali geldi peşinden masamıza.. Keçi peyniri, semizotu, su teresi ve kavrulmuş file badem içeriyor. Hem şık sunumu, hem de armutun lezzeti bizi etkiledi gerçekten. Salata malzemelerinin tazeliğinden hiç bahsetmiyorum.

Dilara Hanım’ın önerisiyle “Patates Kadayıf” sipariş ediyoruz. Fonda kadayıf telini aratmayacak incelikte hazırlanmış patates, üzerinde füme somon, ekşi krema ve balık yumurtası.. Biz fotoğraf çekme telaşesindeyken bir miktar soğumasına rağmen lezzetinden birşey kaybetmemesi ilk artı puanı kazandırıyor. Zarif sunumu ile de gözümüze hitap ediyor.. Daha ne istenir bilemedim..

yesempatik-borgo-kitchen-bar-ortakoy-ulus-yemek-patates-kadayif-somon

“Ördek Kokoreç” menüde görüp “Acaba bu ne ola ki?” dediğimiz enteresan bir lezzet oldu. Ev yapımı focaccia üzerinde ördek kokoreçi İspanya’ya götürsen, tapas der “çatır-çutur” yerler, ama çok da üzerine “ev araba yapılacak cinsten” bir lezzet değil 🙂 .

yesempatik-borgo-kitchen-bar-ortakoy-ulus-yemek-ordek

Başlangıçla doymak üzereyken sahneye sağlıklı beslenmeye gönül verenleri mutlu edecek bir salata geliyor.. Yabani mevsim yeşillikleri, ızgara somon ve üzerinde poşe yumurta. Efendim bu kadar organiklik, yumurta tok tutarcılık, ay ben tokum sadece salata yiyicemcilik bana çok geliyor :). Şaka bir yana salatanın sosu da lezizdi. Sadece salatada yumurta fikrine şu anda hazır değilim. Ama bu yönde büyük talep olduğunun da farkındayım. O yüzden siz kıymetli takipçilerim fikir sahibi olsun diye salatanın cici bir fotosunu aşağıya bırakıyorum 🙂 .

yesempatik-borgo-kitchen-bar-ortakoy-ulus-yemek-pose-yumurta-somon

Ana yemek olarak bir kaç farklı alternetif seçip hepsinden tadıyoruz. Önce gönüllere taht kuran firik pilavı eşliğinde sunulan kuzu pirzolayı deniyoruz. Pişim oranı suyu içinde muhafaza etmeye müsait bir seviyede, yumuşacık ve leziz. Eşlikçiler ızgara kabak ve patlıcan, tümüyle yağsız, sağlıklı destekleyiciler olmuş.

Bir mantar düşkünü olarak “3 Mantarlı Makarna”yı masada görmek mutluluk veriyor. Mantarların lezzeti sosa geçmiş, yine tabak sıyırırken porselenin üzerindeki çiçekleri söktürecek bir lezzetle karşı karşıyayız. Gelgelelim seçilen makarna cinsi bana göre biraz hantal kalmıştı. Penne ile daha iyi sonuç elde edileceğini düşünüyorum.

yesempatik-borgo-kitchen-bar-ortakoy-ulus-yemek-mantarli-makarna

Assolistler en son çıkar! İşte karşınızda fırınlanmış siyah havuç üzerine yatırılmış ızgara levrek! O levrek ille bir yere yatacaktı, ille bir lezzet ona fon olacaktı, ama siyah havuç kimin aklına gelirdi ki? İşte bir Anadolu lezzeti yine modern dokunuşlarla şık bir sunuma alt yapı hazırlamış. Yanında siyah pirinçli rezene salatası.. Tam bir siyah beyaz kontrastı.. Siyah pirinçler bir miktar diriydi, ama kendilerinin ne zor piştiğini sizler daha iyi biliyorsunuz.

yesempatik-borgo-kitchen-bar-ortakoy-ulus-yemek-levrek

Hepsi birbirinden leziz yemeklerin deililer gibi fotoğrafını çektik, hatta bir ara ben elimde tabak oradan oraya gezindim. Dışarıdan bakanlar için eminim epey komik görünülerdir bunlar (Buraya utangaç maymun emojisi varmış muamelesi yapınız lütfen). Her an birimizin annesi çıkıp “Yavrım, otur da yi yimaaanı, soğuttun mundar ettin.” diyebilirdi adeta (Annem neden şiveli konuşmuyor ki benim, konuşsa oysa ne komiklikler ne şakalar!). Hem nefis görseller verdi bize yemekler hem de son derece lezzetlilerdi. Ama bitti mi, bitmedi.. Tatlı oturumunu müsaadenizle açıyorum..

yesempatik-borgo-kitchen-bar-ortakoy-ulus-tatli

“Berry Profiterol”, “Çıtır Tiramisu”, “Chia Puding”, “Üzgünüm Leyla” seçenekleri arasından herkes kendi damak zevkine uygun olanını tercih etti.

Benim Diyet Yemeklerim chia pudingi seçti dememe gerek yok sanırım 🙂 . Üzgünüm Leyla değişik sunumuna rağmen bende beklediğim etkiyi yaratmadı (Ne mi bekliyorum? Sonuçta içindn gerçektn üzgün bi Leyla fln çıkabilirdi yaaannii 🙁 Sen hayırdır? Ben mi? Yok ben! Evet ben :)))) ) .

yesempatik-borgo-kitchen-bar-ortakoy-ulus-yemek-uzgunum-leyla

Ama diğer tatlılar gerçekten başarılıydı.

yesempatik-borgo-kitchen-bar-ortakoy-ulus-tatli-profiterol

Borgo Kitchen Bar, kaliteli müzikleri, özenle, güzel malzemelerle hazırlanmış yemekleri, güleryüzlü çalışanları ve işini sevdiği her halinden belli olan misafirperver sahibesiyle bir mekandan beklediğim tüm özellikleri karşıladı. Beni en çok şaşırtan da böyle “kocaman” bir mekanda o samimiyeti hissedebilmek oldu. Malum samimiyet minik mekanlarda daha sık karşılaştığımız bir kavram. Borgo Kitchen Bar‘da iyi iş çıkartmışlar! Bunu yaparken de mekanikleşmemişler..

yesempatik-borgo-kitchen-bar-ortakoy-ulus-yemek-salata

Bu arada akşam vakti loş ışık altında oldukça romantik bir ambians olduğunu da söylemeliyim. Beyler, sevgililerinizi, eşlerinizi gönül rahatlığıyla götürebilirsiniz!

Ortaköy merkezin gürültüsünden kaçıp Borgo Kitchen Bara sığının ve huzur içinde hoş bir akşam yemeği yiyin bence.. Hafta sonları müzik eşliğinde brunch da oluyormuş. Onu da değerlendirebilirsiniz..

Son olarak bize gece boyunca eşlik eden Brand Agents‘ın sahibi Gökhan Balyemez‘e hem nazik daveti için hem de güzel kadrajıyla bana nefis fotolar çektiği için çok teşekkür ederim. Kendisinin @balyemezz hesabında paylaştığı minimalist çizgideki instagram paylaşımlarının hayranıyım doğrusu..

Yine, yeni bir lezzet durağında görüşmek üzere..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

Borgo Kitchen+Bar

ADRES: Ambarlıdere Cad. Lotus World No: 6/7 Ulus 34347 Beşiktaş – İstanbul

TEL: 0553 960 0458  0 212 216 16 88

e-MAIL: info@borgo.com.tr

 

Related posts
Kikas’ta Fasıl Dolu Bir Akşam Yemeği
3 Kasım 2015
Genel, Gezsempatik, Yurtdışı Gezileri

Sanatın ve Sarayların Şehri: Viyana Gezi Rehberi

Sene 2013, genciz o zamanlar.. Arkadaş düğünlerini bahane edip yurt içi gezilerine yelken açıyoruz. Yurt dışını hep  merak ediyoruz, cesaret edemiyoruz. Ama artık daha uzaklara, daha farklı topraklara gitme arzusu içimizde kıpraşıyor. İç ses dışarı vuruyor; “Buralar bana dar geldi, yurtdışına mı açılsam acaba?” diyorum, lakırdıma isteyerek kulak misafiri olan arkadaşım: “Süpeerr, nereye gidiyoruz bakalım.” diyor : ) Belki Amsterdam, veyahut Prag derken derken.. İyisi mi Viyana‘ya gidelim diyoruz; hem sanat, hem tarih, hem mimari, hem de bol bol müzeler, ayrıca gelsin schinitzeller gitsin turtalar! Continue reading…

Related posts
Genel, Mekanlar, Restaurantlar

Beyoğlu’nda Nöbetçi Bir Ocakbaşı: 4ten 4e Ocakbaşı

İşten tam çıkacaksınız, patronunuz ek iş kitledi, onu yapıp çıkayım derken saat 20.00 oldu. Kendini dışarı atmakla bitmiyor, trafik denilen bir “gulyabani”miz var! O da 1 buçuk saatinizi haraç olarak kesti, etti mi saat 21.30. Google haritalardan buluşulacak mekanı arattınız, yol çalışması var, sizi arka sokaklardan gitmek zorunda bırakıyor, yarım saat de oradan, etti mi 22.00 . Mekana vardınız, kurtlar gibi açsınız. “Hocam hepsinden yap, ortaya yap!” diyorsunuz ama garson yorgunluktan eprimiş suratıyla “Yemek servisimiz kapanmıştır.” diyor.. Te Allaam! Doyasıya Adana yiyemeyecek mi benim “beyazyakalım”? Çöpşişlere fısıldayamayacak mı İK’dan Merve Hanım? Ciğer yemesin mi satın alma sorumlusu Timuçin Bey? Flaş flaş flaş! Müjdemi isterim, artık “Nöbetçi Ocakbaşı”mız var 🙂 . Beyoğlu’nda, tarihi bir yapının içinde 4ten 4e Ocakbaşı sizi bekliyor..

FARKI..

Çarşamba, Cuma ve Cumartesi günleri gündüz 4ten gece 4e kadar o ocağın başında usta. Günü erken değerlendirip evine vakitlice dönmek isteyenler için de çok güzel bir alternatif. Çünkü aracınız yoksa belli bir vakitten sonra eve dönmek de problem oluyor. Hani bir mekana erkenden gidersiniz de kimse henüz havaya girememiştir ya, ocak yanmamıştır, masa örtüleri serilmemiştir, yanınızda dizerler çatal bıçağı; sizin de tadınız kaçar, birşey yiyesiniz gelmez tek başınıza.. Burası öyle değil! Saat altıda içeri biraz çekinerek girdim ama neredeyse tüm masalar doluydu ve gece adeta erken  başlamıştı. Müzikler havaya sokmaya yetiyor zaten.

KONUM

Galatasaray Lisesi’nin yanından yokuş aşağı kaptırdığınızda kendinizi 45’liğin hemen üst kısmında görebilirsiniz 4ten 4e Ocakbaşı‘nı. Görebilirsiniz dediysem öyle o kadar da bariz bir tabelası yok. Özellikle “bilenin gittiği” bir mekan olmasını arzu ettikleri belli oluyor. Tarihi bir apartmanın içinde, hemen giriş katında, o gizemli kapıdan içeri giriveriyorsunuz ve ta taaaam, işte karşınızda 4ten 4e Ocakbaşı!

4ten 4e Ocakbaşı

Girer girmez sizi enterasan bir camlı dolap karşılıyor. İçerisinde şişelerce rakı. Ama hepsi yarım! Üzerlerinde isimler yazan yarım yarım şişeler.. Çok ilginç.. Bu nedir diye soruyoruz; mekanın sahibi gülerek anlatıyor..

Askılık

Meğersem bu “Askılık” sistemi şöyle işliyormuş: geldiniz, rakınızı içtiniz ama şişeyi bitiremediniz, şişenin üzerine adınızı yazıp bu dolapta saklıyorlar, bir sonraki gelişinizde herhangi bir ücret ödemeden rakınızı içebiliyorsunuz 🙂 . Ne diyelim, güzel bir uygulama olmuş, kimin aklına gelmişse iyi fikir doğrusu..

Biraz yürüyünce köşede bu dolap ilgimi çekti. Taş duvarlar, eski, yüksek tavanlar, yüksek pencereler.. Harika bir ambians..

4ten 4e Ocakbaşı

Tam arkamı dönüyorum bir de ne göreyim? Ocakbaşı.. Senin için geldik be Ocakbaşı! Ama bugünlük bizi affet, senin yanında değil de pencerenin kenarında takılacağız, akıp giden hayatımız gibi, yoldan geçenleri seyredeceğiz.. Ama sana söz bir sonrakinde yanıbaşına oturacağım ve direkt ateşten kapıp yiyeceğim etleri.. Ustamız “etler Balıkesir’den” deyince “tamam” diyorum, bu gece gerçekten çok leziz olacak..

4ten 4e Ocakbaşı

Mezelerimiz resmi geçidine başlıyor.. Genelde klasik mezeler; acılı ezme, Van cacığı, şakşuka, köz patlıcan salatası, yoğurtlu patlıcan, atom.. Ancak Kaş’tan gelen “kaya koruğu”, Konya’dan gelen “çubuk turşusu” ve Manisa Saruhanlı’nın “çizik zeytin”i fark yaratıyor.

Mezeler

Közde patlıcan masaya teşrif edince gözlerimden kalpler çıkıyor.. Yine közde arpacık soğan ve sarımsak da iyi bir eşlikçi olacağa benziyor. Ayrıca Tarsus’tan gelen şalgam da baya başarılı. Açıkçası Adana dışında bir yerde şalgam içemeyen ben keyifle içtiğimi söylemeliyim..

4ten 4e Ocakbaşı

Mezelerle altlığı yapıyor, heyecanla etleri bekliyoruz. Şef garsonumuz önce kuzu şişi, sonra ciğer şişi getiriyor. İkisi de birbirinden güzel. Çöpşiş lokum gibi, ciğeri ise Adana gezisi sonrası ne kadar özlediğimi fark ediyorum, ilaç gibi geliyor..

Derken pirzola çıkıyor sahneye, açılın ben geldim diyor.

Ama peki ya o lokum? O lokumun muhteşemliğinin harikalığının mükemmelliğini napıcaz? Tüm övgüleri sonuna kadar hak eden muhteşem ötesi bir lezzet. 4ten 4e Ocakbaşı‘nı bir kelimeyle anlat deseler hiç düşünmeden “lokum” derim.

Lokum

Adı gibi lokum oluşunu mu anlatayım, yumuşaklığını mı, içinde muhafaza ettiği suyunu mu, dengeli yağ oranını mı.. Ben sustum fotoğraf konuşsun!

Bir ara kalkıp mekanı geziyorum, harika kareler takılıyor kadrajıma.. Mesela buna bayıldım.. “Ne demek ben rakı içmem?” Beni bi gülme alıyor 🙂 .

4ten 4e Ocakbaşı

Biraz gidiyorum, arka tarafta “private room” var bir tane, özel gruplar için kapatılabilir, rahat rahat sohbet muhabbet şamata yapılabilir :).

En son Antep’ten gelen “hasır kadayıf” teşrif ediyor masamıza. Ay çok doyduk nasıl yiyeceğiz derken bir çatal almamla fikrim değişiyor. Daha yemeden burnuma tüten fıstık kokusu birazdan tadacağım tatlının güzelliğini anlatan bir fragman gibi. Filmi izliyoruz (yiyoruz efenim), çok tutuyor, devamını çekin diyoruz (ikinci tabağı istiyoruz:) ), abartmayalım deyip vazgeçiyoruz. Ama eve dönerken yol boyunca aklımızdan çıkmıyor..

Belki mekanı böyle sevmemizde güleryüzlü çalışanlarının ve hatırşinas sahibinin de katkısı büyüktür.. 4ten 4e Ocakbaşı tam bir müdavim mekanı.. Ondan belki de daha ilk gidişimde yıllardır gidiyormuşum hissine kapıldım..

4ten 4e Ocakbaşı arkadaş toplantıları, iş yeri yemekleri, doğum günü kutlamaları gibi özel günlerinizde gönül rahatlığı ile tercih edebileceğiniz nezih bir mekan. Ocakbaşının lezzeti ile şık bir restoranın zarafetini bir araya getirip iyi iş çıkartmışlar açıkçası. Hem tazecik mezeleri, hem közde sebzeleri, hem de bilimum kebapları, etleri ama özellikle lokumu başarılı olan bu mekanı muhakkak gidilesi yerler listenize alın. Ocakbaşında edilen sohbetin de tadına doyum olmuyor.. Bana bu keşfimde eşlik eden canım arkadaşım Bulut Misali ile kahkaha dolu anlarımız oldu.

Anılarımız arasına içten karelerle kazındı 4ten 4e Ocakbaşı. Mottoları “demleniyoruz..” , eee, ha deyince pişilmiyor, çiğiz, az biraz bekleyince, yaşayınca, çileleri çektikçe olgunlaşıyor, demleniyoruz.. Tabii kastedilen tam olarak bu değil ama demlenirken de yaptığımız şey aslında yine demlenmek değil mi.. Anladınız siz onu 🙂 (Burada bir takım gülüşmeler, twitter ergeni özlü sözü söylemenin ağır yükü falan 🙂 .

Bizde bu keşif arzusu ve iştah olduğu sürece daha ne mekanlar göreceğiz kimbilir..

Yine yeni yerlerde görüşmek üzere..

Kalın sağlıcakla, afiyetle..

Eyvallah..

Nilgün KARAKAŞ

http://www.4ten4e.com

ADRES: Tomtom Mahallesi, Yeni Çarşı Caddesi, No 38, Beyoğlu, İstanbul

TEL:0212 9002633

Related posts